Yarın gençlerin hayatına dokunan bir sınav var. Dört yıllık bir lise yolculuğunun ardından, yarın sadece test kitapçıkları değil; aynı zamanda hayaller, kaygılar, planlar ve biraz da belirsizlik masaya yatırılacak.
YKS’ye girecek tüm genç arkadaşlarımıza bu satırları bırakmak istiyorum.
Biliyorum… şu an büyük bir stres altındasınız.
Açık konuşalım: Biz de o yollardan geçtik. Hatta bazen aynı sokakta yürürken bile içimizde aynı fırtınalar vardı.
“Şimdi bana nasihat verecek yaşta değil” diyebilirsiniz. Haklısınız da… Çünkü mesele nasihat değil. Mesele aynı duygudan geçmiş olmanın tanıklığı.
Hepimiz düştük, kalktık, yorulduk. Bazen yanlış kararlar aldık, bazen doğru sandığımız şeylerin yanlış olduğunu sonradan öğrendik.
Şu an içinizde bir meslek hayali var belki. Kendinizi o mesleğin içinde görüyorsunuz. Ama bir yandan da ebeveynlerinizin başka beklentileri, öğretmenlerinizin başka yönlendirmeleri, çevrenin bitmeyen “sen aslında şunu yapmalısın” cümleleri…
Yani herkes konuşuyor. Ama en az konuşan çoğu zaman sizsiniz: kendiniz.
Oysa en kritik ses orada.
Belki şu an yüzlerce sayfa arasında meslek araştırıyorsunuz, şehirleri karşılaştırıyorsunuz, üniversite puanlarını hesaplıyorsunuz. Bir yanda “gerçekler”, bir yanda “hayaller”.
Ama şunu unutmayın:
Bu sınav sadece bir sıralama değil. Sizin kim olduğunuzu belirleyen bir mühür de değil.
En büyük beklenti sizin içinizde olmalı.
Kafanızdaki gürültüyü biraz kısmayı deneyin.
Çünkü hayat dediğimiz şey, sürekli dışarıdan gelen yorumların sesiyle değil, içeride verdiğiniz kararlarla şekillenir.
Şunu sorun kendinize:
“Ben nasıl bir hayat istiyorum?”
Sabah kalktığında yüzünüzü güldüren bir iş mi?
Yoksa başkalarının “zirve” dediği ama sizin için içi boş kalan bir hayat mı?
Çünkü bazen en büyük başarı, en çok puan değil; en az pişmanlıktır.
Evet, hayat kolay değil.
Sevdiğiniz işi yaparken bile zorluklar olacak. Belki para yetmeyecek, belki mobbing olacak, belki “keşke”ler olacak…
Ama sevdiğiniz bir şey için mücadele etmekle, sevmediğiniz bir şeye her gün katlanmak aynı şey değil.
Bir yazarın dediği gibi:
“İşini severek yapan insan aslında hiç çalışmaz.”
Biraz romantik geliyor olabilir ama hayatın gerçeği de tam burada başlıyor.
Şimdi tüm istatistikleri, “atanır mı, iş bulur mu, garantisi var mı?” sorularını bir kenara koyun.
Önce kendinize bakın.
Sonra kapasitenize.
Sonra hayalinize.
Ve en önemlisi: Kendinize güvenin.
Stresle değil, biraz gülümseyerek girin o sınava. Çünkü hiçbir sınav, sizden daha büyük değil.
Ve biraz da ailelere…
Evet, çocuklarınız için en iyisini istiyorsunuz. En iyi okullar, en iyi kitaplar, en iyi imkanlar…
Ama bazen “en iyi” ile “en uygun” aynı şey olmayabiliyor.
Siz de bir zamanlar çocuktunuz. Siz de baskı gördünüz, siz de hata yaptınız, siz de bazen “keşke” dediniz.
Çocuklarınıza en büyük desteğiniz şu cümle olabilir:
“Ne olursa olsun arkandayız.”
Sınavdan alacağı puan, hayatının tamamı değil.
Bazen bir sarılma, binlerce motivasyon konuşmasından daha etkilidir.
Çünkü çocuklar sadece başarıyla değil, sevildiklerini hissederek güçlenir.
Son söz:
Bu sınav bir son değil.
Bir başlangıç.
Ve unutmayın…
Hayat, sadece doğru cevapları bilenlerin değil, kendi yolunu cesaretle seçenlerin hikâyesidir.













