Türkiye’de yeni bir dönem başlıyor. Peki nedir bu yeni dönem? Aslında yeni dönem çoktan başladı.
Devletimiz bu yeni dönemi hızlandırma ve yönetme perspektifinden ilerleyerek yeniden şekillendirmeyi planlıyor. Bu dönemde yapay zekanın doğru bir şekilde kullanılması, yapay zekâ ve dijital okur yazarlık geliştirilerek bilgiye en temiz ve sade şekilde ulaşılması ve mevcut mesleklere entegre edilerek mesleki kazanımların doğru şekilde ilerlemesi düşünülüyor. Devletimiz tarafında gerçekleşen ve planlanan bu hamle çok yerinde bir adımdır. Çünkü neden? Bilgiye en doğru ve en hızlı şekilde ulaşılması ve doğru bilgiye ulaşılmasıyla beraber, fen, sosyal ve beşerî ilimleri genişletmek ve üzerine ekleyerek geliştirmek açısından yapay zekâ kullanımı çok önemlidir. Bu yeni dönemde yapay zekayı doğru kullananlar birkaç adım daha öne çıkacaklardır. Kişisel gelişim, mesleki gelişim, kariyer gelişimi ve beşerî ilimlerin yapay zekanın katkısıyla yeniden şekillenmesi açısında önemli bir dönemdeyiz. Bu süreci iyi okuyan ve yönetenler, yeni dönemde her alanda başarıyı elde edeceklerdir. Buradaki kritik nokta yapay zekâ okuryazarlığını iyi geliştirmektir. Çünkü yapay zekâ okur yazarlığını geliştirmezsek, doğru bilgiyi elde edemeyiz. Öyle zannediyorum ki algoritmaya mağlup olabiliriz. Algoritma neye yönlendirirse oraya doğru gidebiliriz. Bizlere yapay bir hayat sunabilir. Eğer yapay hayatın içine girersek bocalayabiliriz. Bu bocalama süreci bizleri bunalımı ve depresif bir hayata sürükleyebilir. Kişisel gelişimimizde ve mesleki kariyerimiz geriye doğru sayabiliriz.
Devletimiz büyük ihtimalle bu durumları fark ettiği için tüm vatandaşları eğitim sürecine dahil etmeyi planlıyor. Türkiye, 2026-2030 Yapay Zekâ Eylem Planı ile milyonlarca vatandaşa yapay zekâ okuryazarlığı kazandırmayı hedefliyor. Artık yapay zekâ yalnızca mühendislerin veya teknoloji şirketlerinin konusu değil; öğretmenin, memurun, öğrencinin, esnafın ve ebeveynin de gündeminde olacaktır. Bu süreçte yapay zekâ okuryazarlığı yalnızca bir uygulamaya soru sormayı öğrenmek değildir. Asıl mesele algoritmaların nasıl çalıştığını, hangi verilerle beslendiğini ve kararlarımızı nasıl etkilediğini anlayabilmektir. Bugün sosyal medya akışlarımızı algoritmalar belirliyor. İzlediğimiz videolar, okuduğumuz haberler, karşılaştığımız reklamlar, hatta kimi zaman siyasi ve toplumsal görüşlerimiz bile algoritmaların süzgecinden geçiyor. Bu nedenle yapay zekâ çağında soru artık teknolojiye erişmek değil: Teknolojinin bizi nasıl yönlendirdiğini fark edebilmektir.
21. Yüzyılın asıl gerçeği teknoloji ve veridir. 16. yüzyıl altının, 19. yüzyıl kömürün ve çeliğin, 20. yüzyıl petrolün, 21. yüzyıl ise verinin, çipin ve yapay zekânın yüzyılıdır. Güç artık sadece yerin altındaki kaynaklarda değil; insan zihnini, bilgiyi ve algoritmayı yöneten yapılardadır. Onun için biz Türkiye olarak bu süreci çok iyi yönetmemiz gerekmektedir. Türkiye, 2026-2030 Yapay Zekâ Eylem Planı büyük ve yerinde bir hamledir.
Türkiye’nin yapay zekâ alanında attığı adımlar, küresel rekabet açısından önemli bir fırsat sunmaktadır. Ancak bu fırsatın kalıcı bir kazanıma dönüşebilmesi için teknik yeterliliklerin yanında eleştirel düşünme, etik farkındalık, veri güvenliği bilinci ve dijital sorumluluk anlayışının da geliştirilmesi gerekmektedir. Yapay zekâ çağında korunması gereken en önemli değer, insanın muhakeme gücü, vicdanı ve iradesidir. Zira algoritmalar hesap yapabilir; fakat anlam üretemez, ahlaki sorumluluk taşıyamaz ve insan olmanın yüklediği değerleri temsil edemez.
Yapay zekâdan korkmak yerine onu anlamak gerekir. Ancak bilinçsiz kullanım; yanlış bilgi, manipülasyon, mahremiyet ihlali, dijital bağımlılık gibi yeni riskler doğurabilir. Bu nedenle yapay zekâ okuryazarlığı teknik bir eğitimden çok daha fazlasıdır. Bu aynı zamanda bir bilinç eğitimidir. Yanlış bilgi insanı otomatik olarak yanlış yerlere yönlendirir ve hata yaptırır. Manipülasyonla bilinçaltı ve algımız yanlış yönlendirilebilir. Veri güvenliğimiz olmazsa mahrem bilgilerimiz ortaya saçılabilir. Ülke olarak dijital bağımsızlığımız olmazsa tehlike sinyalleri yanabilir. Yapay zekanın okur yazarlığı hariç, ülke olarak teknoloji firmalarımızın yerli ve milli yapay zekâ programları üretmesi gerekmektedir. Eğer yerli ve milli yapay zekâ programları üretebilirsek. 2026-2030 Yapay Zekâ Eylem Planı tam anlamıyla ulaşmış olur. 2030’lu yıllara geldiğimizde ülkemizde adeta yeni bir devrim gerçekleşir. Her alanda zirveye yaklaşırız ya da dünyada birincisi oluruz. Ekonomi, ticaret, savunma sanayisi, güvenlik, eğitim ve teknolojide ilerlememiz hızlanır. Bu hızlanma ile refah seviyemiz yükselir. Artan refah seviyesi, kamu hizmetlerinin niteliğini yükseltebilir; hukuk, eğitim ve güvenlik sistemlerinin daha etkin işlemesine katkı sağlayabilir.
Bu köşe yazısındaki amaç bu konuda farkındalık oluşturarak bilinçli bir hale gelmemiz amaçlanmaktadır. Kişisel olarak her birimizin bu süreçte üstüne düşeni yapması gerekir. Üstümüze düşen sorumluğu yaparsak bu sürece katkı sağlamış oluruz. Katkı sağladığımız ölçüde hem ülkemize hem de insanlığa hizmet etmiş oluruz.












