Değerli okurlarım, bugün rotamızı, Asya’nın kalbinde, Moğolistan ve Sibirya arasında sıkışıp kalmış, ancak ruhları gökyüzüne değen bir halka çeviriyoruz: Tuva Türkleri.
Onlar ki, “göçebe” kelimesine en otantik anlamını veren, at sırtında doğup büyüyen, ve evet, gırtlaklarından çıkan seslerle evrenin tüm notalarını çalabilen bir topluluk.
Bir Tuvalı ile tanıştığınızda, ilk başta biraz sessiz ve kendi halinde görünebilirler. Ama sakın ola ki onları utangaç sanmayın! Onların sessizliği, bozkırın enginliğinden gelen bir dinginliktir. Ve o dinginliğin içinde, aniden bir gırtlak sesi yükseldiğinde, işte o an şaşkınlıktan küçük dilinizi yutabilirsiniz. Düşünsenize, bir insan aynı anda iki, hatta üç farklı notayı nasıl çıkarabilir? Sanki içlerinde gizli bir orkestra varmış gibi. Ben şahsen ilk duyduğumda, “Acaba bu arkadaşın boğazına bir radyo mu kaçmış?” diye düşünmeden edemedim. Ama hayır, bu onların binlerce yıllık kültürel mirası, “höömey” dedikleri gırtlak müziği. Ve inanın, bir Tuvalı’nın gırtlak müziği yaparkenki o ciddi yüz ifadesi, çıkan sesin büyüleyiciliğiyle birleşince, ortaya çıkan kontrast başlı başına bir komedi unsuru olabiliyor. Sanki “Ben burada evreni yeniden yaratıyorum, sen neye gülüyorsun?” der gibi bakıyorlar.
Peki kimdir bu Tuva Türkleri? Onlar, kökleri kadim Türk boylarına dayanan, Şamanizm’in derin izlerini taşıyan, atlarına olan bağlılıklarıyla bilinen bir halktır. Tuva Cumhuriyeti’nde yaşayan bu halk, dünyanın en az bilinen Türk topluluklarından biri olmasına rağmen, kültürel zenginlikleri ve özgün yaşam tarzlarıyla dikkat çeker. Atları sadece bir ulaşım aracı değil, aynı zamanda ruh eşleri, yoldaşlarıdır. Bir Tuvalı’nın atıyla olan bağı, kelimelerle anlatılamaz. Belki de bu yüzden, at sırtında gırtlak müziği yaparken, o seslerin bozkırda yankılanışı, evrenle kurdukları eşsiz bir diyalogdur.
Tuva kültürü, doğayla iç içe bir yaşam felsefesini barındırır. Şaman davullarının ritmi, bozkır rüzgarlarının fısıltısı, atların nal sesleri… Tüm bunlar onların müziğine, danslarına ve yaşamlarına sinmiştir. Modernleşmenin getirdiği değişimlere rağmen, geleneklerini yaşatma konusunda gösterdikleri azim takdire şayandır.
Öyleyse, bozkırın bu notası, gırtlağın bu senfonisi olan Tuva Türklerine selam olsun! Belki bir gün yolunuz Tuva’ya düşer de, o eşsiz gırtlak sesleriyle ruhunuzu dinlendirir, atların özgürlüğüne şahit olursunuz. Emin olun, bu deneyim, hayatınıza yeni bir melodi katacaktır.













