Türkiye’nin Güncel Durumu: 2025 Perspektifi… Türkiye, 2025 yılına girerken, hem iç dinamiklerdeki önemli değişimlerle hem de küresel ve bölgesel gelişmelerin etkisiyle çok boyutlu bir dönüşüm sürecinin içinde bulunmaktadır.
Giriş
Türkiye, 2025 yılına girerken, hem iç dinamiklerdeki önemli değişimlerle hem de küresel ve bölgesel gelişmelerin etkisiyle çok boyutlu bir dönüşüm sürecinin içinde bulunmaktadır. Son yerel seçimlerin siyasi dengeyi yeniden şekillendirmesi, ekonomik göstergelerdeki dalgalanmalar, demografik yapının yaşlanma eğilimi, dijitalleşmenin toplumsal yaşamdaki derinleşen etkisi, çevresel sorunların artan aciliyeti ve proaktif dış politika hamleleri, ülkenin mevcut durumunu ve geleceğe yönelik potansiyelini belirleyen temel unsurlardır. Bu rapor, Türkiye’nin 2025 yılı itibarıyla içinde bulunduğu siyasi, ekonomik, sosyal, çevresel ve dış politika alanlarındaki güncel durumu kapsamlı bir şekilde analiz etmeyi ve bu alanlardaki temel eğilimleri, zorlukları ve fırsatları ortaya koymayı amaçlamaktadır.
1. Siyasi Ortam ve Yönetişim
1.1. Son Seçim Dinamikleri ve Siyasi Güç Kaymaları
Türkiye’nin siyasi haritası, 31 Mart yerel seçimleriyle önemli bir dönüşüm yaşamıştır. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), 1977’den bu yana ilk kez Türkiye genelinde birinci parti konumuna yükselerek %37,8 oy oranına ulaşırken, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) %35,5 ile ikinci sırada kalmış ve 22 yıllık iktidarında ilk kez bir seçimden yenilgiyle ayrılmıştır. Bu sonuç, özellikle ekonomik krizin faturasının seçmen tarafından iktidara kesildiği yorumlarına neden olmuştur.
CHP’nin bu yükselişi, geleneksel olarak “kıyılar partisi” olarak bilinen imajını aşarak Adıyaman, Kırıkkale, Kilis, Giresun, Denizli ve Afyonkarahisar gibi AKP’nin güçlü olduğu illerde sürpriz zaferler elde etmesiyle pekişmiştir. Bu durum, AKP’nin siyasi hegemonyasında önemli bir aşınmaya işaret etmekte ve siyasi ortamın daha çoğulcu bir yapıya evrildiğini göstermektedir. Seçmen sadakatinin ekonomik performansa bağlı olarak daha akışkan hale gelmesi, gelecekteki ulusal seçimlerde daha dinamik koalisyon politikalarına veya daha rekabetçi bir çok partili sisteme yol açabilir.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in “cam tavan” olarak nitelendirdiği %25’lik oy oranını aşması ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul’u yeniden kazanması, hem CHP tabanında yeniden umut yaratmış hem de İmamoğlu’nun 2028 cumhurbaşkanlığı seçimleri için elini güçlendirmiştir. İmamoğlu’nun gözaltına alınması ve tutuklanması girişimlerine rağmen (2025’teki hükümet karşıtı protestoların nedenlerinden biri olarak belirtilmiştir) , yeniden seçilmesi, kamuoyunun otoriterleşme algısına karşı bir duruş sergilediği şeklinde yorumlanabilir. Bu durum, gelecekteki siyasi rekabetin daha da kızışacağının bir göstergesidir.
Seçimlerin bir diğer dikkat çekici sonucu, Yeniden Refah Partisi’nin (YRP) %6,2 oy oranıyla üçüncü siyasi parti konumuna yükselmesidir. YRP, 2023’te Cumhur İttifakı’nda yer almasına rağmen bu seçimlere ayrı girmiş ve Şanlıurfa ile Yozgat’ı AKP’den alarak memnuniyetsiz AKP seçmeninin yeni adresi olmuştur. Bu durum, sağ-muhafazakar seçmen tabanında bir parçalanma yaşandığını ve Cumhur İttifakı’nın konsolide tabanının daraldığını göstermektedir. Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ise, ittifak ortağı AKP gibi oylarını düşürmüş ve elindeki tek büyükşehir olan Manisa’yı CHP’ye kaybetmiştir. İYİ Parti ise “hür ve müstakil” girme kararı sonrası büyük oy kaybı yaşayarak %3,8’e gerilemiş ve sadece bir il belediyesi kazanabilmiştir.
TBMM’de temsil edilen siyasi partilerin 2023 yılı itibarıyla dağılımı aşağıdaki tabloda sunulmuştur. Şubat 2025 itibarıyla Türkiye’de 167 siyasi parti aktif durumda olup, bunlardan 38’i seçimlere katılabilme yeterliliğine sahiptir. 2025 yılında “Yeni Yol” adında merkez sağda konumlanan yeni bir parti kurulmuş ve 23 milletvekili ile TBMM’de temsil edilmeye başlanmıştır.
Tablo 1: TBMM’de Temsil Edilen Başlıca Siyasi Partiler (2023/2025)
| Siyasi Parti | Siyasi Pozisyon | İdeoloji | Lider | Ulusal Üyelik | TBMM Sandalye Sayısı (2023) | Üye Sayısı |
| Adalet ve Kalkınma Partisi | Sağ | Muhafazakârlık, Sağ popülizm | Recep Tayyip Erdoğan | Cumhur İttifakı | 273 / 600 | 11.135.306 |
| Cumhuriyet Halk Partisi | Merkez sol | Sosyal demokrasi, Atatürkçülük | Özgür Özel | — | 135 / 600 | 1.531.944 |
| Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi | Sol | Azınlık hakları, Demokratik konfederalizm | Tülay Hatimoğulları, Tuncer Bakırhan | Emek ve Özgürlük | 56 / 600 | 14.741 |
| Milliyetçi Hareket Partisi | Aşırı sağ | Türk milliyetçiliği, Ülkücülük | Devlet Bahçeli | Cumhur İttifakı | 47 / 600 | 495.447 |
| İYİ Parti | Merkez sağ | Türk milliyetçiliği, Sağ popülizm | Müsavat Dervişoğlu | — | 29 / 600 | 412.744 |
| Yeni Yol | Merkez sağ | Liberal muhafazakârlık, Büyük çadır | Celal Mümtaz Akıncı | Yeni Yol | 23 / 600 | – |
| Hür Dava Partisi | Aşırı sağ | İslamcılık, Sosyal muhafazakârlık | Zekeriya Yapıcıoğlu | — | 4 / 600 | 14.858 |
| Yeniden Refah Partisi | Aşırı sağ | Millî Görüş, İslamcılık | Fatih Erbakan | — | 4 / 600 | 622.847 |
| Türkiye İşçi Partisi | Aşırı sol | Sosyalizm, Sol popülizm | Erkan Baş | Emek ve Özgürlük | 3 / 600 | 44.072 |
| Demokratik Bölgeler Partisi | Sol | Azınlık hakları, Bölgeselcilik | Çiğdem Kılıçgün Uçar, Keskin Bayındır | Emek ve Özgürlük | 2 / 600 | 6.691 |
| Emek Partisi | Aşırı sol | Marksizm-Leninizm, Hocaizm | Seyit Aslan | Emek ve Özgürlük | 2 / 600 | 5.004 |
| Gelecek Partisi | Sağ | Muhafazakârlık, Ekonomik liberalizm | Ahmet Davutoğlu | Yeni Yol | 2 / 600 | 64.389 |
| Demokrasi ve Atılım Partisi | Merkez sağ | Liberal muhafazakârlık, Neoliberalizm | Ali Babacan | Yeni Yol | 1 / 600 | 134.025 |
| Demokrat Parti | Merkez sağ | Sosyal liberalizm, Sağ popülizm | Gültekin Uysal | — | 1 / 600 | 326.054 |
| Demokratik Sol Parti | Merkez sol | Atatürkçülük, Ulusalcılık | Önder Aksakal | — | 1 / 600 | 24.230 |
| Saadet Partisi | Sağ | Millî Görüş, Ümmetçilik | Mahmut Arıkan | Yeni Yol | 1 / 600 | 232.928 |
1.2. Hükümet Politikaları ve Muhalefet Hareketleri
2025 yılı, Türkiye’de hükümet karşıtı protestolarla başlamıştır. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve 100’den fazla muhalif kişinin gözaltına alınması, bu protestoların ana tetikleyicisi olmuştur. Protestoların temel nedenleri arasında otoriterleşme, siyasi ve ekonomik yolsuzluk, demokratik gerileme ve kleptokrasi gibi iddialar yer almaktadır. Protestocular, İmamoğlu ve diğer muhaliflerin serbest bırakılmasını, demokratik süreçlerin kesintiye uğratılmasının önlenmesini, özgür ve adil seçimler yapılmasını ve 67. Türkiye Hükümeti’nin istifasını talep etmişlerdir. Bu protestolara CHP, İYİP, MP, ZP, TİP, TKP, DEVA Partisi, YRP gibi geniş bir muhalif parti yelpazesi destek vermiştir. Bu durum, demokratik meşruiyet krizi ve siyasi kutuplaşmanın derinleştiğini göstermektedir.
Hükümetin ana politikaları, 2025 yılında da çeşitli alanlarda devam etmektedir. Dışişleri Bakanlığı’nın 2025 Performans Programı, “Türkiye Yüzyılı” vizyonu doğrultusunda bağımsız ve milli bir dış politika izlemeyi hedeflemektedir. Bu program, ülkenin hak ve menfaatlerini korumayı, barışçıl işbirliği yaklaşımıyla çok boyutlu bir dış politika uygulamayı ve dış ilişkileri koordine etmeyi misyon edinmiştir. Ayrıca, siber güvenlik tehditleriyle mücadele, insani yardımların koordinasyonu ve yurt dışındaki Türk vatandaşlarının menfaatlerinin korunması da hükümetin öncelikleri arasındadır.
Yerel seçim sonuçlarının ardından, iktidar partisinin yeni anayasa için düğmeye basma hesapları rafa kalkmıştır. CHP’nin seçimlerden hem oy oranı hem de moral üstünlüğüyle çıkması, hükümetin yasama gündemini yeniden değerlendirmesine neden olmuştur. Bu, hükümetin kamuoyu tepkilerine karşı bir dereceye kadar duyarlı olduğunu ve daha fazla siyasi gerilimi önlemek için stratejik bir geri adım attığını düşündürmektedir.
Ekonomik krizin siyasi memnuniyetsizliğin temel itici gücü olması, hükümetin gelecekteki siyasi istikrarının enflasyonu yönetme ve yaşam standartlarını iyileştirme yeteneğine büyük ölçüde bağlı olacağını göstermektedir. 2025 protestoları, siyasi olaylarla tetiklenmiş olsa da, geniş halk kesimlerindeki hoşnutsuzluğun temelinde ekonomik zorlukların yattığını ortaya koymaktadır.
1.3. Hukukun Üstünlüğü, İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü
Türkiye’nin hukukun üstünlüğü ve insan hakları karnesi, uluslararası raporlarda endişe verici bir tablo çizmektedir. World Justice Project’in 2023 Hukukun Üstünlüğü Endeksi’ne göre Türkiye, 142 ülke arasında 0,41 puanla 117. sırada yer almaktadır ve hem bölgesel hem de küresel ortalamaların oldukça altındadır. Özellikle hükümet yetkilerine getirilen kısıtlamalar (0,28 puan), temel haklar (0,30 puan) ve ceza adaleti (0,38 puan) alanlarında çok düşük puanlar almıştır. Düşünce ve ifade özgürlüğünün etkin bir şekilde garanti edilmesi alanındaki düşük puanlar, bu alandaki ciddi sorunları gözler önüne sermektedir.
Tablo 2: World Justice Project Hukukun Üstünlüğü Endeksi 2023 – Türkiye’nin Puanları
| Faktör | Türkiye Puanı | Küresel Sıralama (142 Ülke Arasında) | Bölgesel Ortalama | Küresel Ortalama |
| Hükümet Yetkilerine Getirilen Kısıtlamalar | 0,28 | 137. | – | – |
| Yolsuzluğun Yokluğu | 0,44 | 77. | Eşit | Altında |
| Açık Hükümet | 0,40 | 107. | 0,48 | 0,52 |
| Temel Haklar | 0,30 | 133. | 0,52 | 0,56 |
| Düzen ve Güvenlik | 0,72 | 75. | Altında | Eşit |
| Düzenleyici Uygulama | 0,42 | – | 0,46 | 0,54 |
| Sivil Adalet | 0,41 | – | 0,51 | 0,54 |
| Ceza Adaleti | 0,38 | – | 0,41 | 0,47 |
Amnesty International ve diğer insan hakları örgütleri, 2025 yılında yayımladıkları açık mektupta, Türkiye’de siyasi katılım hakkına, hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına yönelik “olağanüstü saldırıdan” derin endişe duyduklarını belirtmişlerdir. Ekrem İmamoğlu’nun siyasi saiklerle gözaltına alınması ve tutuklanması girişimleri, hükümetin iktidarı pekiştirme ve siyasi muhalefeti ortadan kaldırma yönündeki adımlarının bir göstergesi olarak sunulmuştur. Yargı üzerindeki yürütme kontrolünün ve siyasi etkinin artırılması, ceza hukukunun kötüye kullanılması ve mahkemelerin uydurma iddianameleri kabul etme eğilimi, insan hakları üzerindeki baskıyı artırmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ Şenoğlu ve Osman Kavala davalarında açıkça hiçe sayılması, yargı bağımsızlığına yönelik ciddi endişeleri güçlendirmektedir.
Basın özgürlüğü de ağır baskı altındadır. Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın (TGS) 2024-2025 Basın Özgürlüğü Raporu’na göre, 1 Nisan 2025 itibarıyla en az 18 gazeteci gazetecilik faaliyetleri nedeniyle cezaevinde bulunmaktadır. 313 soruşturma açılmış, 123 gözaltı işlemi uygulanmış ve 212 davada 311 gazeteci yargılanmıştır. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından basın yayın kuruluşlarına toplamda yaklaşık 87 milyon TL idari para cezası kesilmiş ve 21 defa yayın durdurma kararı verilmiştir. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin yetkileri AYM tarafından iptal edilmesine rağmen faaliyet göstermeye devam etmesi, bilgi kontrolü ve muhalif sesleri bastırma çabalarının bir göstergesidir. Bu durum, hükümetin istikrarı sürdürmek için bilgi kontrolünü kritik gördüğünü ve ifade özgürlüğünün kamusal söylem ve demokratik hesap verebilirlik üzerindeki etkisini ciddi şekilde kısıtladığını düşündürmektedir.
Human Rights Watch (HRW) raporu (Ekim 2024), ifade, toplanma ve örgütlenme özgürlüklerine yönelik saldırıların yanı sıra, sosyal medya ve çevrimiçi içeriğe yönelik kısıtlamaları (bir milyondan fazla web sitesinin engellenmesi dahil) , işkence ve kötü muamele vakalarındaki artışı, zorla kaybetmelerde cezasızlığı, kadına yönelik şiddetle mücadeledeki yetersizlikleri (İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme) ve göçmenlere/mültecilere yönelik istismarları detaylandırmıştır. Bu durum, Türkiye’nin insan hakları sicilinin sadece iç meselelerle sınırlı kalmayıp, komşu bölgelerdeki eylemleri ve savunmasız nüfuslara yönelik muamelesini de kapsadığını göstermektedir.
1.4. Yargı Reformları ve Yasal Çerçeve Güncellemeleri
Türkiye’nin ceza adaleti sisteminde önemli değişiklikler getirmeyi hedefleyen 10. Yargı Paketi, 1 Haziran 2025’te TBMM Adalet Komisyonu’nda kabul edilmiştir. 30 maddeden oluşan bu paket, ceza infaz sisteminde reformlar yapmayı, cezaevlerindeki yoğunluğu azaltmayı ve hükümlülerin topluma yeniden kazandırılmasını kolaylaştırmayı amaçlamaktadır.
Paketin öne çıkan düzenlemeleri arasında şunlar yer almaktadır:
- Denetimli Serbestlik ve İyi Hal Uygulamaları: Tekerrür hükümleri uygulanan hükümlüler için ilk kez şartlı tahliye imkânı getirilmiştir. İyi halli ikinci kez tekerrür hükümlüleri, süreli hapis cezalarının dörtte üçünü infaz kurumunda geçirdikten sonra şartlı tahliyeden yararlanabilecektir. Ayrıca, denetimli serbestlik için hükümlülerin cezasının en az onda birini cezaevinde geçirme şartı getirilmiştir (en az 5 gün).
- Özel İnfaz Usullerinin Genişletilmesi: Kadın, çocuk ve 65 yaş üstü hükümlüler için ev hapsi süresi 1 yıldan 3 yıla çıkarılmıştır. Ağır hasta veya engelli hükümlüler için de evde infaz imkanı getirilmiştir.
- Çocuk Hükümlülere Yönelik Değişiklikler: Kasıtlı suçlardan 3 yıl veya daha az, taksirli suçlardan 5 yıl veya daha az ceza alan çocuk hükümlülerin cezaları doğrudan çocuk eğitim evlerinde infaz edilecektir.
- Cezaların Artırılması: Trafik güvenliğini tehlikeye sokma, tehdit ve kasten yaralama suçları ile meskun mahalde havaya ateş etme gibi fiillerin cezaları artırılmıştır. Bu, suçla mücadelede caydırıcılığı artırmayı hedeflemektedir.
- Mağdur Haklarının Güçlendirilmesi: Paket, mağdur odaklı hukuk politikalarının geliştirilmesini ve tazminat mekanizmalarının daha etkin hale getirilmesini amaçlamaktadır. Özellikle kadına ve çocuğa yönelik şiddet ve istismar suçları için caydırıcı cezalar ve infaz sürelerinin artırılması öngörülmektedir.
- Dijitalleşme: Yargı süreçlerinin hızlandırılması ve şeffaflığının artırılması amacıyla elektronik ortamda dava açma, duruşma yapma ve karar tebliği gibi süreçlerin genişletilmesi hedeflenmektedir.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, bu düzenlemelerin ceza adaleti sistemine olan güveni artıracağını ve cezasızlık algısını tamamen ortadan kaldıracağını belirtmiştir. Ancak, DEM Parti gibi muhalifler, paketin toplantı ve gösteri özgürlüğünü zedeleyebileceği yönünde endişeler dile getirmiştir. Bu durum, yargı reformlarının bir yandan sistemin etkinliğini artırmayı hedeflerken, diğer yandan temel hak ve özgürlükler üzerindeki potansiyel etkileri konusunda tartışmaları beraberinde getirdiğini göstermektedir.
Yasal çerçevedeki diğer güncellemeler arasında, 2025 yılından itibaren satıcılara uygulanacak güncellenmiş idari para cezaları yer almaktadır. Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a göre, sipariş edilemeyen mal ve hizmetlere aykırı davranma, cayma hakkı sürelerine uymama gibi ihlallerde cezalar önemli ölçüde artırılmıştır. Ayrıca, Gelir Vergisi, Damga Vergisi, Engellilik İndirimleri ve 2025 yılı gelir vergisi oranları da güncellenerek yürürlüğe girmiştir. İdari davalarda istinaf ve temyiz sınırlarının davanın açıldığı tarihteki parasal değerlere göre belirlenmesi de önemli bir yasal değişikliktir.
Tablo 3: 10. Yargı Paketi’ndeki Öne Çıkan Değişiklikler (2025)
| Değişiklik Alanı | Spesifik Düzenleme/Değişiklik | Amaç/Etki |
| Denetimli Serbestlik | İkinci kez tekerrür hükümlülerine şartlı tahliye imkanı; denetimli serbestlik için cezanın en az 1/10’unu cezaevinde geçirme şartı (min. 5 gün). | Cezaevlerindeki yoğunluğu azaltma, hükümlülerin topluma kazandırılması, cezasızlık algısını giderme. |
| Özel İnfaz Usulleri | Kadın, çocuk, 65+ yaş hükümlüler için ev hapsi süresi 1 yıldan 3 yıla; ağır hasta/engelliler için evde infaz imkanı. | İnsani koşulları iyileştirme, aile bağlarını koruma, cezaevlerindeki yükü azaltma. |
| Cezaların Artırılması | Kasten yaralama, tehdit, trafik güvenliğini tehlikeye sokma, meskun mahalde havaya ateş etme suçlarının cezaları yükseltildi. | Suçla mücadelede caydırıcılığı artırma, toplumsal huzuru koruma. |
| Mağdur Hakları | Mağdur odaklı hukuk politikaları geliştirme, tazminat mekanizmalarını etkinleştirme, kadına ve çocuğa yönelik şiddet suçlarında infaz sürelerini artırma. | Mağdurların korunmasını güçlendirme, adalete güveni artırma. |
| Dijitalleşme | Elektronik ortamda dava açma, duruşma yapma, karar tebliği gibi süreçlerin genişletilmesi. | Yargı süreçlerini hızlandırma, şeffaflığı artırma, vatandaşların adalete erişimini kolaylaştırma. |
2. Ekonomik Performans ve Görünüm
2.1. Makroekonomik Göstergeler: Enflasyon, Büyüme ve İstihdam
Türkiye ekonomisi, 2025 yılında enflasyonla mücadele ve büyüme dengesi konularında önemli gelişmeler kaydetmektedir. Nisan 2025 itibarıyla yıllık enflasyon oranı %37,86’ya gerileyerek piyasa beklentilerinin altında kalmış ve tüketici enflasyonunda üst üste 11. ay düşüşünü işaret etmiştir. Bu düşüş, Aralık 2021’den bu yana görülen en düşük seviyedir. Trading Economics’in küresel makro modellerine göre, bu çeyreğin sonunda enflasyon oranının %33,00 olması beklenmektedir. Ancak, eğitim (%79,2), konut ve kamu hizmetleri (%74,07) ile oteller, kafeler ve restoranlar (%41,87) gibi sektörlerdeki fiyat artışları hala yüksek seyretmektedir. Hizmet sektöründeki yüksek enflasyon (%37,15), para politikasının buralara nüfuz edemediğini ve enflasyonun yapısal sorunlar nedeniyle inatçı olduğunu göstermektedir.
Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) büyümesi 2025 yılının ilk üç ayında %2 olarak gerçekleşmiştir. Cari fiyatlarla GSYH 12 trilyon 125 milyar liraya (335 milyar dolar) ulaşmıştır. Büyümedeki ana etkenler hanehalkı harcamaları (%2 artış), kamu harcamaları (%1,2 artış) ve sabit sermaye yatırımları (%2,1 büyüme) olmuştur. İthalat %3 artarken, ihracat %0,01 gibi küçük bir düşüş göstermiştir. Bu durum, büyümenin daha çok iç talebe dayalı olduğunu ve dış talebin zayıf seyrettiğini göstermektedir, bu da uzun vadeli sürdürülebilir büyüme için bir kırılganlık oluşturabilir. Orta Vadeli Program (OVP), 2025 için %4,0, 2026 için %4,5 ve 2027 için %5,0 büyüme hedeflemektedir.
İşsizlik oranları, ekonomik aktivitedeki yavaşlamanın bir yansıması olarak yükselmiştir. Nisan 2025 itibarıyla işsizlik oranı %8,6’ya yükselmiş (3 milyon 63 bin kişi), bu oran Kasım 2024’ten bu yana en yüksek seviyeyi işaret etmektedir. Genç işsizliği (15-24 yaş) %15,7 ile alarm vermektedir. Kadınlarda işsizlik %11,5, erkeklerde ise %7,1 olarak kaydedilmiştir. İstihdamda düşüş yaşanırken, ortalama haftalık çalışma süresi 42,2 saate gerilemiştir. İşgücüne katılım oranı %48,8 olarak belirlenmiştir. İşsizlikteki bu artış, özellikle gençler arasında, ekonomik büyümenin yeterli istihdam yaratmadığını veya işgücü piyasasında yapısal uyumsuzluklar olduğunu düşündürmektedir.
Tablo 4: Temel Makroekonomik Göstergeler (2024-2025 Tahminleri)
| Gösterge | 2024 Gerçekleşen/Tahmin | 2025 Tahmin/Hedef |
| Yıllık Enflasyon (TÜFE) | %44,38 (Aralık) | %37,86 (Nisan) , %33,00 (Çeyrek Sonu) |
| GSYH Büyümesi | %3,0 (Tahmin) | %2 (Q1) , %4,0 (OVP Hedefi) |
| İşsizlik Oranı | %8,8 (Yıl Sonu) | %8,6 (Nisan) , %8,80 (Çeyrek Sonu) |
2.2. Maliye Politikası, Bütçe Eğilimleri ve Vergilendirme
2025 yılı bütçesi, mali disiplini sağlamaya yönelik önemli adımlar içermektedir. 2025 yılında bütçe açığının 1 trilyon 930,7 milyar TL olarak gerçekleşmesi ve GSYH’ye oranının %3,1 olması hedeflenmektedir. Faiz dışı fazla ise 19,3 milyar TL olarak beklenmektedir. Bu durum, maliye politikasının enflasyonla mücadeleye destek olmak amacıyla sıkılaştırıldığını göstermektedir. Hükümet, ekonomiden satın alma gücünü çekerek ve açık finansman ihtiyacını azaltarak para politikasını tamamlamayı amaçlamaktadır.
Toplam bütçe giderleri 14 trilyon 731 milyar TL olarak belirlenmiş olup, GSYH’ye oranının %23,9 olması hedeflenmektedir. Giderler içinde en büyük payı cari transferler (%9,4) ve personel giderleri (%6,4) almaktadır. Faiz ödemeleri için ise 1 trilyon 950 milyar TL ödenek öngörülmüştür ki bu da GSYH’nin %3,1’ine denk gelmektedir.
Vergi gelirleri, 2025 bütçesinde önemli ölçüde artırılmıştır. Toplam vergi geliri hedefi 11 trilyon 138,75 milyar TL olup, 2024 yılına göre %50,37’lik bir artış öngörülmektedir. Bu artış, Merkez Bankası’nın 2025 yılı enflasyon beklentisi olan %21’in oldukça üzerindedir ve vergi mükellefleri için zorlu bir mali yılın habercisi olabilir.
Vergi türleri bazında dikkat çekici artışlar şunlardır: Gelir Vergisi (%79,14), Kurumlar Vergisi (%28,30), Dahilde Alınan KDV (%81,03), İthalde Alınan KDV (%25,84), Özel Tüketim Vergisi (%51,10), Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (%154,24) ve Dijital Hizmet Vergisi (%88,71). Dolaylı vergiler, toplam vergi gelirlerinin %65,15’ini oluştururken, doğrudan vergilerin payı %33,81’de kalmıştır. Dolaylı vergilere olan bu bağımlılık, düşük gelirli haneleri orantısız şekilde etkileyerek gelir eşitsizliğini derinleştirebilir ve sosyal hoşnutsuzluğu artırabilir.
2025 yılında “karbon vergisi” özellikli vergilerin gözden geçirilmesi ve tamamlayıcı karbon vergisi dahil karbon fiyatlandırma araçlarına ilişkin düzenlemelerin uygulanması beklenmektedir. Bu, yeşil dönüşümün sadece bir çevre politikası olmaktan çıkıp, yeni bir gelir akışı ve ekonomik yeniden yapılanma aracı olarak görüldüğünü göstermektedir. Ayrıca, vergi kanunlarındaki etkisiz muafiyet, istisna ve indirimlerin kaldırılması veya koşullarının sıkılaştırılması da gündemdedir.
Tablo 5: 2025 Bütçelenen Vergi Geliri Artışları (Vergi Türüne Göre)
| Vergi Türü | 2025 Hedefi (Milyar TL) | Artış Oranı (%) (2024’e Göre) |
| Gelir Vergisi | 2.129,65 | 79,14 |
| Kurumlar Vergisi | 1.636,77 | 28,30 |
| Dahilde Alınan KDV | 1.496,37 | 81,03 |
| İthalde Alınan KDV | 2.102,98 | 25,84 |
| ÖTV | 2.121,35 | 51,10 |
| Harçlar | 278,73 | 11,30 |
| Damga Vergisi | 216,18 | 50,59 |
| Banka ve Sigorta Muamele Vergisi | 544,38 | 154,24 |
| Motorlu Taşıtlar Vergisi | 106,39 | 54,62 |
| Şans Oyunları Vergisi | 56,53 | 2,92 |
| Özel İletişim Vergisi | 45,19 | 85,03 |
| Dijital Hizmet Vergisi | 29,37 | 88,71 |
| Konaklama Vergisi | 19,13 | 48,08 |
| Gümrük Vergileri | 339,92 | 49,44 |
| Toplam | 11.138,75 | 50,37 |
2.3. Yatırım Ortamı ve Kilit Sektör Performansı
Türkiye, 2025 yılında yatırım ortamını iyileştirmeye ve kilit sektörlerdeki performansı artırmaya odaklanmaktadır. 2025 için yatırım büyüme hedefi %3,5 olarak belirlenmiştir. Hem kamu hem de özel sektör yatırımlarında artış beklenmektedir. Yatırımlar, özellikle yapay zeka başta olmak üzere teknoloji ve inovatif sektörlerde yoğunlaşacaktır. Savunma sanayi, enerji, otomotiv ve inşaat, yeni yatırımlar için ana sektörler olarak öne çıkmaktadır.
Yeşil enerji ve sürdürülebilirlik yatırımları, Türkiye’nin coğrafi avantajları ve hükümet teşvikleri sayesinde önem kazanmaktadır. Otomotiv sektöründe elektrikli araç dönüşümü (batarya üretimi, şarj altyapısı) ve inşaat sektöründe deprem sonrası yeniden yapılanma süreçleri, önemli yatırım alanlarıdır. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, ODTÜ bünyesinde 13,9 milyon avro bütçeli Yaratıcı Endüstriler Aracılığıyla Ekonomik Kalkınma Projesi (ECITE) ve Dijital Dönüşüm ve İnovasyon Merkezi Projesi’ni devreye almıştır. Bu merkezler, yaratıcı endüstrilere nitelikli insan kaynağı kazandırmayı ve imalat sanayisinin dijital dönüşümüne katkı sağlamayı hedeflemektedir.
Kilit sektörlerin performansına bakıldığında:
- Makine Sektörü: 2024’te 28 milyar dolar ihracat gerçekleştirmiş olup, 2025 için 40 milyar dolar hedeflemektedir. Sektör, teknolojik dönüşüm, sürdürülebilirlik ve markalaşmaya odaklanmaktadır.
- Turizm Sektörü: 2024’te 62,3 milyon ziyaretçi ve 61,1 milyar dolar gelir elde etmiştir. Kişi başı ortalama geceleme geliri 982 dolara ulaşmıştır. Sağlık ve gastronomi turizmi gibi alanlarda çeşitlendirme çabaları sürmektedir.
- Otomotiv Sektörü: 2023’te 1,47 milyon motorlu araç üretimiyle küresel otomotiv üretiminin %1,57’sini oluşturmuştur. 2022’de 31 milyar dolar olan ihracatın 2028’e kadar 57,8 milyar dolara çıkarılması hedeflenmektedir.
- Savunma Sanayi Sektörü: 2024 sonu itibarıyla cirosu 15,072 milyar dolara, ihracatı ise 7,154 milyar dolara ulaşmıştır. Sektör, dost ve müttefik olmayan ülkelerden sıfır bağımlılık hedeflemektedir.
- Tarım Sektörü: 2024’te 36,2 milyar dolar tarım ihracatı gerçekleştirmiş olup, 2025 hedefi 40 milyar dolardır. Kooperatifleşme, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik temelli dönüşüm stratejileriyle rekabet gücünü artırmayı amaçlamaktadır.
Türkiye’nin uluslararası finansal itibarı da iyileşme göstermektedir. Haziran 2024’te FATF gri listesinden çıkılması, uluslararası finansal işlemlerdeki sorunları kısmen azaltması beklenmektedir. Ülkenin borcunu ödeyememe riskini ölçen CDS primi, Temmuz 2022’deki 900 seviyesinden 2024 sonunda 260 bandına gerilemiştir. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları da Türkiye’nin kredi notunu yükseltmiştir. Bu gelişmeler, yabancı yatırımcıların Türk Lirası varlıklarına olan ilgisini artırmaktadır. FED ve Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) 2025 yılında faiz indirimlerine devam etmesi öngörüsü, Türkiye’ye yabancı sermaye girişinin artmasını beraberinde getirebilir. Merkez Bankası’nın politika faizini kademeli olarak düşürme beklentisi de bu durumu desteklemektedir.
Tablo 6: Kilit Sektörlerin İhracat Hedefleri (2025/Sonrası)
| Sektör | 2024/2023 İhracat (Milyar USD) | 2025/Sonrası Hedef (Milyar USD) |
| Makine | 28 (2024) | 40 (2025) |
| Tarım | 36,2 (2024) | 40 (2025) |
| Otomotiv | 31 (2022) | 57,8 (2028) |
| Savunma Sanayi | 7,154 (2024) | – |
2.4. Dış Ekonomik İlişkiler ve Kredi Derecelendirmeleri
Türkiye’nin dış ekonomik ilişkileri ve uluslararası finans piyasalarındaki konumu, 2025 yılında önemli bir toparlanma sürecine girmiştir. Haziran 2024’te FATF gri listesinden çıkarılması, uluslararası finansal operasyonlardaki sorunları kısmen azaltması beklenen kritik bir gelişmedir. Bu adım, ülkenin finansal şeffaflık ve kara para aklama ile mücadeledeki kararlılığının bir göstergesi olarak algılanmıştır.
Ülke risk primi olarak kabul edilen CDS (Kredi Temerrüt Takasları) primi, Temmuz 2022’de 900 seviyesindeyken, 2024 sonunda 260 bandına gerilemiştir. Bu düşüş, Türkiye ekonomisine duyulan güvenin arttığını ve dış borçlanma maliyetlerinin düşmesine olumlu katkı sağlayacağını göstermektedir. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları da 2024 yılında Türkiye’nin kredi notunu iki kademe yükseltmiştir. Ancak, Türkiye’nin kredi notu hala yatırım yapılabilir seviyenin üç ila dört kademe altındadır ve yüksek risk kategorisinde yer almaktadır. Kredi notunun yatırım yapılabilir seviyeye yükselmesi için cari işlemler dengesindeki iyileşme ve Merkez Bankası rezervlerindeki artışın sürdürülebilirliği kritik öneme sahiptir.
2025 yılı sonunda cari işlemler açığının 17,0 milyar dolar civarında olması beklenmektedir. ABD Merkez Bankası (FED) ve Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) 2025 yılında faiz indirimlerine devam etmesi öngörüsü, Türkiye’ye yabancı sermaye girişini artırabilir. Ancak, gelen sermayenin “sıcak para” hareketleri olarak kalmaması ve katma değerli yatırımlara dönüşmesi, uzun vadeli ekonomik istikrar için hayati önem taşımaktadır.
Dışişleri Bakanlığı’nın 2025 yılı hedefleri arasında, Türkiye’nin dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girme hedefi doğrultusunda tüm coğrafyalarla ticaret ve ekonomik ilişkilerin çeşitlendirilmesi bulunmaktadır. Avrupa Birliği (AB) ile Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve vize serbestisi gibi konular, ikili ilişkilerin geliştirilmesi için önemli gündem maddeleri olmaya devam etmektedir. Küresel jeopolitik gerilimler ve dış talepteki zayıf seyir, Türkiye’nin dış ticaretini ve cari işlemler dengesini etkileyebilecek riskler olarak öne çıkmaktadır. Bu durum, Türkiye’nin ekonomik dayanıklılığının sadece iç politikalara değil, aynı zamanda değişken küresel ortamda yol alabilme yeteneğine de bağlı olduğunu göstermektedir.
3. Sosyal Dinamikler ve Demografi
3.1. Nüfus Yapısı ve Kentleşme Eğilimleri
Türkiye’nin nüfus yapısı, 2025 yılı itibarıyla önemli bir demografik dönüşümün işaretlerini vermektedir. 2025 yılı başı itibarıyla Türkiye nüfusu 87,6 milyona ulaşmış olup, bir önceki yıla göre yaklaşık 204 bin kişilik bir artış kaydedilmiştir. Bu artış hızı, Türkiye’nin artık hızlı büyüyen değil, olgunlaşan bir nüfusa sahip olduğunu göstermektedir.
Ülke nüfusunun %78,1’i şehirlerde yaşamaktadır, bu da Türkiye’nin büyük ölçüde kentli bir toplum olduğunu ve dijital altyapı ile hizmetlerin ağırlıklı olarak kentsel alanlarda geliştiğini göstermektedir. Ancak, kırsal nüfusun %21,9’unun dijital hizmetlere erişimi hala sınırlıdır, bu da dijital eşitsizlik sorununa işaret etmektedir.
Türkiye, ortalama yaşın 33,5 olmasıyla Avrupa ülkelerine kıyasla hala genç bir nüfusa sahiptir. Özellikle 25-34 yaş grubu nüfusun %15,4’ünü, 35-44 yaş grubu ise %14,9’unu oluşturmaktadır. Bu genç ve teknolojiye yatkın demografik yapı, ülkenin dijitalleşme potansiyeli için önemli bir avantaj sunmaktadır.
Ancak, Türkiye nüfusu hızla yaşlanma eğilimi göstermektedir. 65 yaş ve üzeri nüfusun genel nüfusa oranı 2000 yılında %5,7 iken, 2023’te %10’u aşmıştır. Bu oranın 2030’da %13,5’e, 2050’de ise %23,1’e yükseleceği tahmin edilmektedir. Ortanca yaş, 2000’de 24,8 iken, 2023’te 34’e yükselmiş ve 2050’de 44,8 olması beklenmektedir. Toplam doğurganlık hızı, 2014’ten sonra hızla düşerek günümüzde kadın başına ortalama 1,51 çocuğa inmiştir, bu da nüfusun kendini yenileme seviyesi olan 2,1’in oldukça altındadır. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, bu hızla nüfusun yaşlanmaya devam etmesi halinde gelecekte çalışacak genç bulunamayacağı ve okulların huzurevlerine dönüşebileceği uyarısında bulunmuştur.
Doğuşta beklenen yaşam süresi 77,3 yıl olup, bu oran dünya ortalamasının üzerindedir. Yaşlı bağımlılık oranı artarken, çocuk bağımlılık oranı azalmaktadır. Bu durum, ülkenin demografik getiri penceresinin daraldığını ve bu fırsatın sağlık, eğitim, yönetişim ve ekonomiye yapılacak yatırımlarla değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.
3.2. Dijital Dönüşüm ve Sosyal Medya Ortamı
Türkiye, 2025 yılı itibarıyla dijitalleşme konusunda önemli bir ivme kazanmıştır. 80,7 milyon mobil bağlantı ile %92,1’lik bir mobil penetrasyon oranına sahiptir ve bu bağlantıların %97,7’si geniş bandı (3G/4G/5G) desteklemektedir. Mobil internet hızları (ortalama 49,76 Mbps) sabit internet hızlarını (ortalama 48,00 Mbps) geride bırakmıştır.
Aktif internet kullanıcı sayısı 77,3 milyona ulaşarak ülke nüfusunun %88,3’ünü kapsamaktadır. Bu, Türkiye’de neredeyse her 10 kişiden 9’unun internete bağlı olduğunu göstermektedir. Dijitalleşme, iş başvurularından eğitime, devletle iletişimden bankacılık işlemlerine kadar hayatın birçok alanına entegre olmuştur. Ancak, 10,3 milyon kişinin (%11,7) hala çevrimdışı olması, özellikle kırsal bölgelerdeki altyapı, ekonomik koşullar ve dijital okuryazarlık eksikliklerinden kaynaklanan bir “dijital uçurum” olduğunu göstermektedir. Bu durum, dijital dönüşümün kapsayıcı olması ve mevcut eşitsizlikleri derinleştirmemesi için özel politikalar gerektirmektedir.
Sosyal medya, Türkiye’deki dijital yaşamın merkezinde yer almaktadır. 2025 itibarıyla 58,5 milyon sosyal medya kullanıcı kimliği bulunmaktadır, bu da nüfusun %66,7’sine tekabül etmektedir. İnternet kullanıcılarının %75,6’sı sosyal medyada aktiftir. Instagram (58,5 milyon kullanıcı) ve YouTube (57,5 milyon kullanıcı) en popüler platformlar arasında yer alırken, TikTok (40,2 milyon 18+ kullanıcı) ve Facebook (34,8 milyon kullanıcı) da önemli bir kullanıcı tabanına sahiptir.
Sosyal medya, kültürel akımların oluşmasında, toplumsal değişim ve aktivizmde önemli bir rol oynamaktadır. Görsel hikaye anlatımı gücü sayesinde farklı kültürlerden insanların bir araya gelip deneyimlerini paylaşmalarına olanak tanımakta, kültürel farkındalığı artırmaktadır. Ancak, bilgi kirliliği, dezenformasyon ve kişisel veri güvenliği farkındalığının düşük olması, dijitalleşmenin getirdiği önemli riskler arasındadır. Bu riskler, kamusal söylemi olumsuz etkileyebilir ve bireysel gizliliği tehdit edebilir. Bu bağlamda, kırsal internet altyapısına yatırım yapılması, dijital eğitim programlarının yaygınlaştırılması ve sosyal medya okuryazarlığının artırılması gibi adımlar önerilmektedir.
Tablo 7: Türkiye’nin Dijital Ortamı (2025)
| Metrik | Değer/Yüzde | Temel Çıkarım |
| Nüfus | 87,6 milyon | Olgunlaşan nüfus yapısı. |
| Mobil Bağlantılar | 80,7 milyon (%92,1 penetrasyon) | Yüksek mobil yaygınlık ve hızlı bağlantı. |
| İnternet Kullanıcıları | 77,3 milyon (%88,3 nüfusun) | Neredeyse her 10 kişiden 9’u internete bağlı. |
| Çevrimdışı Nüfus | 10,3 milyon (%11,7) | Kırsal bölgelerde dijital uçurum sorunu. |
| Mobil İnternet Hızı (Ortalama) | 49,76 Mbps | Sabit internetten daha hızlı. |
| Sabit İnternet Hızı (Ortalama) | 48,00 Mbps | – |
| Sosyal Medya Kullanıcıları | 58,5 milyon (%66,7 nüfusun) | Dijital yaşamın merkezi. |
3.3. Gençlik Sorunları ve Fırsatları
Türkiye’nin genç nüfusu (15-24 yaş grubu), 2024 yılı itibarıyla toplam nüfusun %14,9’unu (12 milyon 763 bin 159 kişi) oluşturmaktadır. Bu oran, Avrupa Birliği (AB) üye ülkelerinin genç nüfus oranlarından daha yüksektir. Ancak, bu demografik avantajın tam olarak değerlendirilmesi önünde önemli zorluklar bulunmaktadır.
Genç işsizliği, Türkiye’nin önemli sosyal sorunlarından biridir. 2024 yılında gençlerde işsizlik oranı %16,3 olarak tespit edilmiş olsa da , Nisan 2025 itibarıyla bu oran %15,7 ile hala yüksek seyretmektedir. Ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin (NEET) oranı ise 2024’te %22,9’a yükselmiştir. Bu durum, genç potansiyelin yeterince değerlendirilemediğini ve önemli bir işgücü kaybı yaşandığını göstermektedir.
Gençlerin göç etme nedenleri incelendiğinde, 20-24 yaş grubundaki göç hareketliliğinin en büyük nedeninin eğitim (%231 bin 477 kişi), işe başlamak veya iş bulmak (%94 bin 139 kişi) ve daha iyi konut ve yaşam koşulları (%50 bin 8 kişi) olduğu görülmektedir. Bu durum, ekonomik zorlukların ve fırsat eşitsizliğinin genç beyin göçünü tetiklediğini ve ülkenin gelecekteki inovasyon ve ekonomik büyüme potansiyelini tehdit ettiğini düşündürmektedir.
Gençlik örgütleri, finansal sürdürülebilirlik krizi, kurumsal kapasite ve insan kaynağı eksiklikleri gibi ciddi zorluklarla karşı karşıyadır. Gençlik örgütlerinin %47’sinin öz kaynaklarıyla yürüttüğü projesi bulunmamakta, %18’i ise son iki yılda hiçbir fon sağlayıcı kurumdan destek alamamıştır. Ekonomik kriz, gençlik örgütlerinin faaliyetlerini daraltmasına ve çalışanlarını işten çıkarmasına neden olmaktadır. Ayrıca, gençlerin sivil alana katılımı düşük olup, gençlik örgütlerinin %65’i gençlere erişimde zorluk yaşadığını belirtmektedir. Kırsal bölgelerdeki ve NEET grubundaki gençler, erişimde en çok zorlanılan gruplardır. Gençlerin ifade ve örgütlenme özgürlüğü gibi temel hakları da tehdit altındadır.
Tüm bu zorluklara rağmen, gençler örgütlenmeye ve dayanışmayı büyütmeye devam etmektedir. Erasmus+ programları gibi uluslararası fırsatlar, gençlik çalışanlarının hareketliliğini ve gençlik değişimlerini destekleyerek kapasite gelişimine katkı sağlamaktadır. Gençlik örgütlerinin kapasite geliştirme, finansal yönetim, savunuculuk ve kampanya tasarımı konularında desteğe ihtiyaç duyması, bu alana yapılacak stratejik yatırımların toplumsal değişimi hızlandırabileceğini göstermektedir.
3.4. Toplumsal Riskler ve Sivil Toplum Katılımı
Türkiye, 2025 yılında ekonomik problemlerin toplumun tüm kesimlerine yayılmasıyla birlikte “Toplumsal Risklerin Yükselişi mi? Toplumun Çöküşü mü?” ana temasıyla önemli toplumsal risklerle karşı karşıyadır. 2025 risk sıralamasında ilk 10 risk arasında 7 toplumsal riskin yer alması, sorunların algılanandan daha büyük olduğunu ve sürdürülemez bir noktaya ulaştığını göstermektedir. Ekonomik krizin maliyetinin eşit dağıtılmaması, toplumsal riskleri ön plana çıkarmıştır. Çarpık kentleşme gibi sorunlar, sağlıksız yaşam koşullarına yol açarak sosyal ve ekonomik mutsuzluğu artırmakta ve toplumsal eşitsizlikleri derinleştirmektedir.
Bu ortamda sivil toplum kuruluşları (STK’lar), toplumsal risklerin yönetilmesinde ve topluma bir “nefes alanı” sağlamada kritik bir rol oynamaktadır. Çocuk hakları, eğitimde eşitlik, kadın hakları ve evsizler gibi alanlara odaklanan STK’lar, gönüllü desteklerle faaliyetlerini sürdürmektedir. Sivil Toplum için Destek Vakfı, 2025 yılında dijital dönüşüm, yaşlılık, kadın hakları, çevre koruma ve gençlik güçlendirme gibi çeşitli alanlarda STK projelerini desteklemektedir. Bu projeler, STK’ların dijital araçları kullanarak erişimlerini ve etkinliklerini artırmayı, belirli sağlık sorunlarını ele almayı, çocuk yaşta ve zorla evlilikler gibi kritik sorunlarla mücadele etmeyi, deniz ve kara ekosistemlerini korumayı ve genç kadınların dijital becerilerini geliştirerek ekonomik hayata katılımlarını desteklemeyi hedeflemektedir.
Sivil toplum, aynı zamanda geçmiş çatışmalar ve otoriter rejimlerle yüzleşmede, insan hakları savunuculuğunda ve geçiş dönemi adaletinde önemli bir rol oynamaktadır. “Cumartesi Anneleri” hareketi ve Diyarbakır Cezaevi Hakikat ve Adalet Komisyonu gibi sivil toplum girişimleri, hakikat, adalet ve hafıza alanında önemli kazanımlar elde etmiştir. Bu çabalar, devletin resmi süreçlerinin yetersiz kaldığı durumlarda sivil toplumun boşluğu doldurarak toplumsal barışın inşasına katkı sağladığını göstermektedir.
Göçmenlerin geri gönderilmesi, toplumun en büyük ortak politika önerilerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Bu durum, göç meselesinin sadece insani bir sorun olmaktan çıkıp, toplumsal bir risk ve siyasi bir tartışma konusu haline geldiğini göstermektedir. Göçmen riskinin, diğer yüksek toplumsal sorunlara rağmen risk sıralamasında 8. sırada yer alması, bu konunun kamuoyunda ne denli hassas olduğunu ve siyasi söylemi etkileme potansiyelini ortaya koymaktadır.
3.5. Kadın Hakları ve Aile Politikaları
Türkiye’de kadın hakları ve aile politikaları, 2025 yılında hem uluslararası taahhütler hem de iç dinamiklerle şekillenmektedir. 8 Mart 2025 Dünya Kadınlar Günü teması “Tüm Kadınlar ve Kız Çocukları İçin: Haklar, Eşitlik, Güçlendirme” olarak belirlenmiş olup, şiddet, ayrımcılık ve sömürüyle mücadeleyi, toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik etmeyi ve eğitim, istihdam ve liderlikte kapsayıcı fırsatlar yaratmayı hedeflemektedir. Beijing Deklarasyonu ve Eylem Platformu’nun 30. yıldönümü olması, kadın hakları mücadelesindeki ilerlemeleri ve mevcut krizlerin yarattığı gerilemeleri hatırlatmaktadır.
Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele 2024 Yılı Faaliyet Planı, bu alandaki somut adımları içermektedir. Plan, adalete erişim, politika ve koordinasyon, koruyucu ve önleyici hizmetler (Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri – ŞÖNİM, kadın sığınma evleri), sosyal farkındalık ve veri toplama gibi beş ana hedef üzerine kurulmuştur. Kadınların Güçlendirilmesi Programı’na ayrılan bütçenin 2024 için %165 artırılması ve ŞÖNİM merkezlerinin yaygınlaştırılması, bu alandaki kararlılığın bir göstergesidir. Elektronik kelepçe uygulaması ve KADES gibi dijital araçlar, şiddetle mücadelede etkinliği artırmayı hedeflemektedir.
2025 yılı, Türkiye’de “Aile Yılı” ilan edilmiştir. Bu kapsamda, aile kurumunun korunması ve güçlendirilmesine yönelik çeşitli etkinlikler ve projeler düzenlenmektedir. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, nüfusun yaşlanması ve genç nüfusun azalması halinde gelecekte çalışacak genç bulunamayacağı, okulların huzurevlerine dönüşebileceği uyarısında bulunarak, aile politikalarının demografik endişelerle de şekillendiğini ortaya koymuştur. Doğum yardımları ve evlenecek gençlere yönelik destek projeleri gibi uygulamalar, doğurganlık oranlarındaki düşüşe ve nüfus yaşlanmasına karşı bir yanıt olarak görülebilir. “Dijital Aile” mobil uygulamaları ve engelli çocuk şenlikleri gibi girişimler, dijitalleşmenin sosyal hizmetlere entegre edildiğini göstermektedir.
Ancak, kadına yönelik şiddetle mücadeledeki çabalar, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi ve insan hakları raporlarında belirtilen genel insan hakları ihlalleri bağlamında değerlendirilmelidir. 10. Yargı Paketi’nin kadına ve çocuğa yönelik şiddet ve istismar suçları için caydırıcı cezalar öngörmesi olumlu bir adım olsa da , genel insan hakları ortamındaki kısıtlamalar, bu alandaki ilerlemelerin bütüncül bir perspektifle ele alınmasını gerektirmektedir.
4. Çevresel Zorluklar ve Sürdürülebilirlik Girişimleri
4.1. İklim Değişikliği Politikaları ve Yeşil Dönüşüm
Türkiye, 2025 yılında iklim değişikliğiyle mücadele ve yeşil dönüşüm konusunda iddialı hedefler belirlemiştir. 2053 Net Sıfır Emisyon hedefi ve “Yeşil Kalkınma Devrimi” vizyonu, ülkenin bu alandaki kararlılığını yansıtmaktadır. Bu hedefler doğrultusunda, Avrupa Birliği (AB) Yeşil Mutabakatı’na uyum ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’na (SKDM) adaptasyon, ihracat rekabetçiliğini artırmak için kritik bir öncelik olarak belirlenmiştir.
2025 yılında ulusal karbon fiyatlandırma mekanizmalarının, özellikle AB ile uyumlu bir Emisyon Ticaret Sistemi’nin (ETS) kurulması hedeflenmektedir. “İklim Kanunu”nun 2025 yılında yasalaşması büyük bir beklentidir. Bu kanun, iklim değişikliği uygulamalarını bütüncül bir şekilde ele almayı amaçlamaktadır. Ancak, İklim Kanunu teklifi, kamuoyunda “küresel elitlerin Türkiye’ye dayattığı bir zincir” olarak algılanan bir “kamuoyu kriziyle” karşılaşmıştır. Bu durum, iklim politikalarının uygulanmasında kamuoyu desteğinin ve doğru bilgilendirmenin önemini ortaya koymaktadır.
İklim Değişikliği Başkanlığı’nın 2025 Performans Programı, sera gazı emisyonlarında referans senaryoya göre %35 azalma hedefi koymuştur. Ayrıca, “İklim Elçileri Hareketi” ile gençlerin iklim değişikliğiyle mücadele çabalarına katılımının güçlendirilmesi ve halka yönelik bilinçlendirme faaliyetlerinin artırılması hedeflenmektedir. Yerel iklim eylem planları ve uyum projeleri için de önemli hibe programları yürütülmektedir.
Ancak, “Türkiye Risk Raporu 2025”, iklim değişikliği riskini en acil sorunlar listesinin en altında konumlandırmıştır. Bunun nedeni, bireylerin ve şirketlerin temel ihtiyaçlarını karşılamaya odaklanmış olmaları ve iklim değişikliğini henüz önceliklendirememeleridir. Bu durum, hükümetin iddialı hedefleri ile toplumun ve özel sektörün mevcut öncelikleri arasında bir kopukluk olduğunu göstermektedir. İklim kriziyle mücadelenin başarılı olması için sadece yasal düzenlemeler değil, aynı zamanda ekonomik zorlukların aşılması ve kamuoyunda farkındalığın artırılması gerekmektedir.
Tablo 8: 2025 Çevresel Hedefler ve Girişimler
| Girişim/Hedef Alanı | Spesifik Amaç/Eylem | Beklenen Etki |
| Yeşil Dönüşüm Yazılımı | Sanayi sektöründe yeşil dönüşümü destekleyecek yazılımın aktif kullanımı. | Sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmak için dijital çözümlerin devreye alınması. |
| Ulusal Emisyon Ticaret Sistemi | Gerekli mevzuat ve altyapı hazırlıklarının tamamlanması ve uygulamaya geçirilmesi. | Karbon emisyonlarının azaltılmasına yönelik önemli bir adım atılması. |
| Atık Su Arıtma Çamuru Yönetimi | Arıtma çamurlarının yönetimi için yeni bir genelge yayınlanması. | Atık yönetiminde daha sürdürülebilir uygulamalara yönelimin artması. |
| Su Kanunu | Etkin su yönetimi için yeni bir “Su Kanunu” çıkarılması. | Su kaynaklarının korunması adına stratejik bir düzenleme yapılması. |
| Yeraltı Suları Kanunu | Ruhsatsız yeraltı suyu kullanımlarına karşı düzenlemeler ve idari yaptırımlar. | Su kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı için caydırıcı önlemler. |
| Arıtılmış Atık Suyun Yeniden Kullanımı | Yeniden kullanım oranının %6’dan %7’ye çıkarılması hedefleniyor. | Su tasarrufu için yeniden kullanım oranının artırılması. |
| İçme Suyu Kayıp Oranı | İçme suyu kayıp oranının %30’dan %26’ya düşürülmesi planlanıyor. | Su tasarrufu hedefi doğrultusunda kayıpların azaltılması. |
| Sıfır Atık Projesi | Atık geri kazanım oranının %36’dan %37,5’e çıkarılması planlanıyor. | Atık geri kazanım oranının artırılması. |
4.2. Su Kıtlığı ve Kaynak Yönetimi
Türkiye, 2025 yılı itibarıyla ciddi bir su kriziyle karşı karşıyadır. Son 50 yılda sulak alanlarının yarısını kaybetmiş, bu da biyoçeşitlilik ve tatlı su kaynaklarında önemli bir azalmaya yol açmıştır. Seyfe, Kuyucuk ve Meke gölleri tamamen kurumuş; Sultansazlığı, Manyas, Burdur ve Uluabat gölleri ise ciddi kuruma ve kirlilik tehdidi altındadır. Göksu, Kızılırmak ve Gediz deltaları da risk altındadır.
Uzmanlara göre, su kaynaklarının %80’i yanlış yönetilmekte ve bilinçsizce tüketilmektedir. Bu durum, toprakta ve havada nem kaybına yol açarak iklim değişikliğini hızlandırmaktadır. Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre, 2025 kışı yağış açısından yetersiz geçmiş; İç Anadolu, Ege ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri önümüzdeki yaz aylarında ciddi kuraklık riskiyle karşı karşıyadır. Konya Ovası gibi önemli tarım bölgelerinde yeraltı suları hızla tükenmekte, sulama yapılamaz hale gelirse %30’a varan verim kaybı beklenmektedir. Aydın’da ise sulamaya %50 kısıtlama getirilmiştir. Türkiye, kişi başına düşen su potansiyeli bakımından “su fakiri” bir ülke konumuna gelmiştir.
Su kıtlığı, tarımsal üretimi düşürmekte, toprak erozyonuna ve çölleşmeye neden olmakta, gıda güvenliğini tehdit etmekte ve ekonomik kayıplar ile sosyal sorunlara yol açmaktadır. Ürün azaldıkça fiyatlar artmakta, bu da enflasyonu körüklemekte ve küçük çiftçilerin zarar görerek göç etmesine neden olmaktadır.
Bu sorunlarla mücadele etmek amacıyla, 2025 yılında etkin su yönetimi için yeni bir “Su Kanunu” çıkarılması planlanmaktadır. Ayrıca, ruhsatsız yeraltı suyu kullanımlarına karşı düzenlemeler ve idari yaptırımlar içeren bir “Yeraltı Suları Kanunu” da yürürlüğe girecektir. Arıtılmış atık suyun yeniden kullanım oranının 2025’te %7’ye çıkarılması ve içme suyu kayıp oranının %26’ya düşürülmesi gibi somut hedefler belirlenmiştir. Devlet Su İşleri (DSİ), gençlerin su kaynaklarının korunması ve geliştirilmesi konusunda yenilikçi çözümler üretmesini teşvik etmek amacıyla “Türkiye Gençler Su Ödülü Proje Yarışması” düzenlemektedir. Damla sulama, malçlama, kuraklığa dayanıklı bitki türleri ve yağmur suyu hasadı gibi sürdürülebilir tarım uygulamaları da teşvik edilmektedir.
4.3. Hava Kirliliği ve Çevre Koruma Önlemleri
Hava kirliliği, Türkiye’de hem halk sağlığı hem de çevre açısından önemli bir sorun olmaya devam etmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, her yıl 7 milyon insan hava kirliliği nedeniyle yaşamını yitirmektedir. Bu sorunla mücadele etmek amacıyla, 2872 Sayılı Çevre Kanunu uyarınca 2025 yılında uygulanacak idari para cezaları önemli ölçüde artırılmıştır. Örneğin, egzoz gazı emisyon ölçümü yaptırmayan motorlu taşıt sahiplerine 14.310 TL, yetkili makamlardan izin almadan tesis kuran ve işletenlere 668.677 TL, yönetmeliklere aykırı emisyona neden olanlara ise 167.045 TL ceza uygulanacaktır. Bu artışlar, çevresel ihlalleri ekonomik olarak daha caydırıcı hale getirmeyi amaçlamaktadır.
Hava kirliliğini önlemek için hem bireysel hem de yerel yönetim düzeyinde çeşitli önlemler alınması gerekmektedir. Bireysel olarak enerji verimli cihazlar kullanmak, geri dönüşümlü ve çevre dostu ürünleri tercih etmek, toplu taşıma veya elektrikli araçları kullanmak gibi adımlar atılabilir. Yerel yönetimler ise trafik yönetimi önlemleri alarak, yeşil alanları artırarak, endüstriyel emisyonları kontrol ederek ve hava kalitesi izleme sistemleri geliştirerek daha temiz bir havaya ulaşmayı hedeflemelidir. Ayrıca, şehir içi ulaşımın çevre dostu araçlarla yapılması, enerji verimliliğinin artırılması, atık yönetiminin geliştirilmesi ve yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaştırılması da hava kirliliğiyle mücadelede önemli adımlardır. Bu önlemlerin etkin olabilmesi için daha fazla yatırım ve politika geliştirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
4.4. Ağaçlandırma Çalışmaları ve Biyoçeşitlilik Koruma
Türkiye, orman varlığını artırma ve biyoçeşitliliği koruma konusunda önemli çalışmalar yürütmektedir. Orman Genel Müdürlüğü (OGM), 2025 yılında 96 bin hektar alanda ağaçlandırma çalışmaları yaparak yaklaşık 500 milyon fidanı toprakla buluşturmuştur. Son 20 yılda toplam 7,5 milyar fidan dikildiği belirtilmiştir. Bu çalışmalar, Türkiye’nin yeşil alanlarını artırmanın yanı sıra, erozyon nedeniyle yaşanan yıllık toprak kaybını 500 milyon tondan 113 milyon tona düşürmüştür. Ormancılık faaliyetleri, aynı zamanda odun orman ürünleri ticaretinde 2017’deki 800 milyon dolarlık dış ticaret açığını 2024 sonunda yaklaşık 1 milyar dolarlık cari fazla haline getirerek ulusal ekonomiye katkı sağlamıştır.
2025 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’na göre, ülke ormanları sürdürülebilir orman yönetimi kriterleri ile korunmakta, rehabilite edilmekte ve karbon depolama kapasitesi artırılmaktadır. Bu kapsamda, 31 bin 800 hektar bozuk orman alanı rehabilitasyonu, 16 bin 100 hektar ağaçlandırma çalışması, 16 bin 600 hektar erozyon kontrolü ve 13 bin 500 hektar sel kontrolü faaliyeti tamamlanması hedeflenmektedir. Orman varlığının ülke yüz ölçümünün %30,1’ine ulaşması beklenmektedir. Bu çalışmalar, iklim değişikliği nedeniyle artan kuraklık, sel ve orman yangınları gibi afetlere karşı mücadelede, çölleşme ve arazi tahribatının dengelenmesinde, biyoçeşitliliğin ve su kaynaklarının korunmasında önemli rol oynamaktadır.
Ancak, iklim değişikliğinin yol açtığı sıcaklık artışları ve hava nemindeki azalma ile orman yangını riski her yıl büyümektedir. Ağustos 2024 sonu itibarıyla 2 bin 835 yangında 25 bin 143 hektar orman alanı etkilenmiştir. Son yıllarda anız ateşi, sigara izmariti gibi ihmaller nedeniyle çıkan yangın sayılarında artış görülmektedir.
Biyoçeşitlilik korunması da önemli bir gündem maddesidir. Türkiye’nin su kaynaklarının yanlış yönetimi ve çevresel baskılar nedeniyle sulak alanların ve biyoçeşitliliğin tehdit altında olması, bu alandaki zorlukları göstermektedir. Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Turkuaz Sahil Çevre Fonu gibi girişimler, Türkiye’nin güney ve batı kıyı bölgelerindeki doğa, biyoçeşitlilik, deniz ve kıyı koruma alanlarında aktif olarak çalışan STK’ları desteklemektedir. NATURA Doğa ve Kültür Koruma Derneği’nin yangından etkilenen alanlarda “bal ormanları” oluşturma projesi ve Sosyal İklim Derneği’nin Bozcaada mercan resiflerini koruma projesi gibi girişimler, sivil toplumun biyoçeşitlilik koruma çabalarına aktif katkısını göstermektedir.
5. Dış Politika ve Uluslararası İlişkiler
5.1. Stratejik Hedefler ve Çok Boyutlu Diplomasi
Türkiye’nin dış politikası, 2025 yılında “Türkiye Yüzyılı” vizyonu çerçevesinde proaktif ve çok boyutlu bir stratejiyle şekillenmektedir. Bu strateji, ülkenin temel değerleri ve artan yetenekleri üzerine inşa edilmiş olup, küresel sistemi daha adil bir dünyaya dönüştürme hedefini taşımaktadır. Dışişleri Bakanlığı’nın 2025 Performans Programı, bu vizyonu desteklemek üzere bağımsız ve milli bir dış politika uygulamayı, ülkenin ve vatandaşlarının hak ve menfaatlerini en iyi şekilde korumayı misyon edinmiştir.
Türkiye, 261 temsilcilikle dünyanın en geniş diplomatik ve konsolosluk ağlarından birine sahip olup, bu alanda ilk üç ülke arasında yer almaktadır. Bu geniş ağ, bölgesel ve küresel gelişmeleri yakından takip etme, çatışma çözümünde güvenilir bir aktör olarak aktif rol alma ve ülkenin bütünlüğünü, güvenliğini ve refahını güçlendirme çabalarını desteklemektedir.
Dış ilişkiler, savunma, ekonomi, ticaret, enerji, ulaştırma, sağlık, teknoloji, kültür, turizm ve çevre gibi çok boyutlu ve çok katmanlı bir yaklaşımla yürütülmektedir. Özellikle yüksek ve kritik teknoloji alanları, dış ilişkilerin odak noktalarından biri haline gelmiştir. Bu durum, dış politikanın ekonomik rekabet gücü ve teknolojik ilerlemeyle giderek daha fazla iç içe geçtiğini göstermektedir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesi, Türkiye’nin ulusal çıkarlarını güvence altına alırken uluslararası barış ve istikrara katkıda bulunma çabalarına rehberlik etmektedir. Antalya Diplomasi Forumu (ADF) gibi platformlar, küresel ve bölgesel sorunların yapıcı bir şekilde tartışılması ve çözümler üretilmesi için uluslararası bir diyalog ortamı sunmaktadır. Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM) ve Diplomasi Akademisi gibi kurumlar da Türk dış politikasının bilgi ve kapasite temelini güçlendirmektedir.
5.2. Bölgesel Angajmanlar ve Küresel Ortaklıklar
Türkiye, 2025 yılında geniş bir coğrafyada bölgesel angajmanlarını ve küresel ortaklıklarını sürdürmektedir. Komşu ülkelerle ve yakın coğrafyayla siyasi, ekonomik, ticari, sosyal ve kültürel ilişkilerin güçlendirilmesi temel hedefler arasındadır. Çatışmaların önlenmesi ve barışçıl çözümü için arabuluculuk faaliyetleri yürütülmekte, bölgesel ve çok taraflı işbirliği platformları etkin bir şekilde kullanılmaktadır. FETÖ, PKK/PYD/YPG, DEAŞ gibi terör örgütlerinin dış yapıları ve faaliyetleriyle mücadele, dış politikanın önemli bir güvenlik boyutunu oluşturmaktadır.
Türkiye, Avrupa Birliği’ne tam üyelik stratejik hedefini korumakta ve bu yönde samimi çabalar göstermektedir. Üyelik sürecinin canlandırılması, reform gündemine destek, üst düzey diyalogların sürdürülmesi, Türk vatandaşlarına yönelik vize sorunlarının çözülmesi ve Gümrük Birliği’nin güncellenmesi AB’den temel beklentilerdir. Yunanistan ile ilişkiler 2023 başından bu yana olumlu bir gelişim göstermiş, ancak provokasyonlardan kaçınılması beklentisi devam etmektedir. Kıbrıs konusunda ise iki devletli çözüm savunulmakta ve Kıbrıs Türklerinin hakları korunmaktadır.
Balkanlar’da barış ve istikrarın korunması için ikili, bölgesel ve çok taraflı platformlarda çabalar sürdürülmektedir. Rusya-Ukrayna Savaşı’nda Türkiye, Karadeniz’de bölgesel sahiplenme ve istikrar politikası izlemiş, savaşın olumsuz etkilerini azaltmak ve adil bir barışa ulaşmak için diplomatik yollarla aktif rol oynamıştır. Rusya Federasyonu ile ikili ilişkiler (ticaret, enerji, turizm) karşılıklı çıkarlar çerçevesinde gelişmeye devam ederken, Ukrayna’nın toprak bütünlüğü ve egemenliğine destek sürdürülmektedir.
ABD ve Kanada ile ilişkilerde, PKK/PYD/YPG, FETÖ ve S-400 yaptırımları gibi farklılıkların giderilmesi ve işbirliğinin artırılması hedeflenmektedir. Kanada ile siyasi temaslar artmış ve savunma sanayi ürünleri ihracat kısıtlamaları kaldırılmıştır. Suriye’deki politika, terörle mücadele, Suriyelilerin güvenli ve gönüllü geri dönüşleri ve siyasi çözüm sürecine destek üzerine odaklanmıştır. Türkiye, yaklaşık 4,2 milyon yabancıya (2,9 milyon Suriyeli dahil) koruma sağlamakta ve göç sorununun uluslararası toplum tarafından adil yük ve sorumluluk paylaşımı çerçevesinde ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Irak ile pozitif bir gündemle ilişkiler geliştirilmiş, 27 hukuki metin imzalanmıştır. İran ile iyi komşuluk ve karşılıklı saygı temelinde ilişkiler geliştirilmekte, terörle mücadele işbirliği güçlendirilmektedir.
İsrail-Filistin meselesinde Türkiye, 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen ve coğrafi bütünlüğe sahip bir Filistin Devleti’ni savunan adil ve kalıcı bir çözüm için çaba göstermektedir. İsrail’in saldırganlığını durdurmak için ticaretin durdurulması ve Uluslararası Adalet Divanı’ndaki davaya müdahil olunması gibi adımlar atılmıştır. Körfez ülkeleriyle ilişkiler tüm alanlarda güçlendirilmektedir.
Türkiye’nin “Afrika Girişimi” ve “Afrika Ortaklık Politikası” önemli başarılar elde etmiş, ticaret hacmi önemli ölçüde artmıştır. Orta Asya ülkeleri ve Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) ile ilişkilerin geliştirilmesi, Türk dış politikasının temel önceliklerinden biridir. Kazakistan’ın Aktau kenti, TÜRKSOY tarafından “2025 Türk Dünyası Kültür Başkenti” seçilmiş ve bu kapsamda yıl boyunca 30’a yakın uluslararası etkinlik düzenlenmesi planlanmıştır. Bu durum, Türk dünyasıyla kültürel ve etnik bağların stratejik bir dış politika aracı olarak kullanıldığını göstermektedir. “Yeniden Asya” girişimi ve Latin Amerika-Karayipler ile artan işbirliği, Türkiye’nin küresel erişimini genişletme çabalarını yansıtmaktadır.
Türkiye, Birleşmiş Milletler (BM), NATO, AGİT, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), OECD, G20 gibi çok taraflı platformlarda aktif rol oynamakta ve küresel sorunların çözümüne katkıda bulunmaktadır. Özellikle BM Güvenlik Konseyi’nin daha demokratik ve şeffaf bir yapıya kavuşturulması için reformları güçlü bir şekilde savunmaktadır.
Sonuç
Türkiye, 2025 yılına girerken, siyasi, ekonomik, sosyal, çevresel ve dış politika alanlarında çok yönlü ve karmaşık bir tablo sunmaktadır. Yerel seçimlerde yaşanan siyasi güç kaymaları, hükümetin uzun süreli hegemonyasının sorgulanmasına yol açmış ve muhalefetin güçlenerek daha dinamik bir siyasi ortamın oluşmasına zemin hazırlamıştır. Ekonomik kriz, siyasi hoşnutsuzluğun temel itici gücü olmaya devam ederken, hükümetin enflasyonla mücadeledeki mali ve parasal sıkılaştırma politikaları, vergi artışlarıyla desteklenmektedir. Ancak, bu politikaların toplumsal maliyetleri ve gelir dağılımı üzerindeki etkileri, gelecekteki sosyal istikrar açısından kritik önem taşımaktadır.
Hukukun üstünlüğü, insan hakları ve ifade özgürlüğü alanlarındaki endişeler, uluslararası raporlarda sürekli olarak vurgulanmaktadır. Yargı reformları bir yandan sistemin etkinliğini artırmayı hedeflerken, diğer yandan temel hak ve özgürlükler üzerindeki potansiyel etkileri tartışma konusu olmaya devam etmektedir.
Sosyal alanda, Türkiye’nin hızla yaşlanan nüfus yapısı ve düşen doğurganlık oranları, gelecekteki işgücü ve sosyal güvenlik sistemleri için ciddi zorluklar yaratmaktadır. Genç işsizliği ve NEET oranlarının yüksekliği, ülkenin demografik potansiyelini tam olarak kullanamadığını göstermekte ve beyin göçü riskini artırmaktadır. Dijitalleşme, yaşamın her alanına nüfuz etmiş olsa da, dijital uçurumun varlığı ve dezenformasyon riski, kapsayıcı bir dijital dönüşüm için önemli engellerdir. Sivil toplum kuruluşları, bu toplumsal riskleri hafifletmede ve sosyal adaleti savunmada hayati bir rol oynamaktadır, ancak finansal sürdürülebilirlik sorunlarıyla karşı karşıyadır.
Çevresel açıdan, su kıtlığı ve kuraklık, tarım ve kırsal ekonomi için varoluşsal bir tehdit oluşturmaktadır. Yeni su yasaları ve sürdürülebilir tarım uygulamaları bu krizi hafifletmeyi hedeflerken, hava kirliliğiyle mücadelede idari cezaların artırılması ve ağaçlandırma çalışmalarıyla orman varlığının artırılması gibi somut adımlar atılmaktadır. Ancak, iklim değişikliği riskinin toplumda yeterince önceliklendirilmemesi, uzun vadeli çevresel hedeflerin başarısını tehdit etmektedir.
Dış politikada Türkiye, “Türkiye Yüzyılı” vizyonuyla proaktif ve çok boyutlu bir yaklaşım benimsemekte, geniş diplomatik ağıyla küresel ve bölgesel sorunlara aktif olarak müdahil olmaktadır. Ekonomik ve teknolojik boyutlar, dış politikanın temel sütunları haline gelmiş, savunma sanayi ve yüksek teknoloji yatırımları stratejik bir öncelik kazanmıştır. Türk dünyasıyla ilişkilerin güçlendirilmesi ve kültürel diplomasi, Türkiye’nin bölgesel ve küresel etkisini artırma çabalarının önemli bir parçasıdır.
Özetle, Türkiye 2025 yılında, iç siyasi ve ekonomik zorluklarla boğuşurken, aynı zamanda küresel ve bölgesel bir aktör olarak konumunu güçlendirme arayışındadır. Enflasyonla mücadeledeki başarı, hukukun üstünlüğü ve insan hakları alanındaki ilerlemeler, demografik fırsat penceresinin etkin kullanımı ve çevresel sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşılması, ülkenin gelecekteki istikrarı ve refahı için belirleyici olacaktır. Bu karmaşık ve dinamik ortamda, politika yapıcıların bütüncül bir yaklaşımla, kısa vadeli çözümlerin ötesinde yapısal reformlara odaklanması ve toplumsal konsensüsü güçlendirmesi kritik önem taşımaktadır.
selametle..













