Tarihin bazen bir şaka gibi görünen ama aslında muazzam bir Akdeniz köprüsünü barındıran o garip tezatlarından biridir bu başlık.
Bir tarafta genç bir Cumhuriyet’in taşradaki en yüksek otoritesi, koskoca bir vali; diğer tarafta ise sınırların ötesinde, sömürgecilik sonrası küllerinden doğmaya çalışan koca bir devletin direksiyonundaki adam, yani başbakan… Sadullah Koloğlu, sadece iki coğrafyanın değil, Osmanlı bürokratik mirasının Cumhuriyet’e ve oradan da Kuzey Afrika’nın bağımsızlık sancılarına uzanan rasyonel, sapasağlam bir köprüsüydü.
Anadolu’da “Arap Kaymakam” lakabıyla dilden dile anlatılan, Hakkari ve Bingöl gibi en zorlu coğrafyalarda valilik yapan bu idealist Mülkiyeli, rüşvete geçit vermeyen, kan davalarını bitiren çelik gibi bir devlet adamıydı. 1941’de Türkiye’de yaş haddinden emekli olduğunda cebinde neredeyse hiç parası yoktu. Çocuklarının eğitim masraflarını karşılayabilmek, ata mirası mülklerin peşine düşmek için doğduğu topraklara, Libya’ya gitti. İşte kaderin asıl büyük hamlesi orada devreye girdi: İngiliz oyunlarının sürdüğü, bağımsızlığa yürüyen o çalkantılı dönemde Libya (Sirenayka) ona mülklerini değil, ülkenin kaderini teslim etti. Türkiye’nin emekli valisi, Libya’nın ilk Başbakanı oldu.
Ancak bu görkemli idari hafızanın arkasında, muhtemelen her gün önünden geçtiğimiz ama fark etmediğimiz bir gönül bağı ve sessiz bir İstanbul detayı gizlidir.
Sadullah Bey’in hayat arkadaşı, bu zorlu yollarda ona omuz veren hanımefendi, İstanbul’un köklü ailelerinden Balmumculara mensup olan Refika (Muzaffer) Hanım’dı. Hanımefendi, Osmanlı’nın ünlü komutanlarından Deli Fuad Paşa’nın soyundan geliyordu. Bu köklü askeri ve entelektüel ailenin İstanbul Kadıköy’deki koca arazileri, köşkleri ve o dönem entelektüel sohbetlerin döndüğü mülkleri, bugün hepimizin bildiği metropolün tam göbeğindeki o ünlü yerleşkeye adını verdi: Fikirtepe. Evet, Libya Başbakanı’nın evindeki o asil kadın, bugün binlerce insanın adres defterindeki o koca semtin tarihi kökleridir.
Sadullah Koloğlu, arkasında Türk basınına ve tarihçiliğine yön veren Orhan Koloğlu ve Doğan Koloğlu gibi devleşen evlatlar bırakarak 1952’de Bingazi’de hayata gözlerini yumdu. Türkiye’de valilikten Libya’da başbakanlığa uzanan bu lekesiz biyografi, bugün İstanbul’un bir semt adının fonunda, tarihin en samimi ama bir o kadar da akademik ağırlığı olan köşesinde keşfedilmeyi bekliyor.













