Fransız yetimhanesi… Taksim Meydanı’nın arka sokaklarında, zamanın unuttuğu bir yapı sessizce duruyor. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir taş bina gibi… Oysa içinde barındırdığı geçmiş, sadece taş duvarlara değil, İstanbul’un vicdanına da kazınmış.
Bu yapı, 19. yüzyılda Fransız Katolik misyonerler tarafından kurulmuş bir yetimhane: Saint Joseph Yetimhanesi.
Yaklaşık 200 yıl önce, savaşlar, salgınlar ve fakirlik nedeniyle anne-babasız kalan Hristiyan çocuklar için inşa edilmişti. Fransız rahibeler, bu binada yetim çocuklara sadece yemek ve barınak değil, aynı zamanda eğitim ve dini terbiye de sunuyordu. Kapısından giren her çocuk, kendini bir aileye değilse de bir düzene emanet etmiş oluyordu.
Ancak zaman değişti. Cumhuriyet’in ilanı, laikleşme adımları ve 1930’larla birlikte Fransız kurumlarının bazıları ya kapatıldı ya da devredildi. Bu yetimhane de onlardan biriydi. Resmî olarak neden kapatıldığına dair net bir belge olmamakla birlikte, dönemin değişen politikaları, yabancı misyonların etkisini azaltma çabaları ve yetim sayısındaki düşüş gibi faktörler etkili oldu.
Yıllar içinde bina, uzun süre kullanılmadı. Sessizleşti. Rüzgârın ve hafızanın mekânı oldu. 2000’li yıllarda özel mülkiyete geçti. Restorasyon çalışmalarıyla bir “kültür-sanat ve kafe” mekânına dönüştürüldü. Bugün oraya giden biri, elinde kahvesiyle hikâyesiz bir sandalyeye oturduğunu zanneder. Oysa her masa, bir zamanlar karanlıkta dua eden bir çocuğun gölgesini taşır.
Bazı yapılar vardır, üstündeki boya ne kadar kalın olursa olsun, altındaki gerçeği gizleyemez. Bu bina da öyle. Her köşesinde geçmişin izleri duruyor: bir çocuk parmağının iz bıraktığı pencere kenarı, bir dua fısıltısının sindiği taş duvar…
Şimdi birileri bu mekânda kahkaha atıyor olabilir. Belki bir genç, sevgilisine aşkını ilan ediyor, belki bir yazar defterine yeni bir hikâye karalıyor. Ama tüm bu sahnelerin fonunda, görünmez bir varlık gibi dolaşan geçmişin çocukları var. Onlar hâlâ orada. Sessizce bakıyorlar. Çünkü bazı yetimler mekânı terk etse bile, hatıraları asla gitmez.
Ve biz, bir yudum kahvede onların hikâyesini hatırladığımız sürece, insan kalmaya devam ederiz.













