Bugünlerde televizyonlarda, sofralarda, sosyal medyada dönüp duran bir tartışma var: Lider kimdir, lider nasıl olur?
Lider dediğin, sarayın kadife koltuklarında doğmuş, elinde altın kaşıkla büyümüş biri değildir kardeşim! Lider, avuçları nasırlı, gözleri geleceğe kilitlenmiş, aklı saray odalarında değil, halkın arasında çalışan adamdır.
İşte Mustafa Kemal Atatürk de tam böyle bir adamdı. O, kullar kervanından çıkıp, cumhuriyetin has toprağına, birey denilen fidanı diken adamdı.
Padişahlar döneminde neydi bu millet? Padişahın kulu! Padişahın lütfuna, iki dudağının arasından çıkacak bir söze bağlıydı her şey. Sen ne düşünürsün, ne hissedersin kimsenin umurunda değildi. Sen sadece bir tebaydın, bir rakamdın, bir kuldun.
Ama bu toprakların bir de Mustafa Kemal’i vardı. Trablusgarp çöllerinde, elinde avucunda bir şey olmadan, İtalyanlara kafa tuttu. Keskin bakışlarıyla yerel halkı bir araya getirdi, direnişin fitilini yaktı. Daha o zamandan belliydi, bu adamın içinde bir “başka” ateş vardı.
Sonra Çanakkale… Vay efendim, o neydi öyle? “Size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!” diyen bir dahi! Bu, saltanatın kulağına fısıldanacak bir emir değil, tam aksine, kulağının dibinde patlayan bir bomba gibiydi! O emri veren, askerinin canını hiçe sayan bir despot değil, tam aksine, onları ölümsüzleştiren bir dehaydı. Çünkü biliyordu, o topraklarda verilecek her can, bu milletin geleceğini kurtaracaktı.
Onun dehası, sadece cephelerde değil, yorgun bedeninde de kendini gösterdi. O da bir etten kemikten insandı. Ömrü cephelerde, savaş meydanlarında geçti. Hastalıklar peşini bırakmadı. Ama o, son nefesine kadar ülkesi için, milleti için mücadele etti. 57 yaşında aramızdan ayrılması, saltanatın sefahat dolu ömrüne karşılık, vatan için harcanan bir ömürdü.
İşte bu yüzden, Atatürk sadece bir devlet kurucusu değil, aynı zamanda bu milletin kimlik kartını yeniden yazan adamdır. Bizi, kul olmaktan çıkarıp, birey yaptı. Bize özgürlük, cumhuriyet ve aydınlık verdi. Ne mutlu ona ki, kul ruhlu bir milletten, bağımsız ve onurlu bireylerden oluşan bir cumhuriyet inşa etti. Onun mirasına sahip çıkmak, sadece bayramlarda anmak değil, her birimizin birer birey olarak, kendi aklını ve vicdanını kullanarak yaşaması demektir.













