Toplumsal yozlaşma ve kimlik karmaşası meselesi aslında çocuklardan ya da gençlerden önce yetişkinlerle ilgilidir. Çünkü çocuklar, kimliklerini yaşadıkları toplumdan, ailelerinden ve rol modellerinden öğrenerek oluştururlar.
Bir iletişimci ve toplumun içinde aktif şekilde görev yapan bir muhabir olarak sahada gördüğüm en önemli gerçeklerden biri şudur: Çocukların sağlıklı bir karakter ve kimlik geliştirebilmesi için güçlü rol modellerine ihtiyaç vardır.
Elbette kız çocukları ile erkek çocukları; eğitim alma, çalışma, fikirlerini ifade etme ve ailelerine katkı sunma konusunda eşittir. Önemli olan hayırlı, ahlaklı, vicdanlı ve topluma faydalı bireyler yetiştirebilmektir. Ancak bunun yanında toplumun düzeni, aile yapısının korunması ve çocukların sağlıklı gelişimi açısından oluşmuş bazı toplumsal roller de vardır.
Çocuklar daha küçük yaşlardan itibaren kimlik algısı geliştirmeye başlar. Kız çocukları çoğu zaman annelerini, erkek çocukları ise babalarını rol model olarak görür. Çünkü çocuklar yalnızca söylenenleri değil, gördüklerini de öğrenirler. Anne ve babanın duruşu, davranışları, birbirleriyle iletişimi ve hayata bakışı çocukların karakterini doğrudan etkiler.
Bugün değişen dünya düzeniyle birlikte kadınlar da iş hayatında aktif şekilde yer almaktadır. Bu son derece doğal ve olması gereken bir durumdur. Ancak çalışma hayatına katılmak, kadın ve erkek arasındaki biyolojik ve toplumsal farklılıkların tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez. Kadın kadındır, erkek erkektir. Bu durum üstünlük ya da eksiklik değil; yaratılıştan gelen farklılıkların doğal sonucudur.
Doğada da her canlının kendine ait özellikleri vardır. Aslanın özellikleri farklıdır, ceylanın özellikleri farklıdır. Ancak bu farklılık biri diğerinden üstün olduğu anlamına gelmez. Tam aksine, düzenin ve dengenin oluşmasını sağlar.
Toplumlarda da böyledir. Roller tamamen ortadan kalktığında en büyük zararı çocuklar ve gençler görür. Çünkü çocukların zihninde anne figürü ile baba figürünün sağlıklı şekilde oluşması gerekir. Anne şefkati, merhameti, sevgiyi ve duygusal bağı temsil ederken; baba daha çok koruyuculuğu, güven duygusunu, sorumluluğu ve otoriteyi temsil eder. Her ikisi de çocuk için eşit derecede değerlidir.
Eskiden aile temalı filmlerde bile bu roller daha belirgindi. Anne; evi çekip çeviren, çocukların terbiyesiyle ilgilenen, sofra adabını, saygıyı, ahlakı öğreten kişi olarak gösterilirdi. Baba ise ailesini koruyan, yol gösteren, nasihat eden figürdü. Çocuklar hem annelerine hem babalarına sevgi ve saygı duyardı.
Bugün ise bazı kavramların bilinçsiz şekilde tartışılması, aile yapısındaki rollerin değersizleştirilmesi ve sosyal medya etkisiyle gençlerin zihninde ciddi kimlik karmaşaları oluşabiliyor.
Oysa ev işleri yapmak, çocuk yetiştirmek, aileyle ilgilenmek bir kadını değersizleştirmez. Aynı şekilde ailesini korumaya çalışmak, sorumluluk almak ve güçlü durmak da erkeği baskıcı yapmaz. Çünkü aile dediğimiz yapı bir bütündür.
Bir ağacı düşünün…
Çocuklar o ağacın dalları ve yapraklarıdır. Anne toprağı temsil eder; besler, büyütür, şefkat verir. Baba ise gövde gibidir; ailesine güç verir, korur, gölge olur. Sağlıklı bir toplum ancak kökleri sağlam ailelerle mümkündür.













