Bu topraklarda Atatürkçü olmak zordur, hanımlar beyler! Kendimi bildim bileli, Atatürk’ün gösterdiği yolda, o duruşla yaşadım.
Annem babam okumuş insanlar değildi belki, ama onlardaki Atatürkçülük sevdası, Prof. diyenlerden, kürsülerde ahkam kesenlerden bin kat daha fazlaydı. Bizim için Atatürk kırmızı çizgidir, tartışılmaz, pazarlık konusu yapılmaz. O, öyle hamaset siyasetine kurban edilecek bir figür değil; bir milletin makûs talihini değiştiren, yoktan var eden yüce bir liderdir. Ve bilirsiniz, benim efendim olmaz, kimseye de eyvallahım olmaz, minnet duymam. O minnetin mutlaka karşılığını vermişimdir. Tıpkı Atatürk gibi, ben de Kuvâ-yi Milliyeci bir ruha sahibim.
Bu ülkede FETÖ’ye karşı Muğla meydanında haykıranlardanım, “FETÖ’nün bilmem neleri yıldıramaz bizleri!” diyenlerdenim. İşte tam da bu ruhla, bu değişmeyen duruşla, Kemal Arıburnu’nun “Atatürk’ten Hatıralar” kitabındaki o anı canlanır zihnimde. O anı, bu coğrafyanın ruhunu, vefanın ve sadakatin ne demek olduğunu fısıldar bize. Mustafa Kemal, gençliğinde, Harbiye’deki o bildik koltuk meyhanesine uğrar, hep aynı masada otururmuş. Meyhaneci babacan, şakacı bir adam. Mustafa Kemal bazen:— Barba!.. Bu akşam param yok!… dermiş. Meyhaneci de, genç subayın omuzunu okşar ve daima teklifsiz bir şekilde cevabını verirmiş:— Mıstık sağ olsun, vre!.. Yıllar geçer, yılların tozlu yollarında memleketin kaderi baştan yazılır. O genç subay, koskoca bir milletin lideri, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olur. Ama yüreğindeki o samimiyet, o vefa zerre değişmez. Bir akşam, gençliğinde devam ettiği o meyhaneyi hatırlar. Arkadaşlarına döner:— Bu akşam oraya gideceğiz!.. der. Cumhurbaşkanının otomobillerle meyhaneye geldiğini gören, artık bir kat daha ihtiyarlamış bulunan Barba, şaşkınlıkla karışık bir sevinçle hemen Mustafa Kemal Paşa’nın eski yerini hazırlar, masayı donatır. Eski bir gençlik hatırasının tazelenmesiyle neşelenen Mustafa Kemal Paşa, ilk kadehten hemen sonra meyhaneciye dönüp şöyle der:— Barba!… Haberin olsun, bu akşam yanıma para almadım!…Barba yerlere kadar eğilerek, duyduğu onurdan ve edindiği şereften bahsederek konuyu değiştirmeye kalkar. Ama Mustafa Kemal Paşa, biraz sonra yeniden seslenir:— Barba!.. Sahi söylüyorum!.. Yanımda para yok!.. der. Barba yine eğilir:— Aman efendim!.. Paranın lafı mı olur? der. Fakat Mustafa Kemal Paşa üçüncü defa olarak:— Barba!.. Sen inanmıyorsun ama, Vallahi parasızım!… Deyince, ihtiyar meyhaneci dayanamaz. Tıpkı eskiden yaptığı gibi, büyük bir teklifsizlikle, elini Mustafa Kemal Paşa’nın omuzuna koyarak:— Aldırma be Mıstık!.. Sen sağolasın!.. dedikten sonra ilave eder:— Zo!.. Onu bana söyletmek istersin, değil mi? İşte tam o an, o ince çizgi, o gerçeklik ortaya çıkar. Mustafa Kemal Paşa bu cevabı alınca Barba’ya döner ve şunu söyler:— İşte oldu Barba!… Biz yılların dostuyuz!… Şimdi değişmek olur mu? Bu hikaye, yoldaşı yolda değişmeyenlerin, koltuk zehrine kapılmayanların dersidir. Atatürk, makamın, şöhretin değil, vefanın, insanlığın ve samimiyetin peşinden giden bir liderdi. Bugünün “nutukçu” siyasetçilerine, halktan uzaklaşanlara, “fotoğraf çektirdim ben iş yaptım” diyenlere ders olsun!













