Gardaşım, bu sosyete milleti bir derdi oldu mu hemen “Psikoloğuma gideyim de çocukluğuma ineyim, traumalarımı çözeyim” diyor. Ula Angara’da çocukluğuna insen ne bulacan? En fazla Kızılay Güvenpark’ta güvercin kovalarken dizini vurup kabuğunu soyduğun yara izini bulursun! Bizde trauma falan sökmez.
Ankara insanı doğuştan varoluşçu filozoftur zaten.Geçen gün bizim mahallenin kahvehanesine gittim. Şöyle bir köşeye oturdum, çay söyledim, derin derin dışarıyı süzüyorum. Kafamda bir sürü soru var: “Biz kimiz? Nereden geldik? Bu hayatın amacı ne la?”Bizim Mahmut Dayı geldi, çay bardağını masaya “Tık” diye bıraktı, gözünü dikti bana:— “La bebe, ne bakıyon öyle duvara bön bön? Yine ne kuruyon kafanda?”— “Valla Mahmut Dayı, bir iç sıkıntısı var bende. Hayatı sorguluyorum. Sanırım varoluşsal bir sancı çekiyorum…”
Mahmut Dayı şöyle bir durdu. Tesbihini parmağına doladı, sandalyeyi çekti, yanıma oturdu. Bakışları bir anda Sigmund Freud’a döndü:— “Bana bak la… Sen varoluşsal sancı demiyon ona. Sen düpedüz ‘Benim bu ayki kasanın açığı ne olacak, yarınki vardiyaya kim gelecek?’ sancısı çekiyon! Bırak şimdi felsefeyi. Sen hiç kışın ortasında Sıhhiye durağında 45 dakika otobüs bekledin mi?”— “Bekledim dayı…”— “İşte o soğukta ‘Geliyor mu gelmiyor mu?’ diye yola bakarken hissettiğin o duygu var ya; hani ayak parmakların donar ama umudunu kaybetmezsin… İşte felsefe odur! Sokrates de gelse o soğukta iki dakika duramaz, ‘Ben böyle hayatın…’ der kaçar! Sen neyin kafasındasın? “Gardaşım, adam üç cümlede Freud’u da devirdi, Nietzsche’yi de çöp tenekesine attı!
O sırada, bizim masaya çaycı Ercan yaklaştı. Elinde tepsi, kaşlar çatık. Psikolojik tespiti patlattı:— “Dayı doğru söylüyor. Geçen bir bebe geldi buraya, ‘Depresyondayım, hayattan tat alamıyorum’ diyor. Dedim ‘Bebe, sen en son ne zaman sıcak bir tarhana çorbası içtin de üstüne iki bardak demli çay çaktın?’ Yok diyor, ‘Ben yeşil çay içiyorum.’ La içersen yeşil çayı tabii depresyona girersin! O çay adama ‘Seni kimse sevmiyor’ hissi verir. Bırak yeşil meşili, iç bizim demliyi, bak bakalım depresyon kalıyor mu!”Ula düşündüm de… Bizim Angaralı psikologların teşhisi reçeteden hızlı!İstanbul’da psikolog: “Hissiyatınızı 1 ile 10 arasında derecelendirin lütfen…”Ankara’da psikolog (Dayı): “La bebe, darlanma! At kafandan şu düşünceleri, geç bir döner ye, üstüne de ‘Fıdayda’ aç, hiçbir şeyin kalmaz!”Diyeceğim o ki can okur ; Ankara’da derin düşünmek adamı filozof yapmaz, direkt kahveye muhtar adayı yapar! Hayatı çok sorgulamayacaksın. “La bir durun, çay soğuyor” diyeceksin, yoluna bakacaksın. Racon budur!












