DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Medeni Yılmaz, TBMM Genel Kurulu’nda şehit yakınları, gaziler ve vazife malullerine yönelik düzenlemeleri içeren kanun teklifi görüşmelerinde söz aldı.
Teklifi desteklediklerini belirten Yılmaz, terörle mücadelede yaralandığı hâlde maluliyet eşiğinin altında kalan kişilere tanınan yeni hakkın kadro unvanı ve olay tarihi üzerinden sınırlandırılmasını eleştirerek 8 başlıkta düzeltme talep etti.
“Şehadetin hukuki karşılığının şehidin rütbesine göre değişmesi savunulabilir bir şey değil”
Teklifin olumlu yanlarını kayda geçiren Yılmaz şunları söyledi: “Gecikmiş bir yasa teklifi olsa da eksik gördüğümüz kısımları olsa da yine de böyle bir teklifin görüşülmesini olumlu buluyoruz. Evet, kanunu destekliyoruz ama eksiklerinin olduğunu da kayda geçirmek istiyoruz. 1’inci madde, şehit ana ve babalarına tanınan asgari ücret güvencesini tüm vazife malullerine yayıyor. Şehadetin hukuki karşılığının şehidin rütbesine göre değişmesi savunulabilir bir şey değildi, bu ayrımın kaldırılması doğrudur. 2’nci madde, bakıma muhtaç gazi ve malullere yapılan ödemeyi yüzde 25 artırıyor ve bunu net asgari ücrete endeksliyor; yöntem doğru. 5’inci madde, tüm sosyal güvenlik hukukunda bugüne kadar hukuken görünmez kalmış bir grubu ilk kez tanıyor. Terörle mücadelede yaralanmış, vücudunda hâlâ mermi çekirdeği veya şarapnel taşıyan ama maluliyet eşiğinin altında kaldığı için gazi sayılmayan ve bugüne kadar tek kuruş aylık alamamış insanlar yıllardır haklarını tek tek dava açarak aramak zorunda kaldı. Bu nedenle maddeyi önemsiyoruz. 6’ncı madde, er ve erbaşların yeniden muayene hakkını 55 yaşına taşıyor. Bu, yaralanmaya bağlı rahatsızlıkların yıllar sonra ağırlaşması gerçeği karşısında yerinde bir düzenlemedir” diye konuştu.
“Aynı metin içinde iki ayrı adalet ölçüsü kullanıyoruz”
Teklifin 5’inci maddesindeki kapsam sınırlamasına dikkat çeken Yılmaz, “5’inci maddeyle getirilen hak; yalnızca askerî personele, Millî İstihbarat Teşkilâtı mensuplarına, Emniyet teşkilatının emniyet hizmetleri sınıfına mensup personeline ve güvenlik korucularına tanınıyor. Şu tabloyu birlikte düşünelim: Bir Emniyet müdürlüğüne terör saldırısı düzenleniyor, aynı patlamada 2 kişi yaralanıyor; biri emniyet hizmetleri sınıfına mensup bir polis memuru, diğeri aynı anda aynı şarapnel parçasıyla yaralanan bir genel idari hizmetler sınıfı personeli. Bu teklife göre, birincisi aylık alacak ama ikincisi hiçbir hak elde edemeyecek; aradaki fark kadro unvanı. Daha da çarpıcı olan şu: Aynı teklifin 7’inci maddesi, 15 Temmuz’da yaralananlar bakımından kamu görevlilerini ve sivilleri birlikte kapsıyor, hizmet sınıfı ayrımı da yapmıyor yani biz aynı metin içinde iki ayrı adalet ölçüsü kullanıyoruz. 15 Temmuz’da yaralanan bir sivil kapsamda, bir terör saldırısında aynı ağırlıkta yaralanan bir sivil kapsam dışı; tam bir çifte standart. Sormak istiyorum: Aynı şarapnel parçasıyla yaralanan bir asker ile bir sivili ya da aynı teşkilatta görevli 2 personeli birbirinden farklı hukuki rejime tabi tutmanın objektif ve makul açıklaması nedir?” diye sordu.
“Aralarındaki tek fark takvim yaprağı”
Maddenin bir defaya mahsus uygulanacak geçici hüküm olarak düzenlenmesini eleştiren Yılmaz, “Ayrıca, 5’inci madde bir geçici madde olarak düzenlenmiş ve şöyle diyor: ‘Bu hükümler yalnızca maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olaylar hakkında bir defaya mahsus uygulanır. Bu tarihten sonraki olaylar için yeni başvuru yapılamaz.’ Değerli arkadaşlar, bu maddeyi bu hâliyle kabul edersek şunu söylemiş oluyoruz: Aynı bölükte görev yapan, aynı çatışmanın içinde bulunan, aynı ağırlıkta yaralanan 2 askerden biri 31 Ağustos’ta yaşadığı için ömür boyu aylık alacak, diğeri 2 Eylül’de yaşadığı için hiçbir hak elde edemeyecek; aralarındaki tek fark takvim yaprağı” ifadelerini kullandı.
“Bir yıllık süre koymak, hakkı tanıyıp kapısını kilitlemek anlamına gelir”
Hakkın kullanılabilmesi için öngörülen başvuru şartlarının uygulanabilirliğini sorgulayan Yılmaz, “Tanınan hakkın kullanılabilmesi için 3 şart getirilmiş: Başvuru bir yıl içinde yapılacak, olay tarihinde mensubu olunan kuruma yapılacak ve en az bir adli tabip uzmanının yer aldığı sağlık kurulu raporu alınacak. Bu maddenin muhatabı kim? Büyük ölçüde on yıl, on beş yıl önce yaralanmış, bugüne kadar terhis olmuş, kurumdan ayrılmış, emekli olmuş insanlar. Şimdi soruyorum: Terhis olduktan sonra sivil hayata dönmüş bir er hangi kuruma başvuracak? Aradan geçen on beş yıldan sonra kurum arşivinde kaydı bulunamazsa ne olacak? Adli tıp uzmanı şartı tıbbi değerlendirmenin niteliğini yükselttiği için doğrudur ama uygulanabilir midir? Türkiye’de kaç adli tıp uzmanı görev yapıyor? Adli Tıp Kurumunun mevcut iş yükü nedir? Sağlık Bakanlığı bu iş için kaç hastane belirleyecek, bunlar hangi illerde olacak? Bu sorular cevaplanmadan bir yıllık süre koymak, hakkı tanıyıp kapısını kilitlemek anlamına gelir. Bir eksik daha var; başvurunun reddi hâlinde ne olacağı düzenlenmemiş, itiraz yolu yok, idarenin karar verme süresi yok, kararın gerekçelendirilmesi yükümlülüğü yok, sağlık kurulu raporuna itiraz usulü yok. Bu maddeyi yaparken amacımız insanları mahkeme kapılarından kurtarmaktı, bu hâliyle onları doğrudan mahkemeye yönlendirmiş oluyoruz” şeklinde konuştu.
“Anayasa’nın 61’inci maddesi, bize, yaraşır bir hayat seviyesi sağlama ödevi yüklüyor”
Teklifte öngörülen tutarları rakamlarla değerlendiren Yılmaz, “5’inci maddeyle, malul sayılmayan yaralılara bağlanacak aylık 17135 gösterge üzerinden hesaplanıyor; bunun karşılığı yaklaşık 26.996 liradır yani net asgari ücretin altındadır. TÜRK-İŞ’in Temmuz 2026’da 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 36.939 lira, bağladığımız aylık bunun yaklaşık yüzde 27 altında kalıyor. Anayasa’nın 61’inci maddesi, bize, yaraşır bir hayat seviyesi sağlama ödevi yüklüyor; bu tutarın o ölçütü karşıladığını söylemek güç. 3’üncü maddeye gelelim: Erbaş, er, güvenlik korucusu, öğrenci ve sivil vazife malulleri için taban aylık getiriliyor; 35398 gösterge, bunun karşılığı yaklaşık 55.770 liradır. Peki, aynı dönemde net asgari ücretin 2 katı ne kadardır? 56.151 lira. Yani, teklifin taban olarak koyduğu tutar daha yürürlüğe girmeden net asgari ücretin 2 katının altında. 4’üncü maddedeki tabloya ise özellikle dikkatinizi çekmek isterim. Bu tablo, 23 Ocak 2017 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 684 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle getirilmiş ve o günden bugüne kadar sayısal olarak hiç güncellenmemiştir. Şimdi tüm derecelerde yaklaşık yüzde 21,9 oranında artırılıyor. Dokuz yılda biriken enflasyon karşısında bu artışın ne ifade ettiğini hepimiz biliyoruz” dedi.
Teklifin iki maddesi arasındaki atıf farkına işaret eden Yılmaz, “Teknik ama sonucu itibarıyla önemli bir hususa değinmek istiyorum: Teklifin 7’nci maddesinde, 15 Temmuz’da yaralanıp malul sayılmayanlara bağlanacak aylıklar hakkında 5454 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı açıkça yazılmış. 5’inci maddede ise böyle bir atıf yok. Oysa her iki grup da aynı gösterge rakamı yani 17135 üzerinden aylık alacak. Bu durumda aynı rakam üzerinden aylık bağlanan iki grup ek ödeme nedeniyle eline farklı hususlar geçen iki gruba dönüşebilir” açıklamasında bulundu.
“Bu düzenlemeler yapılırsa bu Meclis hak sahiplerinin karşısına eksiksiz bir metinle gider”
Taleplerini sıralayan Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sonuç olarak 8 başlıkta düzeltme istiyoruz: 1’incisi, şehit ana ve babasına tanınan asgari ücret güvencesinin her ikisi için ayrı ayrı uygulanacağının açık yazılması. 2’ncisi, bakım ödemesinin ağır bakım hâlinde artırılması ve evde bakım yardımlarından mahsup edilmemesi. 3’üncüsü, taban aylığının net asgari ücretin 2 katının altına düşmemesi. 4’üncüsü, derece gösterge tablosunun asgari ücrete bağlanarak kendiliğinden güncellenmesi. 5’incisi, 5’inci maddenin kapsam, süre, yararlanma tanımı ve usul yönünden tamamlanması. 6’ncısı, yeniden muayenede yaş sınırı yerine sağlık durumundaki ağırlaşmanın esas alınması. 7’ncisi, 15 Temmuz yaralılarına bağlanacak aylıkların 15 Temmuz 2016’dan itibaren başlatılması. 8’incisi, 5’inci maddenin yürürlüğünün öne alınması. Bu düzenlemeler yapılırsa bu Meclis hak sahiplerinin karşısına eksiksiz bir metinle gider” dedi.
“Bu ilkeyi bu metne yazabilirsek hepimiz üzerimize düşeni yapmış oluruz”
Konuşmasını devletin vefa borcuna dair bir ilke vurgusuyla tamamlayan Yılmaz, “Devlet adına ödenen bedelin karşılığı bedeli ödeyen insanın kadrosuna, unvanına, hizmet sınıfına veya olayın takvim tarihine göre değişemez. Bu ilkeyi bu metne yazabilirsek hepimiz üzerimize düşeni yapmış oluruz” sözleriyle konuşmasını noktaladı.













