Korkmak, insan olmanın belki de en doğal ve dürüst halidir. Kalp atışlarının hızlandığı, avuçların terlediği o anlar, hayatın bize ne kadar canlı olduğumuzu hatırlattığı eşsiz duraklardandır ve şimdi, Türk sineması bu duraklardan birine yeni bir isim kazandırıyor. Korku filmleri denince akla genellikle ani sıçramalar, kanlı sahneler ve basmakalıp klişeler gelir. Ancak “Zikir” bu kalıpları yıkarak izleyiciye daha zekice kurgulanmış, atmosferik ve düşündürücü bir deneyim sunuyor.
Yönetmen koltuğunda Zebun’dan tanıdığımız Hakan Yusufoğulları ve Mesut Erbaş gibi iki güçlü ismin oturması tesadüf değil; bu film, korkuyu yalnızca bir tür olarak değil, bir anlatı biçimi, hatta bir yüzleşme şekli olarak görüyor. Fragmanı yayınlanır yayınlanmaz sosyal medyada yankı uyandıran film, yalnızca teknik anlamda değil, duygusal ve felsefi derinliğiyle de dikkat çekiyor. Görsel estetiği, metaforlarla dolu anlatımı ve seyirci üzerinde uzun süre etki bırakan psikolojik dokusuyla, tür sinemasının ne kadar güçlü bir araç olabileceğini hatırlatıyor.
Oyuncu kadrosunda Burak Küçük, Onur Azad Yılmaz, Züleyha Hamza ve Çağla Mandıra gibi yetenekli oyuncuların performansları da filme ayrı bir derinlik katıyor. Özellikle karakterlerin iç çatışmalarını ve psikolojik dönüşümlerini ustalıkla yansıtmaları, Zikir’i sıradan bir korku filminden çok daha öteye taşıyor. Oyuncuların gözlerine dikkatlice bakarsanız, korkunun ötesinde bir şey görürsünüz içsel bir çöküşün, bastırılmış travmaların sessiz haykırışını. Zikir’in en dikkat çeken yönlerinden biri, senaryosunun gerçek olaylardan esinlenmiş olması. Bu durum, filmin korku unsurunu daha inandırıcı ve iç burkucu kılıyor. Geleneksel halk inanışlarından beslenen ancak bunları modern bir sinema diliyle harmanlayan yapım, izleyiciyi sadece ekrana kilitlemekle kalmıyor, aynı zamanda kendi içsel korkularıyla yüzleşmeye davet ediyor.
Afişiyle, müziğiyle, görsel diliyle ve ağır atmosferiyle “Zikir” Türk korku sinemasında adeta ikinci bir perdeyi açıyor. Bu sadece bir film değil kültürel bir adım, sinemasal bir iddia, ruhsal bir çağrı. Eğer cesaretiniz varsa, sadece korkmak için değil, anlamak, hissetmek ve kendi karanlığınızla yüzleşmek için sinema salonunun ışıkları sönene dek bekleyin. Çünkü bu sefer karanlık, yalnızca dışarıda değil ve unutmayın korku artık bir kelime değil. Bir isim, içsel bir çığlık yada “Zikir..” Film, yakın zamanda vizyona girecek. Eğer farklı bir sinema deneyimi arıyorsanız, bu filmi listenize eklemeyi unutmayın, şimdiden keyifli seyirler..













