Kırk asırlık Türk yurdunun toplumsal yalnızlığı… Şehrin eski sokaklarına girdiğinizde kaybolursunuz. Hayatın musikisi ve melodisi dar sokaklarında saklıdır. Bir yerden insan sesleri duyarken, burnunuzu pişmekte olan yemek kokuları kaplar.
Bir evde otururken sokaktaki çocuk cıvıltılarını duymanız şaştırmasın sizi. Bir merhabayı esirgemeyen farklı mezhebe bağlı insanların yaşadığı sokaklar. Avlulardan içeriye girdiğinizde kocaman bir bahçe ve sohbetlerin yapıldığı eski konaklar, bir şeylerin halen korunduğu tokmaklar, kilise çanlarıyla cami minaresinin birleştiği hoşgörü şehri. Sinagog ve imamın mahalle esnafında karşılaşıp koyu sohbet ettiği samimi ve içtenliğin buluştuğu medeniyet beşiği olan şehrimiz. Şubat ayının 6’sında uyuyan şehir uyandığında artık; ne eş, ne dost, ne ev, ne şehir ne de anılar kalmamıştı.
Hatay, birçok kesim tarafından Doğu Bölgesine yakınlığıyla bilindiği için Doğu Bölgesi olarak akıllarda kalıyor. Oysa doğu bölgelerinden daha yalnız, kaderine terk edilmiş halde yaşayanlarla dolu. Bu şehir yıkım ile kıyım arasında yaşam mücadelesi verenlerle ayakta duruyor. Şehrin her yeri, beton, şantiye ve toz içinde. Kış aylarında insanlar elektrik kesintileriyle baş başa bırakılıyor. Alt yapı çalışması diyerek kesilen elektriğin günlerce gelmediği oluyor. Konteyner kentlerde yaşayan insanların ısınma durumu sadece elektrikli sobalarla sağlandığı için battaniye altında oturmak durumunda kalıyorlar. Şehir içinde yıkılmayı bekleyen yapılar, mahkeme süreçlerinin beklendiği boş evler mevcut. Yıkım süreci devam ederken aktif moloz yığınları ise tedbir alınmadan taşınıyor. Bu da ne yazık ki kamyon altında kalan yaya ve motor kullanan sürücülerin ölümüne sebebiyet oluyor. Bu dikkatsizlik aktif araç kullanıcılarını da korkutuyor. Kamyonların taşıdıkları yük tonlarca olduğu için yolların tahrip edilmesi, yağmurla artan çukurlar trafiğin çekilmez hale gelmesini sağlıyor.

En büyük sorunlardan biri de düzensiz yollar ve artan trafiğe alternatif yollar olmamasıdır. Depremin üzerinden 2 yıl geçiyor olmasına rağmen insanların sabrı tükenmiş durumda. Narlıca, Altınözü, Samandağ ve Harbiye civarına gidilirken yolların kenarlarına bırakılan moloz yığınları, kamyonlardan dökülen çöpler, hava kirliliği yaşamı daha da olumsuz etkiliyor. Sanayi bölgesinde yıkılan dükkânların yerine yenisinin yapımına başlanması çok geç kalındı. Bu durum insanların sanayiyi ayakta tutabilmek adına kendi dükkânlarını yapmasıyla sonuçlanıyor. Lakin belediye dükkânını yapan esnaflara ceza kesiyor. İnsanlar geçinmek, kazançlarıyla insanlara çalışma imkânı sağlamak amacıyla uğraşırken yapılan cezai işlemlerin askıya alınması gerekir. Birbirine destek olunması gerekilen zaman diliminde sorunların çözümü adına birimler kurulmalıdır.
Sağlık konusunda birçok kişi halen doktora gidememekle birlikte ulaşım sorunları yaşanmaktadır. Bir noktadan bir noktaya gidebilmek adına 2 araç değişimi yapılıyor, hatta zamanın çoğu yolda geçiyor. Eski tarihi çarşı yapımına yeniden başlanmışken, çarşı esnafı konteyner dükkânlarla çarkını döndürmeye çalışıyor. Çarşıda yıkımı bekleyen bariyerlerle önlem alınmamış yapılar gözle görülüyor. Çocuklar için oyun alanları, etkinlik noktaları oluşturulmadır. Hatay halkının yıllardır bildiği, anılarının olduğu tek büyük park olan Atatürk Parkının etrafında şantiyeler mevcut. Bu da çocukların park alanına gitmesini, ailelerin çocuklarını götürmesini engelliyor. Bunun yerine konteyner kentlere çocuklar için etkinlikler ve oyun alanları oluşturulabilir. Okul çağındaki çocukların ödevlerini ve sınav çalışmalarını devam ettirmeleri adına kütüphaneler kurulmalıdır. Ama bu kütüphanelerin çalışma saatleri çocuklara göre düzenlenmelidir. Çünkü konteyner kentlerde yaşayan ailelerin yaşam alanları bir kutu kadar olduğu için çocuğun ders çalışma alanı yok. Şehir içindeki çocuklarımızın diğer çocuklarla fırsat eşitliğini yakalayabilmesi adına atılması gerek en mühim adımdır. Yetişkin bireyler içinde sinema salonları ve ruh sağlığı konulu etkinlikler düzlenmeyiz.

Yetişkinlerin çalışmak dışında, akşam vakti etkinliklerle kendilerini sosyalleşecek alanlara bırakması elzemdir. Yoksa bu süreci atlatmaları, sağlıklı bireyler yetiştirmeleri ve toparlanma süreçleri zorlaşır. Çocukların, gençlerin ve yetişkin bireylerin üzerinde olumsuz düşünceler hâkimdir. Umudu olmayanların, yaşam mücadelesini kaybetmesi an meselesidir. Deprem sonrası insanların karşılaştığı tek manzara; yıkık evler, inşası devam eden yapılar ve ürkütücü sokaklar. Bu da insanlarda bıkkınlığa sebep oluyor. Hayallerini, umutlarını ve gelecek ile ilgili planlarını sorduğunuzda koca bir boşluğa dalıp gidiyor. İnsanların motivasyona ve daha güzel günlerin olacağına dair inançlarını tazeleyecekleri samimiyete ihtiyacı var. Buradaki insanların depremden önce her şeyi varken bir anda hiçbir şeyleri kalmadı. Yüreklerindeki derin yaralara merhem olacak içtenliğe ihtiyaçları var. Sorunlarını konuşacakları, dertlerini anlatacakları bir muhatap arama peşindeler.
Bir yağmur yağdığında elektrik kesintisi yaşamamayı, bir sağlık kuruluşuna ulaşabilmeyi, çocuklarının geleceği için kütüphane ve motivasyon beklentileri var. Umut arayışları bir kısır döngü de dönüp duruyor. Kimle konuştuğunuzda o geceyi “Unutmadık, unutmayacağız. Terk etmedik gitmiyoruz” diyor. Bazı insanlarımız için, sevenleri için hayat 4.16 ‘da durdu. İşte bu yüzden şehir içinde yaşayan insanlarımız için online ve yüz yüze psikolojik destek merkezleri faaliyet göstermelidir. İnsan ruhunun sağlığı, bedenin sağlığı kadar önemlidir.
Şehir cıvıl cıvıl günlerini, insanlar ise eski günlerin özlemini çekiyor. Her evin penceresinden içeriye sızan bu yara ocakta taş üstüne taş bırakmadı. İnsanlar belirsizliklerle mücadele etmek istemiyor. Toplumun birçok kesimi geri dönmek isterken şehrin ayağa kalkması için bir olmak, birlik olmak gerekiyor. İşte bu yüzden çalışmaların düzenli, itinalı ve çabuk sonuçlanması gerekiyor.













