İnsanlık tarihi boyunca iyilik ve kötülük, dürüstlük ve çıkarcılık, erdem ve yozlaşma aynı toplumun içinde yan yana var olmuştur. Bazen öyle dönemler yaşanır ki, haksızlığın sesi doğruluğun sesinden daha yüksek çıkar. Menfaat peşinde koşanlar, dürüst insanların önüne geçer gibi görünür. İşte böyle zamanlarda, şerefsizlerin içinde şerefli kalabilmek gerçek bir karakter sınavına dönüşür.
Şeref, yalnızca kişinin kendisi hakkında söylediği sözlerle değil, kimsenin görmediği anlarda sergilediği davranışlarla ölçülür. Bir insanın dürüstlüğü, işlerin yolunda gittiği günlerde değil; zorlandığı, baskı gördüğü ve çıkar elde etme fırsatı bulduğu zamanlarda ortaya çıkar. Çünkü şeref, şartlara göre değişen bir özellik değil, insanın vicdanında taşıdığı kalıcı bir değerdir.
Toplum içinde bazen güveni istismar eden, insanları aldatan, yalanı alışkanlık haline getiren kişilerle karşılaşırız. Bu durum birçok insanın umudunu kırabilir. Ancak unutulmamalıdır ki, karanlığın varlığı ışığın değerini azaltmaz. Aksine, karanlık arttıkça ışık daha görünür hale gelir. Şerefsiz davranışların yaygınlaştığı ortamlarda dürüst kalmayı başaran insanlar, çevrelerine sessiz ama güçlü bir örnek olurlar.
Şerefli insanlar çoğu zaman alkış beklemezler. Onlar doğruları, ödül almak için değil; doğru olduğuna inandıkları için yaparlar. Bir yetimin hakkını koruyan, bir öğrencinin geleceği için emek veren, işini hakkıyla yapan, dostluğuna sadık kalan insanlar toplumun görünmeyen kahramanlarıdır. Onlar manşetlere çıkmayabilirler, ancak insanlığın ayakta kalmasını sağlayan temel değerleri taşırlar.
Hayatın birçok alanında çıkar ilişkilerinin ön plana çıktığını görmek mümkündür. Kimi zaman insanlar makam için, para için veya kısa vadeli kazançlar için değerlerinden vazgeçebilirler. Fakat tarih göstermiştir ki, geçici çıkarlar kalıcı saygınlık getirmez. İnsanlar bir kişinin servetini değil, karakterini hatırlarlar. Ardında güven bırakan insanlar, geride yalnızca isim değil, aynı zamanda güzel bir iz bırakırlar.
Şerefli olmak kusursuz olmak anlamına da gelmez. Her insan hata yapabilir. Asıl önemli olan, yapılan hatayı kabul edebilmek, yanlışlardan ders çıkarabilmek ve vicdanın sesini susturmamaktır. Şeref, hatasızlık değil; doğruluk arayışından vazgeçmemektir. İnsan olmanın en değerli yönlerinden biri de budur.
Bugün dünyaya baktığımızda, bütün olumsuzluklara rağmen hâlâ iyilik yapan, yardım eden, adalet için mücadele eden milyonlarca insan olduğunu görüyoruz. Bu insanlar sayesinde umut yaşamaya devam ediyor. Çünkü bir toplumun geleceğini belirleyen şey, kötülük yapanların sayısı değil; iyilikten vazgeçmeyenlerin kararlılığıdır.
Sonuç olarak, şerefsizlerin içinde şerefli kalabilmek kolay değildir; ancak insanı değerli kılan da tam olarak budur. Dürüstlüğün zorlaştığı yerde dürüst kalmak, adaletin zayıfladığı yerde adaleti savunmak, çıkarların hüküm sürdüğü yerde vicdanın sesini dinlemek gerçek erdemdir. İnsanların karakterleri, içinde bulundukları kalabalıklarla değil, benimsedikleri değerlerle ölçülür. Ve her zaman hatırlanmalıdır ki; şerefsizliğin gürültüsü ne kadar büyük olursa olsun, şerefin sessiz gücü insanlığın en sağlam dayanağı olmaya devam edecektir.













