Bunu söylemek cesaret ister. Çünkü insana dair güzel şeyler söylemek kolaydır; sevilir, alkışlanır, çerçevelenip duvara asılır. Oysa hakikatin zaman zaman sert bir yüzü vardır ve o yüzden kaçmak, onu yok saymak anlamına gelmez.
Tarihe bir bakın. Savaşları kim çıkardı? İnsanlar. Soykırımları kim yaptı? İnsanlar. Çocukları açlığa terk edip aynı anda lüks içinde yüzen kim oldu? Yine insanlar. Bunları “istisnai” saymak, sayıları milyonlarla ifade edilen vahşeti dipnota düşürmektir. İstisna bu kadar çok tekrarlanıyorsa artık kuraldır.
Psikoloji de bu tezi boşa çıkarmaz. Stanley Milgram’ın ünlü deneyi, sıradan insanların bir otorite figürünün talimatıyla başkalarına nasıl acı çektirebildiğini gözler önüne serdi. Philip Zimbardo’nun hapishane deneyi, rolün insanı ne kadar çabuk canavarlaştırabildiğini gösterdi. Bunlar sapkın bireylerin hikayeleri değildi; bunlar bizim hikayemizdi.
İnsan topluluk içinde iyilik yapar, çünkü yapmak zorundadır. Hukuk, ahlak, din, töre; bunların tamamı aslında tek bir itirafın ürünüdür: İnsana güvenilmez, dizginlenmesi gerekir. Hiçbir toplum “insanlar zaten iyi olduğu için” yasa yazmamıştır. Yasalar tam aksine, insanın ne yapabileceğini bildikleri için yazılmıştır.
İyilik ise çoğu zaman bencilliğin rafine halidir. Yardım etmek kendini iyi hissettirdiği için yardım ederiz. Bağış yaparız çünkü onay görürüz. Kahraman oluruz çünkü anlatacak bir hikayemiz olur. Cömertliğin bile altında bir hesap yatar; bunu görmek istemeyişimiz, kendimize duyduğumuz masum bir yalandan ibarettir.
Bu tablonun karşısında “insan eşrefi mahlukat” demek ne denli zordur, anlıyorum. İsmet Özel de bunu bir anda söyleyemedi. O sözü babasından duymuş, ama asıl anlamını ancak en karanlık anında kavrayabilmişti:
“İnsan eşref-i mahlûkattır derdi babam
bu sözün sözler içinde bir yeri vardı
ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman
bu söz asıl anlamını kavradı”
— İsmet Özel, Amentü (1974)
İşte tam bu yüzden. O söz, güzel bir günde değil; en dip noktada, insanın kendi karanlığıyla yüzleştiği anda anlam kazanıyor. Çünkü “eşrefi mahlukat” olmak bir müjde değil, bir sorumluluktur. Ve sorumluluk, ancak kötülüğü içinde taşıdığını bilen biri için gerçek bir anlam ifade eder.













