Son yıllarda dijitalleşen finans dünyası, hayatımızı tek bir tıkla kolaylaştırırken madalyonun diğer yüzünde bambaşka bir dramı büyütüyor.
Adını sıkça duymaya başladığımız, belki de çevremizde birilerinin canını çoktan yakmış olan yeni bir toplumsal yara var karşımızda: IBAN Mağdurları. Eskiden dolandırıcılık denildiğinde akla gelen klasik senaryolar, yerini dijital çağın kusursuz görünen tuzaklarına bıraktı. Kimi internetten ek gelir kazanma ümidiyle sadece bir “görev” yaptı, kimi bilmeden hesabını bir tanıdığına veya internetteki bir ilana “kiraladı”, kimi ise sadece sattığı ikinci el bir eşyanın bedelini IBAN yoluyla tahsil etti. Sonuç mu? Bir sabah uyanıp tüm banka hesaplarına bloke konulduğunu, adının terörün finansmanı, yasa dışı bahis veya nitelikli dolandırıcılık dosyalarına karıştığını öğrenen binlerce insan…
Bilinçsizliğin Bedeli Ağır Oluyor
İşin en acı tarafı, bu mağdurların çok büyük bir kısmının ne bir suç şebekesi lideri ne de profesyonel birer suçlu olması. Onlar; harçlığını çıkarma telaşındaki üniversite öğrencileri, ev ekonomisine katkı sağlamak isteyen ev hanımları ya da dijital dünyanın tuzaklarından habersiz, safiyane bir güvenle hareket eden sıradan vatandaşlar. Sistem ise affetmiyor. Hukuk kuralları ve bankacılık mevzuatı, “Hesap sahibinin sorumluluğu esastır” ilkesiyle hareket ediyor. Dolandırıcılar arkalarında iz bırakmadan dijital karanlıkta kaybolurken, faturayı sadece İban’ını kullandıran veya farkında olmadan bu çarkın bir dişlisi haline gelen “zincirin son halkası” ödüyor. Mahkeme koridorlarında ömür tüketen, hapis cezalarıyla karşı karşıya kalan ve en acısı da toplum nezdinde “dolandırıcı” damgası yiyen binlerce hayat var.
Adalet Sadece Cezalandırmak mıdır?
Kuşkusuz, suçun her türlüsüyle mücadele edilmeli ve finansal sistemin güvenliği korunmalıdır. Ancak burada sormamız gereken can alıcı bir soru var: Adalet, sadece en zayıf halkayı cezalandırmak mıdır? Gerçek suçluların yapay zeka, kripto paralar ve paravan hesaplar arkasına saklandığı bir düzende; sadece bilgisizliği veya çaresizliği yüzünden İban’ını kaptıran insanları doğrudan suç örgütü üyesi gibi yargılamak ne kadar adildir? “Bir suçun failini bulamayıp, sadece suçun işlendiği aracın sahibini cezalandırmak, adaletin tecelli etmesi değil, sadece dosyanın kapanmasıdır.”
Harekete Geçme Zamanı
Bu mesele artık sadece bireysel bir hukuki sorun olmaktan çıkmış, kitlesel bir sosyal probleme dönüşmüştür. İban mağduriyetlerinin önüne geçmek için acilen üç ayaklı bir stratejiye ihtiyacımız var:
Farkındalık ve Eğitim: Bankalar ve kamu kurumları, sadece kamu spotlarıyla yetinmemeli; hesap güvenliği ve İban kullanımının hukuki sorumlulukları konusunda agresif bir dijital okuryazarlık kampanyası başlatmalıdır.
Hukuki Esneklik ve İnceleme: Yargı mekanizması, bu dosyalarda “kasıt” unsurlarını çok daha titiz incelemeli. Suç örgütü lideriyle, cehaletinin kurbanı olmuş bir genci aynı kefeye koymayan, daha esnek ve adil bir hukuki yaklaşım sergilenmelidir.
Teknolojik Önlemler: Bankacılık sistemleri, şüpheli transferleri ve hesap kiralama hareketlerini yapay zeka algoritmalarıyla anında tespit edip, kullanıcıyı suça bulaşmadan önce uyaracak bariyerler geliştirmelidir.
Teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerlerken, adaletin ve toplumsal bilincin bu hızın gerisinde kalması kabul edilemez. IBAN mağdurlarının çığlığı, dijital çağın adalet sistemimize açtığı bir sınavdır. Ve bu sınavı, suça bulaşmış gerçek suçlularla, tuzağa düşürülmüş çaresiz insanları birbirinden ayırabildiğimiz gün kazanacağız.












