Hayatımız, sayısız gizemle dolu. Kara deliklerin yapısı, evrenin sonu, insan ruhunun derinlikleri… Ama inanın bana, bunların hiçbiri çamaşır sepetinden çıkan tek çorabın varoluşsal krizi kadar kafamı kurcalamıyor.
Her şey, o meşum “yıkama ve kurutma” döngüsünden sonra başlıyor. Bir çift olarak makineye giren, birbirine sıkı sıkıya bağlı o iki yoldaş, ne hikmetse tek başına çıkıyor. Biri, sanki gizli bir göreve gönderilmiş bir casus gibi ortadan kayboluyor. Geride, kaderine terk edilmiş, umutsuz bir yarım kalıyor.
Bu kayıp çorapların bir örgütü var mı? Belki de evlerimizde gizli bir boyut kapısı bulunuyor ve kaybolan her çorap, “Çorap Krallığı” adında başka bir evrene geçiş yapıyor. Veya belki de, onlar birer ajan. Kirli sepetinden aldıkları bilgileri, gizli bir merkeze ulaştırmak için kayboluyorlar. Kim bilir, belki de o tek çorap, aslında insanlığın kurtuluşu için feda edilen bir kahraman.
Peki ya tek kalan çorap? Onların dramı, Shakespeare oyunlarını aratmıyor. Dolapta, bir köşeye atılmış, sürekli olarak “O”nun geri döneceği günü bekleyen o yalnız çorap… Hayatın acımasızlığını en iyi anlatan sembollerden biri.
Öyleyse, bir dahaki sefere çamaşır makinenizden tek bir çorap çıktığında, ona acımayın. Belki de o, çok daha büyük bir davanın tek başına kalan bir neferi, kim bilir?













