Herkese merhaba sevgili yol arkadaşlarım. Uzun bir aradan sonra gene beraberiz.. Sizleri çok özledim..
Bu uzun ara dinlenme ya da daha çok yorulma mıydı; ben de bilmiyorum.. Ama şunu biliyorum aylar sonra bana tekrar yazdıran bu his; yaşadıklarım ve deneyimlerin toplamı olacak. Umarım gene kalbinizden ve kendinizden bir şeyler bulursunuz.
Bugün size dünyanın en eski duygusu olan yaradılış sebebimiz aşktan bahsedeceğim.
Gerçekten elma yemeyen birisi, elmanın tadını nerden bilir ya da gerçekten denize girmeyen biri, o ferahlık hissini.. Herkes hissettiği ve yaşadığı kadarını bilir ve deneyimler.. Hayat denen bu yolculukta, bizi büyüten ve hayatımıza renk katan belki de bizi biz yapan şeydir: AŞK…
Belki bir susuştur; bazen belki kırık bir müziğin melodisi, bazen de birikmiş sararmış bir kaç fotoğraf… Yaşamadan bilemediğimiz bir şey belki de.. Aşkı kitaplar yazar, şarkılar söylermiş de herkes anlatır, anlatırmış ama aşk yanmadan ve hissetmeden anlatılınca boş bir kelammış. Anladım ki aşk; yaşanmadan yazılmayacak kadar değerli hatta suskun kelimelerin arasında çıkan sessiz çığlıkmış..
Aşkın tanımı herkese göre değişir belki. Yaradılıştan bu yana aşk için methiyeler, hikayeler, şiirler, efsaneler olsa da gerçekten yaşayanın hikayesi en gerçek olanıdır belki de..
Bazen bir bakıştadır aşk… Bir gülüşte bazen… Bir vedadaki gözyaşında yanaklardan süzülen.. Hem yakar deli gibi içini, hem de kendine bağlar delice… Sessizce dönüp dolaşırsın ateşin etrafında pervane misali. Bazı aşklar vardır, suskunlukta bile çok şey anlatır. Bazı aşklar vardır ki: yasak olduğunu bile bile ve imkansız olduğunu bile bile ona koşarsın.. Halbuki bilirsin yanlıştır.. Ama gene de yaşamak istersin sonuna kadar…
Ve en acısı yarım kalan aşklardır.. Söylenmemiş sözler kalmıştır yüreğinde. Gezilmemiş yerler, dinlenmemiş şarkılar.. Yaşanamamış bir hikayenin kırık figürleri.. Elini uzatsan tutarsın ama yapamazsın.. Canın yanar konuşamazsın. O yarım kalmışlık bu dünyada senin ve onun ruhunun yarım kalmışlığıdır aslında. Bilirsin ki; anca onla tamamlanacaksın…
Aşkta mesafe yoktur, aşkta engel yoktur, sorular şüphe yoktur. Kaçamazsın nereye gidersen git, ne yaparsan yap aşk hem acıtır, hem yakar hem de mutluluk verir..
Cesaret ister aşk.. Korkakları sevmez.. Gurur dinlemez.. Ona tam teslim olacaksın yada hiç yaklaşmayacaksın.. Sabredeceksin ve belki de bekleyeceksin.. Günebakan’ın güneşi beklediği gibi sadece bekleyeceksin..
Size günebakan çiçeğinin hikayesini anlatayım: Vaktiyle bir tarlada çok güzel açan bir ayçiçeği varmış.(günebakan).Güneşe deli gibi aşıkmış. O yüzünü aşkla güneşe döndükçe sararır solar, sonunda kararır yanar her seferinde… Ayçiçeği güneşe aşık olunca gülmekten kırılmış bütün bitkiler. “Güneş gökyüzündeki tahtından bir an bile ayrılmaz. Kudretli ve ulaşılmazdır. Sen kim, o kim? Vazgeç bu sevdadan.” demişler hep bir ağızdan. Ayçiçeği sesini çıkarmamış. Sevdalı gözlerini dikmiş güneşe; bakmış bakmış bakmış… Uzun süre hiçbir şeyin farkına varmadan güneş, nihayet bir gün ayçiçeğinin bakışlarını hissetmiş üzerinde. Önce geçici bir şey sanmış ama zamanla yanıldığını anlamış. Ayçiçeği öyle inatçıymış ki güneş tahtını nereye taşıdıysa yılmadan usanmadan o yöne çevirmiş başını. Derken bir öğleden sonra, artık bu takipten bıkan güneş sapsarı gazabuyla kavurmuş ayçiçeğini. Daha ayçiçeğinin üzerinde simsiyah duman tüterken insanlar akın etmişler olay mahalline. “Yaşasın!” demiş içlerinden biri. “Şimdi ne güzel çitleriz bu aşkı.” Güneş gün boyu döndükçe o da güneşe döner yüzünü, bu yüzden olmalı, birileri “Gündöndü” diye seslenir ona. Gün dönene kadar güneşe bakar durur. Bazıları “Günebakan” diye çağırır onu… Ya biz? Neden “Güneşçičeği” değil de “Ayçiçeği” deriz ona? Güneşe olan aşkını gece ay ışığında büyüttüğü için mi yoksa?
Kısacası aşk ; yaralar, acıtır, yakar, kanatır. Ama sarmalar, sarar ,iyileştirir, toplar .Mutluluktan sarhoş eder insanı. Öyle olmasaydı Leyla Mecnunlar. Ferhat Şirinler Kerem Aslılar Yusuf Züleyhalar olur muydu?
Derler ya ; en kıymetli aşk vuslata eremeyen sessiz olandır.. Bilmem yaşayan bilir! Aşk profesörü değilim ama işin özü şu AŞIK OLMADAN AHKAM KESİP AŞIK GİBİ KONUŞMAYACAKSIN..
Çünkü aşk varoluştan beri her insan da farklı tecelli eder, hayat bulur, filizlenir.. Allah’ın her parçası, her bir insanda hayat bulmuştur.. O yüzdendir ki; beşeri ( insani ) aşkı içimize koyan da Allah’tır.. Gerçek aşkı onda bulanlar leylayı bırakıp Mevlay’a varabilenlerdir.. Bir aşk sizi Allah’a yakınlaştırıyor ve Rabbinize vardırıyorsa; işte o gerçek aşktır. Ve o aşka ulaşmak için, bütün bu yazdıklarımı yaşamanız gerekir.. O yüzden yaşanmadan bilinmez aşk.. Mevlana’nın bir sözüyle son veriyorum yazdıklarıma. Bir başka yolculukta görüşmek üzere…
Benim hayatımı yargılamadan önce
benim ayakkabılarımı giy ve
benim geçtiğim yollardan sokaklardan dağ ve ovalardan geç
Hüznü acıyı ve neşeyi tat.
Benim geçtiğim senelerden geç.
Benim takıldığım taşlara takıl
Yeniden ayağa kalk ve aynı yolu tekrar git benim gibi. Ancak ondan sonra beni yargılayabilirsin.













Çok yoğun duygulara daldırıp daldırıp çıkarttınız bizi, aşkın binbir rengine boyadınız bizi, gah çığlığımız oldunuz, gah en derin suskunluğumuz. Kaleminize sağlık.