İnanç dünyasının en ikonik figürlerinden dördü, göksel hiyerarşinin zirvesinde yer alan kudretli varlıklar: Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail.
Her biri ilahi görevlerle donatılmış, evrenin işleyişinde kritik roller üstlenmiş bu melekler, teolojik metinlerdeki görkemli tasvirlerinin aksine, acaba kendi aralarında nasıl bir dinamik sergiliyorlardır? İşte bu ilahi dörtlü hakkında, biraz da mizahi bir bakış açısıyla spekülatif bir köşe yazısı denemesi.
Düşünün bir kere, bu dört büyük melek, ebedi bir ofiste, sürekli değişen ilahi direktiflerle uğraşıyor olmalılar. Cebrail, vahiy getirme görevlisi olarak, sürekli bir koşturmaca içinde. “Ey Muhammed, sana yeni ayetler getirdim! Acele et, daha inecek çok şey var!” telaşıyla bir yandan kanat çırparken, diğer yandan notlarını karıştırıyor olmalı. Belki de bazen, “Acaba bu ayeti bir öncekiyle karıştırdım mı?” gibi insani endişelere kapılıyordur.
Mikail, doğa olaylarından ve rızıklardan sorumlu. Hava durumu raporlarını bizzat hazırlıyor, ekinlerin büyümesini denetliyor ve her canlının nasibini eksiksiz dağıtmaya çalışıyor. Ofisinin duvarında devasa bir dünya haritası, yanında ise sürekli güncellenen bir “Yağmur Yağdırma Kotaları” tablosu hayal edilebilir. Belki de kendi kendine mırıldanıyordur: “Bu sene Akdeniz kurak gidiyor, biraz daha bulut takviyesi yapmam lazım.”
İsrafil ise, kıyamet günü sura üflemekle görevli. Ancak bu epik görev öncesinde, sürekli nefes egzersizleri yapmak zorunda olmalı. Belki de ofisinin bir köşesinde devasa bir trompet duruyor ve her gün düzenli olarak “Doooooooom!” sesleriyle tüm gök alemini inletiyordur. Diğer melekler ise aralarında fısıldaşıyor olabilir: “Yine mi İsrafil? Biraz daha sessiz çalışsa keşke…”
Ve son olarak Azrail, can alma meleği. Yoğun bir mesaisi var desek yalan olmaz. Sürekli ölenlerin listesini kontrol ediyor, ruhları nazikçe (ya da bazen pek de nazikçe değil, duruma göre değişir) alıp götürüyor. Belki de ofisinde “Bugün alınacaklar” şeklinde uzun bir liste asılıdır ve her ismin yanına notlar düşülmüştür: “Ayşe Teyze, uykusunda huzurla,” “Ali Bey, biraz direndi ama yapacak bir şey yok.”
Bu dört büyük meleğin arasındaki iletişim de merak konusu. Acaba ilahi WhatsApp grupları mı var? “Cebrail, son vahiy ne zaman inecek? Mikail, Ankara’ya biraz yağmur gönderebilir misin? İsrafil, o surun sesini biraz kıssan diyorum…” gibi mesajlaşmalar dönüyor olabilir. Belki de aralarında “En çok ruh alan kim?” gibi rekabetçi bir hava da vardır, tabii bunu kibarca ve ilahi protokole uygun bir şekilde yapıyorlardır.
Elbette bunlar sadece komik spekülasyonlar. Ancak bu kudretli figürleri biraz da insani zaaflarıyla düşünmek, onları bizlere daha yakın hissettirebilir. Unutmayalım ki, inanç sistemleri ne kadar yüce olursa olsun, mizah her zaman her kapıyı aralayabilir. Belki de göksel hiyerarşinin en tepesindeki bu dört büyük melek bile, kendi aralarında küçük çekişmeler yaşıyor, ilahi görevlerinin yoğun temposuna biraz olsun tebessüm katıyorlardır. Kim bilir, belki de kıyamet günü sura üflenmeden önce İsrafil, “Hazır mıyız millet?” diye esprili bir çıkış yapacaktır. Bekleyip göreceğiz.













