Deniz Gezmiş yıllar önce, Filistin’e gidip siyonizme karşı Müslüman Filistinlilerle omuz omuza savaştığında, meselenin sadece bir coğrafya değil, bir vicdan meselesi olduğunu göstermişti.
Aradan yıllar geçti, zulüm devam ediyor. İsrail ordusu hâlâ Filistin topraklarında çocuk, kadın, yaşlı demeden öldürmeye devam ediyor. Bu nasıl bir insanlık sınavıdır?
Dünyanın gözü önünde bir katliam var. Bombalarla, açlıkla, yoksunlukla… Ve en acısı: Sessizlikle.
Zulme ses çıkarmayan herkes, o zulmün ortağıdır. Sessizliğin ardına sığınmak, tarafsızlık gibi sunulamaz. Zulme karşı olmak bir duruştur, insan olmanın en temel gereğidir. Ben kalemimi her zaman doğruluktan, adaletten ve insandan yana kullanmak istiyorum. Bugün Gazze’de yaşananlara susarsak, yarın bize sıra geldiğinde kim konuşacak?
Yazmanın bir anlamı olacaksa, o anlam ancak mazlumun sesi olmakla var olabilir.
Stop İsrail Diyerek Olmaz Efendiler!
İsrail, her geçen gün saldırılarını artırıyor. Gazze’de çocuklar ölüyor, anneler evlatlarını toprağa gömüyor, bir halk yeryüzünden silinmeye çalışılıyor. Ama biz ne yapıyoruz? Sözüm ona Müslümanlar olarak sosyal medyadan “#StopIsrael” diye bağırıyoruz. Paylaşıyoruz, etiketliyoruz, birkaç story atıyoruz. Vicdan rahatlıyor, gün bitiyor.
Ama soruyorum size:
Markete gittiğinizde elinizi uzattığınız ürüne bir bakıyor musunuz? “Bu İsrail malı mı?” diye sormak aklınıza geliyor mu?
Ya da Filistin’de neler yaşanıyor, kim ne yapıyor, hangi ülke nasıl bir tavır sergiliyor… Bunları merak edip araştırıyor musunuz?
Yok. Çünkü görmek istemiyoruz. Çünkü duymak ağır geliyor. Çünkü biz konforlu koltuklarımızda sadece “like” atarak mücadele ettiğimizi sanıyoruz.
Oysa bu sadece bir paylaşım değil, bir sınavdır. İnsanlık sınavı.
Ve üzgünüm; çoğumuz bu sınavı kaybediyoruz.













