29 Ağustos 2026, Cumartesi
  • Giriş
Haberton
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
Yazı Gönder
  • Öne Çıkanlar
  • Özel Haber
  • Gündem
  • Politika
  • Dış Haberler
  • İş Dünyası
  • Kültür & Sanat
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Yerel
  • Spor
  • Yazarlarımız
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
  • Öne Çıkanlar
  • Özel Haber
  • Gündem
  • Politika
  • Dış Haberler
  • İş Dünyası
  • Kültür & Sanat
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Yerel
  • Spor
  • Yazarlarımız
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
Haberton
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster

Ana Sayfa - Yazarlar - Evlat mı, Baston mu?

Evlat mı, Baston mu?

Peyami Altunsuyu - Peyami Altunsuyu
18 Ocak 2026
- Yazarlar
Okuma Süresi:5 dakikalık okuma
A A
1
Evlat mı, Baston mu?
Facebook'da PaylaşX'de PaylaşLinkedin'de PaylaşWhatsapp'da Paylaş

Anadolu coğrafyasında aile mefhumu, etrafı kalın duvarlarla çevrili, içine girilmesi yasak, eleştirilmesi ise adeta bir “tabu” sayılan mukaddes bir kaledir.

Bizler, “Kol kırılır yen içinde kalır” diyerek büyütüldük; lakin o yenin içinde kangren olmuş kolların, çürüyen ruhların ve sakatlanan nesillerin saklı olduğunu konuşmaktan hep imtina ettik. Bugün, işte o kalenin surlarında açılan en büyük gedikten, psikoloji literatüründe “Duygusal Ensest” (Emotional Incest) olarak tanımlanan, bizim ise “fedakâr analık” kılıfı altında meşrulaştırdığımız o marazi (hastalıklı) bağdan bahsetmek icap ediyor. Meseleyi doğru teşhis etmek için evvela kavramın namusunu teslim edelim. Burada bahsettiğimiz; fiziksel veya cinsel bir istismar değil, çocuğun ruhsal sınırlarının ihlal edilerek, ona taşıyamayacağı bir yetişkin misyonunun yüklenmesidir.

Sosyolojik bir perspektiften baktığımızda, Türk aile yapısındaki temel krizin “baba figürünün yokluğu” veya “duygusal sağırlığı” olduğunu görürüz. Tarihsel olarak savaşlardan, gurbetten veya kültürel kodların getirdiği o sert otoriteden dolayı “uzak” duran baba, evin içinde bir boşluk yaratır. Tabiat boşluk kabul etmez efendim. Kocasıyla mutsuz olan, ondan beklediği ilgiyi, sevgiyi ve dert ortaklığını bulamayan anne, bu duygusal açlığını gidermek için en savunmasız, en yakın ve en itirazsız limana sığınır: Çocuğuna.

İşte trajedi tam bu noktada, o masumane görünen “Oğlum benim her şeyim, o benim evimin direği” cümlesiyle başlar.

Bir annenin, henüz oyun çağındaki oğlunu, eşinin yerine ikame etmesi; ona “evin reisi” muamelesi yapması, kendi yalnızlığını ve mutsuzluğunu onun varlığıyla sağaltmaya çalışması, o çocuğun çocukluğunu çalmaktır. Bu çocuk, annesinin gözyaşlarını silmekten, onun kırılgan ruhunu tamir etmekten kendi karakterini inşa etmeye vakit bulamaz. O artık bir evlat değil, annesinin “küçük kocasıdır”.

Bu durum kız çocuklarında ise “sırdaşlık” maskesiyle tecessüm eder. Annesi tarafından “dert ortağı” ilan edilen, babasının çapkınlıklarını, evdeki maddi krizleri veya yatak odasındaki soğukluğu dinlemek zorunda kalan bir kız çocuğu düşünün. Bu, o minicik omuzlara, bir yetişkinin bile altında ezileceği bir yükü bindirmektir. Biz buna psikolojide “ebeveynleşen çocuk” (parentification) diyoruz. Lakin sosyolojik karşılığı, nesiller boyu süren bir travma zinciridir.

Bugün Türkiye’deki boşanma davalarının dosyalarını araladığınızda, sebeplerin ekseriyetle “üçüncü şahıslar” olduğunu görürsünüz. Ancak bu üçüncü şahıs, sanıldığı gibi bir “metres” veya “yasak aşk” değildir; çoğu zaman erkeğin annesidir. Neden mi? Çünkü o anne, oğlunu evlendirdiğinde sadece bir evladını yuvadan uçurmaz; yıllardır kendine “eş”, “sırdaş” ve “baston” yaptığı hayat arkadaşını bir başka kadına kaptırmış hisseder. Gelin-kaynana çatışması dediğimiz o kadim kavga, esasında iki kadının aynı erkeğin “partnerliği” için verdiği bir iktidar savaşıdır. Erkek, biyolojik olarak evlenmiştir lakin ruhsal kordonu hâlâ annesinin elindedir. O erkek, karısına değil, annesine sadıktır; zira çocukluğunda ona kodlanan şudur: “Annemi üzersem, dünyadaki en büyük günahı işlerim.” Bu suçluluk duygusu, bir erkeğin iradesini felç eden en büyük zehirdir.

Bu tablo, toplumumuzda “bağımlı kişiliklerin” ve narsisizmin kök hücresidir. Annesi tarafından “prensim/paşam” diye, hiçbir sınır konulmadan, sürekli övülerek ve aynı zamanda duygusal olarak sömürülerek büyütülen erkekler; yetişkinliklerinde kadınlardan hem annelik şefkati bekleyen hem de onlara hükmetmeye çalışan sorunlu profillere dönüşürler. Kadınlar ise babalarından görmedikleri ilgiyi ararken, annelerinin kaderini tekrar eden o kısır döngüye hapsolurlar.

Kültürümüzdeki “Kutsal Annelik” miti, maalesef bu sınır ihlallerini eleştirmeyi imkânsız hale getiriyor. “Cennet annelerin ayakları altındadır” hadis-i şerifini, “Annenin her türlü psikolojik tahakkümü meşrudur” şeklinde yorumlamak, inancın değil, kültürel yozlaşmanın bir sonucudur. Bir anneyi sevmek ile onun travmalarının taşıyıcısı olmak arasında dağlar kadar fark vardır.

Şunu açıkça ifade etmek gerekir ki; bir çocuğun en temel hakkı, çocuk olabilmektir. Ebeveyninin dert ortağı, terapisti, hakemi veya yalnızlığının ilacı olmak çocuğun vazifesi değildir. Sevgi, boğmak demek değildir. Sevgi, o çocuğun kendi kanatlarıyla uçmasına, kendi hatalarını yapmasına, hatta gerekirse sizden uzaklaşmasına müsaade edebilmektir.

Lakin bizde anneler, çocuklarını “emeklilik projesi” veya “yalnızlık sigortası” olarak gördükleri müddetçe, bu topraklarda sağlıklı bireylerin yetişmesi ham bir hayaldir. Çocuğunuza, “Sen olmasan ben yaşayamam/ölürüm” demek, ona duyduğunuz aşkı değil, ona yüklediğiniz o korkunç sorumluluğu gösterir. Hangi çocuk, annesinin ölümü pahasına kendi hayatını kurabilir? Kuramaz. İşte o yüzden o evlilikler bitmeye, o bireyler mutsuz olmaya mahkûmdur.

Hülasa efendim; artık o kalın duvarlı kalenin kapılarını aralayıp, içerideki bu çürümeyle yüzleşmek zorundayız. Çünkü bir toplumun inşası, tuğlayla değil, sağlıklı kurulmuş aile bağlarıyla mümkündür.

Ve şimdi, o can yakıcı soruyu, soğukkanlılıkla değil, bir vicdan muhasebesi olarak soruyorum:

“Çocuğunuz gerçekten sizin evladınız, canınızdan bir parça mı? Yoksa hayatta baş edemediğiniz yalnızlığınızın, mutsuz evliliğinizin ve yaralı ruhunuzun üzerine yaslandığı bir baston mu?”

Eğer cevabınızda bir anlık bile tereddüt varsa, o bastonu kırıp atın efendim. Zira o bastonun altında, bir insanın geleceği eziliyor.

PaylaşTweetPaylaşGönder
Önceki Haber

Sömestir tatilini ‘telafi kampına’ çevirmeyin

Sonraki Haber

Suriye, Tabka ilçesinin kontrolünü tamamen sağladı

Peyami Altunsuyu

Peyami Altunsuyu

Peyami Altunsuyu,siyasetten sanata, spordan toplumsal meselelerin en kuytu köşelerine kadar her konuda kalem oynatan gazeteci yazar.

İlgili Haberler

İstanbul’un görünmeyen mesaisi: Şehirde yaşamak için kaç saatimizi yolda bırakıyoruz?
Yazarlar

İstanbul’un görünmeyen mesaisi: Şehirde yaşamak için kaç saatimizi yolda bırakıyoruz?

28 Ağustos 2026
1981’den bugüne: “Yeni Dünya Düzeni”ni anlatan bir Yeşilçam sahnesi üzerinden topluma bakmak
Yazarlar

1981’den bugüne: “Yeni Dünya Düzeni”ni anlatan bir Yeşilçam sahnesi üzerinden topluma bakmak

28 Ağustos 2026
Ankara’nın garip trafik ve sürücü hâlleri
Yazarlar

Ankara’nın garip trafik ve sürücü hâlleri

28 Ağustos 2026
Bilime adanmış bir ömür: Prof. Dr. Erol KAM
Yazarlar

Bilime adanmış bir ömür: Prof. Dr. Erol KAM

27 Ağustos 2026
Kimsesiz çocukların çığlığı
Yazarlar

Kimsesiz çocukların çığlığı

26 Ağustos 2026
Argiros rüzgarı bu kez Ankara'da esecek
Yazarlar

Argiros rüzgarı bu kez Ankara’da esecek

26 Ağustos 2026
Sonraki Haber
Suriye, Tabka ilçesinin kontrolünü tamamen sağladı

Suriye, Tabka ilçesinin kontrolünü tamamen sağladı

Yorumlar 1

  1. Eda says:
    7 ay önce

    Kimsenin kolay kolay kaleme alamayacağı bir yazı olmuş. Kaleminize sağlık.

En Güncel Haberler

Yayaya çarpan ehliyetsiz motosiklet sürücüsü: Yaya geçidi için de ders versinler
Yerel Haberler

Yayaya çarpan ehliyetsiz motosiklet sürücüsü: Yaya geçidi için de ders versinler

29 Ağustos 2026
Özgür Özel: İktidara yürüyeceğiz
Politika

Özgür Özel: İktidara yürüyeceğiz

29 Ağustos 2026
Bursa'da 1 kişinin yaralandığı silahlı kavgada kamerada
Yerel Haberler

Bursa’da 1 kişinin yaralandığı silahlı kavgada kamerada

29 Ağustos 2026

Günün Popüler Haberleri

  • Tümü
  • Sağlık Haberleri
  • Kültür ve Sanat
Yaşam

Osmaniye’de yumurta büyüklüğünde dolu yağdı

28 Ağustos 2026
Yaşam

Vali Gül, Zeytinburnu’ndaki İETT otobüsü kazasında yaralananları hastanede ziyaret etti

28 Ağustos 2026
Yaşam

Kapıkule Sınır Kapısı’nda son 3 yılın araç çıkış rekoru kırıldı

28 Ağustos 2026
Yaşam

Güngören’de taksi ile otomobil çarpıştı: 2 yaralı

28 Ağustos 2026
Önceki Sonraki
Haberton

Haberton

Sizin için tonla haber!

Türkiye'de tarafsız bir medya, vatandaşın haber alma hakkı çerçevesinde gerçek haberleri takip edebileceğiniz, tonlarca habere ulaşın!

Son Dakika

Antalyaspor - Sarıyer: 1-2

Antalyaspor – Sarıyer: 1-2

- Haberton
29 Ağustos 2026

Trendyol 1'inci Lig’in 4'üncü haftasında Antalyaspor kendi evinde Sarıyer’e 2-1 mağlup oldu. Bu sonuçla Antalyaspor 4 maçta 3 mağlubiyet alırken,...

Telefonunuz sizi dinliyor mu? Dijital gözetleme, mikrofon izinleri ve gizlilik özelliklerine dikkat

Üzerinize kayıtlı taşınmazları kontrol edin! e-Devlet’ten tapu sorgulama nasıl yapılır?

Türkiye’de deniz koruma alanları ve mavi vatan stratejisi: Ekolojik güvenlikten, jeopolitik egemenliğe

Özgürlükten rutine sert iniş: Tatil dönüşü sendromu ve işe uyumun psikolojik haritası

Güncel Haber

Yayaya çarpan ehliyetsiz motosiklet sürücüsü: Yaya geçidi için de ders versinler

Yayaya çarpan ehliyetsiz motosiklet sürücüsü: Yaya geçidi için de ders versinler

29 Ağustos 2026
Özgür Özel: İktidara yürüyeceğiz

Özgür Özel: İktidara yürüyeceğiz

29 Ağustos 2026
  • Hakkımızda
  • Yayın İlkeleri
  • İletişim
  • Kullanım Şartları ve Gizlilik Politikası
  • Güvenlik Politikası

© 2026 Haberton

Tekrar Hoş Geldiniz!

Aşağıda hesabınıza giriş yapın

Şifrenizi mi unuttunuz?

Şifrenizi alın

Şifrenizi sıfırlamak için kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin lütfen.

Giriş Yap

Yeni Çalma Listesi Ekle

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
  • Öne Çıkanlar
  • Özel Haber
  • Gündem
  • Politika
  • Dış Haberler
  • İş Dünyası
  • Kültür & Sanat
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Yerel
  • Spor
  • Yazarlarımız

© 2026 Haberton