Değerli okurlar, farkında mısınız, son dönemde özellikle X (eski Twitter) gibi sosyal medya platformlarında karşılaşılan bazı içerikler, yalnızca rahatsız edici değil; aynı zamanda ibretlik bir ahlaki çözülmeye işaret etmektedir.
Parayla ayak yalama, ayak görüntüleri üzerinden kurulan talepler ve bunun açıkça bir “kazanç kapısı” gibi sunulması, meselenin münferit bir sapkınlıktan çok, sistematik bir yozlaşma olduğunu göstermektedir.
Ayak fetişizmi, psikoloji literatüründe uzun yıllardır bilinen bir eğilimdir. Ancak bugün tartışılan şey bu eğilimin varlığı değil; utanmanın ortadan kalkması, mahremiyetin sıradanlaşması ve bedenin pazara sürülmesidir. Asıl tehlike burada yatmaktadır. Çünkü artık sapkınlık gizlenmemekte, aksine normalleştirilmekte ve ekonomik bir faaliyet alanı hâline getirilmektedir.
Dijital çağ, özgürlük söylemi adı altında sınırları yok etmiştir. Sosyal medya, “herkes istediğini yapabilir” anlayışını yaygınlaştırırken, ahlaki denetimi de bilinçli biçimde devre dışı bırakmaktadır. Beğeni, takipçi ve para uğruna bedenin bir uzvunun dahi teşhir edilmesi, insan onurunun ne kadar ucuzlatıldığını gözler önüne sermektedir. Burada mesele ayak değildir; mesele, hayânın kaybıdır.
Paranın bu ilişkilerde belirleyici unsur hâline gelmesi, ahlaki çöküşün en açık göstergesidir. Çünkü para, mahremiyetin yerine geçtiğinde değerler ortadan kalkar. “Karşılıklı rıza” söylemi ise bu çürümenin en sık kullanılan kılıfıdır. Rıza, ahlakın yerine geçirildiği anda toplum çözülmeye başlar. Zira her rızaya dayalı eylem, ahlaken meşru değildir.
İslam ahlakı açısından beden, sahibine ait bir mülk değil; Allah’ın insana emanetidir. Mahremiyet ise pazarlanacak bir meta değil, korunması farz olan bir değerdir. Bu nedenle “çağ böyle”, “dijital dünya bunu gerektiriyor” gibi gerekçeler, ahlaki sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Aksine, günahı sıradanlaştırarak yaygınlaştırır.
Ayak fetişizmi etrafında oluşan bu sözde sektör, bireysel tercihlerle açıklanamaz. Bu durum; iffetin alaya alındığı, utanmanın geri kafalılık sayıldığı ve her şeyin satın alınabilir görüldüğü bir zihniyetin ürünüdür. Bugün teşhir edilen ayaklardır; yarın insan onurunun tamamı teşhir edilecektir. Çünkü sınır bir kez aşıldığında, duracak bir çizgi kalmaz.
Asıl sorulması gereken soru şudur: Ahlakın piyasanın insafına bırakıldığı bir toplumda, hangi değerin korunması mümkündür?
Şunu açıkça söylemek gerekir: Mahremiyetini kaybeden bir toplum, sadece ahlaken değil; kültürel ve sosyal olarak da çürümeye mahkûmdur. Dijital çağın sunduğu kazanç imkânları, insanın değerini artırmıyor; aksine onu ucuzlatıyorsa, ortada ilerleme değil, açık bir gerileme vardır.
Bugün susulan her ahlaki ihlal, yarın normal kabul edilecektir. Bu nedenle meseleye “bana dokunmuyor” rahatlığıyla bakmak, çöküşe ortak olmaktır. Çünkü ahlak, korunmadığında kendiliğinden ayakta kalmaz.













