Bu topraklarda “kimsesiz” olmak, yani sırtını dayayacak güçlü bir yakının olmaması, bir başarı hikâyesinin başlangıcı değil, maalesef bir tür günah gibi görülüyor.
Sanki hayata adım atmadan önce işlenmiş, affı olmayan bir suç gibi. Kapılar yüzünüze kapanırken, hak ettiğiniz fırsatlar size değil, soyadı daha “ağır” olanlara sunulurken, fısıltılarla anlatılan bu acı gerçeği daha derinden anlarsınız. Liyakatin ve emeğin sadece eski kitaplarda kalan, romantik birer kavram olduğunu kabullenirsiniz.
Liyakatin Değersizliği ve Torpilin Adaleti
Bir tarafta gecesini gündüzüne katmış, en iyi okullarda okumuş, yeteneklerini geliştirmek için her türlü fedakarlığı yapmış genç bir insan var. Diğer tarafta ise babasının, dayısının ya da amcasının hatırı için en iyi koltuklara, en parlak makamlara oturtulmuş bir başkası. Bu tablo, milyonlarca insanın sessiz çığlığıdır. Üstelik bu çığlık, adaletin değil, tanışıklığın hüküm sürdüğü bu sistemde gittikçe büyür. Başarınızın ölçüsü, bilgi ve beceriniz değil, kiminle aynı masaya oturduğunuz haline gelmiştir. Bu durum, yalnızca emek sahiplerini değil, aynı zamanda toplumun tamamını zehirler. Çünkü sağlam temeller üzerine kurulmayan hiçbir yapı ayakta kalamaz.
Para, Her Kapıyı Açan ‘Büyük Kudret’
Ne yazık ki liyakatin yerini sadece torpil değil, paranın açtığı kapılar da alıyor. Bir yanda sırf parası var diye, içi bomboş konuşmalarına alkış tutulan zenginler… Diğer yanda ise fikirleri bir milletvekiline bin basacak nitelikte olmasına rağmen, yoksul olduğu için görmezden gelinenler, sesi kısılanlar…
Bu acı gerçek, cumhuriyetin temel değerlerini derinden sarsıyor. Bir sistemin ileri gitmesi, ancak hak edenin hak ettiğini aldığı, fikrin paraya değil, değere göre ölçüldüğü bir ortamda mümkün olur. Oysa bugün, birçok kapıyı açan en büyük kudret para, para, para olarak görülüyor.
Yasaklanan Fikirler ve Rakı Masası Atatürkçülüğü
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bu ülkeye fikri hür, vicdanı hür bir cumhuriyet emanet etti. Fakat bugün sistemi eleştirmek, nereden gelirse gelsin, büyük bir günah sayılıyor. Atatürk’ün özgürlük mirasını savunuyor gibi görünenler, kendi menfaatlerine dokunan her eleştiriyi anında yasaklamaya kalkışıyor. Rakı masası Atatürkçülüğü adı verilen bu samimiyetsiz duruş, aslında Atatürk’ün ruhuna aykırı bir davranıştır. Gerçek Atatürkçülük, farklı fikirlere tahammül etmekten, konuşmaktan ve tartışmaktan korkmamaktan geçer.
Bu yazı, bir şikâyetten ibaret değildir. Bu, liyakatin ayaklar altına alındığı, emeğin hiçe sayıldığı ve samimiyetin yerini ikiyüzlülüğün aldığı bir sisteme karşı bir duruştur. Bir gün gelecek, bu ülkenin sırtını dayadığı tek şey, dayısı ve amcası olmayan ama bileğinin hakkıyla bu yolda yürüyen o pırlanta gibi insanlar olacaktır. İşte o zaman, kimsesizliğin bir günah değil, aslında en büyük erdem olduğu anlaşılacaktır.













