İnsan hayatında maddi kazançlar, makamlar ve çeşitli çıkarlar önemli olabilir. Ancak bunların hiçbiri insanın karakterinden, onurundan ve kişiliğinden daha değerli değildir.
Ne yazık ki bazı insanlar, kısa vadeli menfaatler uğruna sahip oldukları değerleri terk etmeyi, doğruları eğip bükmeyi ve gerektiğinde kendi kişiliklerinden bile vazgeçmeyi tercih edebilmektedir. İşte bu durum, insanın kendisine yapabileceği en büyük haksızlıklardan biridir.
Kişilik, insanın hayata bakışını, ahlaki duruşunu ve davranışlarını şekillendiren temel yapıdır. Yıllar boyunca edinilen tecrübeler, aileden alınan değerler ve vicdanın sesiyle oluşur. Fakat çıkarlarını her şeyin üzerinde tutan bazı kişiler için kişilik, gerektiğinde değiştirilebilen bir maske haline gelir. Güçlü olanın yanında yer almak, makam sahibine göre fikir değiştirmek, dün savunduğunu bugün inkâr etmek onlar için sıradan davranışlara dönüşür.
Çıkar uğruna kişiliğini satan insanlar, çoğu zaman bunu başarı olarak görürler. Daha fazla para kazanmayı, daha yüksek mevkilere ulaşmayı veya çevrelerinden çeşitli avantajlar elde etmeyi marifet sayarlar. Oysa kazandıkları şeylerin bedeli çoğu zaman kendi saygınlıklarıdır. Çünkü insanın kendisine duyduğu saygı kaybolduğunda, elde ettiği maddi kazançların anlamı da giderek azalır.
Bu tür insanlar bulunduğu ortama göre renk değiştirebilirler. Doğruları savunmak yerine güçlü olanın yanında görünmeyi tercih ederler. Adaletin değil, çıkarın peşinden giderler. Bir gün övdüklerini ertesi gün eleştirebilir, bir zamanlar karşı çıktıkları davranışları kendi menfaatleri söz konusu olduğunda savunabilirler. Onlar için ilke değil, kazanç önemlidir.
Ancak hayatın değişmeyen gerçeklerinden biri şudur: İnsanlar bir süre kandırılabilir, fakat karakter uzun vadede mutlaka kendini gösterir. Çıkar uğruna sürekli yön değiştiren kişiler, zamanla çevrelerindeki güveni kaybederler. İnsanlar onların sözlerine değil, menfaatlerine göre hareket ettiklerini fark ederler. Böylece elde ettiklerini düşündükleri başarıların altında büyük bir yalnızlık oluşur.
Buna karşılık kişiliğini koruyan insanlar bazen zor yolları seçmek zorunda kalırlar. Haksızlığa boyun eğmez, doğruları söylemekten çekinmez ve çıkarları için değerlerinden vazgeçmezler. Belki daha yavaş ilerlerler, belki daha fazla engelle karşılaşırlar; ancak aynaya baktıklarında kendilerinden utanmazlar. Çünkü gerçek zenginlik, insanın vicdanıyla barışık yaşayabilmesidir.
Toplumların gelişmesini sağlayanlar da çıkar peşinde koşanlar değil, ilkelerine bağlı kalan insanlardır. Güven, dürüstlük ve adalet gibi değerler ancak böyle insanlar sayesinde ayakta kalır. Eğer herkes menfaatine göre hareket etseydi, dostlukların, kardeşliğin, güvenin ve dayanışmanın hiçbir anlamı kalmazdı.
Sonuç olarak, çıkar için kişiliğini satmak kısa vadede kazanç gibi görünse de uzun vadede insanın en değerli sermayesi olan karakterini tüketir. Para kaybedilebilir, makamlar değişebilir, güç el değiştirebilir; fakat kaybedilen onur ve güven kolay kolay geri kazanılamaz. Bu nedenle insanın en büyük başarısı, ne kadar yükseldiği değil; yükselirken kişiliğini ve değerlerini koruyup koruyamadığıdır. Gerçek saygınlık, menfaat karşısında eğilmeyen bir karakterin eseridir.













