“Çocuklar kendini sevmekle başlar hayata.” Bu cümle, duygusal sağlamlığın temelini anlatır: Sevgiyle büyüyen bir çocuk, hayatı daha sağlıklı yaşar. Ancak o sevgi, çoğu zaman aileden yansıyan aynada şekillenir. Bugünün gençleri, bu aynaya her baktıklarında ne görüyor?
Bu Çağda Birey Olmak Neden Bu Kadar Zor?
Günümüzde birey olmak, geçmiş dönemlere göre çok daha karmaşık. Dijitalleşen dünya, hızla değişen toplumsal roller, sürekli karşılaştırmaya zorlayan sosyal medya… Tüm bunların içinde gençler hem görünür olmaya hem de farklılaşmaya çalışıyor. Ancak kim olduğunu bulmadan, nasıl farklılaşabilir ki bir genç?
İşte bu noktada devreye aile sistemi giriyor. Sağlıklı aile bağları, bireyin içsel dünyasında güveni inşa eder. Ancak ne yazık ki günümüzde pek çok genç, zayıflayan aile bağları, ayrılıklar, boşanmalar ve duygusal kopuşlarla büyüyor. Sevgiyle değil, çatışmayla tanışıyor. Aidiyet hissetmeden büyüyen bir genç, hayatının hiçbir alanında tam hissedemez.
Ayrılıklar ve Boşanmalar Çocuğu Nasıl Etkiler?
Boşanma veya ayrılık her zaman travmatik olmak zorunda değildir. Ancak bu süreçte çocuğa anlatılmayanlar, bastırılan duygular, taraf tutturmalar, suçlamalar ve iletişim kopuklukları ciddi duygusal yükler oluşturur.
Bir genç şöyle düşünmeye başlar:
“Ben sevilmeye değer miyim?”
“İlişkiler hep biter mi?”
“Beni kimse anlamayacak mı?”
İşte bu iç ses, gencin öz değerini ve bağ kurma becerisini zedeler. Ailesi parçalanmış bir genç, çoğu zaman “Kendimi bulmak istiyorum” derken aslında “Bir yere ait olmak istiyorum” demeye çalışır.
Kendini Arayan Ergen Aslında Ailesini De Arar
Ergenlik, bireyin “Ben kimim?” sorusunu sorduğu dönemdir. Fakat kimliğini ararken ister istemez geriye döner: “Nereden geliyorum?”, “Benim köküm kim?”
Çocuklukta yaşanan sevgisizlik, ilgisizlik, şiddet ya da ihmal gibi aile travmaları, gencin kimlik inşasını gölgeler. Kendini bulmak isteyen bir birey, önce kendine yönelmeden önce ailesinin ona tuttuğu aynaya bakmak zorunda kalır.
Meslek Seçimi Kimin Hakkı?
Ergenlik döneminin en önemli kararlarından biri de meslek seçimidir. Bu kararda genç, kendi isteklerini ifade etmek isterken, ailelerin çoğu zaman kendi hayal kırıklıklarını çocuğa yüklediğini görüyoruz. “Ben olamadım, sen ol” cümlesi farkında olmadan gençlerin kimliğini şekillendirir.
Halbuki meslek, bireyin yaşamının merkezinde yer alacak bir yolculuktur. Sevmediği bir mesleğe zorlanan genç, içten içe tükenmişlik, anlamsızlık ve motivasyon kaybı yaşar.
Ne Yapmalı?
Ayrılık yaşanıyorsa, çocuklara açıklama yapılmalı; suçluluk yüklenmemeli.
Ergen bireyin duygularına kulak verilmeli, sadece “ne yapacağı” değil “nasıl hissettiği” sorulmalı.
Meslek tercihi konusunda yönlendirmek yerine rehberlik edilmeli; karar hakkı çocuğa bırakılmalı.
Aile içindeki sorunlar varsa bir uzman desteği alınmalı; unutmayın ki çocuklar yaşanan her şeyi hisseder.
Dijital dünyada kaybolan değil, duygusal dünyasında yer bulan bireyler yetiştirmek için bağ kurmaya odaklanın.
Çocuklar kendini sevmekle başlar hayata ama kim olduğunu ararken aynaya ilk kez ergenlikte bakar. O aynada ne göreceği, ailenin ona tuttuğu ışıkla şekillenir. Birey olmak sadece yalnız başına yürümek değil, yola çıkmadan önce kim olduğunu bilmektir. Ve o kimlik en çok ailede şekillenir.













