31 Ağustos 2026, Pazartesi
  • Giriş
Haberton
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
Yazı Gönder
  • Öne Çıkanlar
  • Özel Haber
  • Gündem
  • Politika
  • Dış Haberler
  • İş Dünyası
  • Kültür & Sanat
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Yerel
  • Spor
  • Yazarlarımız
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
  • Öne Çıkanlar
  • Özel Haber
  • Gündem
  • Politika
  • Dış Haberler
  • İş Dünyası
  • Kültür & Sanat
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Yerel
  • Spor
  • Yazarlarımız
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
Haberton
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster

Ana Sayfa - Yazarlar - Bir toplumsal hipnoz seansı

Bir toplumsal hipnoz seansı

Peyami Altunsuyu - Peyami Altunsuyu
14 Aralık 2025
- Yazarlar
Okuma Süresi:6 dakikalık okuma
A A
2
Bir toplumsal hipnoz seansı
Facebook'da PaylaşX'de PaylaşLinkedin'de PaylaşWhatsapp'da Paylaş

Bizim insanımız masalı sever. Ama öyle “bir varmış bir yokmuş”lu, gökten üç elma düşen, sonu mutlu biten masalları değil…

Biz, içinde kan, gözyaşı, silah sesi ve mümkünse bolca “kader mahkumu” olan masalları severiz. Eskiden köy meydanlarında, kahvehanelerde meddahlar anlatırdı; şimdi o meddahların yerini adına “televizyon” dediğimiz o sihirli kutunun içindeki, takım elbiseli, eli silahlı, ağzı bozuk ama kalbi -güya- pırlanta gibi adamlar aldı.

Bugün size, her akşam saat 20.00’de başlayıp gece yarısına kadar beynimizi uyuşturan o “dizi” denen toplumsal afyondan bahsedeceğim. Hani şu “reyting” uğruna toplumun ruhunu lime lime eden, şiddeti “aşk” diye, acizliği “masumiyet” diye yutturan o parlak ambalajlı zehirden…

Bugün Türk televizyonlarındaki prime-time kuşağına baktığımızda, gördüğümüz manzara basit bir kurgu eğlencesinden çok daha vahim bir sosyolojik vaka incelemesidir. Karşımızda duran tablo, “şiddet seven, hükmeden erkek” ve “mağdur, kurtarılmayı bekleyen, ağlamasıyla kutsanan kadın” arketipleri üzerine kurulu devasa bir endüstridir. Ancak bu endüstri sadece reyting üretmiyor; aynı zamanda bir “rıza” üretiyor. Şiddete, kabalığa, feodal mülkiyet ilişkilerine dayalı bir “sevgi” anlayışına rıza.

Bakın şimdi, ekranda gördüğümüz o “esas oğlan”lara bir bakalım. Kimdir bunlar? Genellikle ya bir aşiret ağasıdır, ya İstanbul’un göbeğinde kendi kanununu yazan bir mafya babasıdır ya da holding patronu kılığında gezen bir sosyopattır. Hepsinin ortak özelliği şudur: Sorunlarını konuşarak değil, bağırarak, masayı devirerek, gerekirse belindeki silahı çekip birini topuğundan vurarak çözerler. Ve ne hikmetse, senaristlerimiz bu adamları bize “ideal erkek” diye pazarlar.

Bu adamların psikolojisini iyi tahlil etmek lazım. Bu karakterler, gündüz iş yerinde patronundan azar işiten, ev sahibiyle kirayı denkleştiremediği için kavga eden, trafikte sıkışıp kalan, yani hayatta “hiçbir şeye gücü yetmeyen” ortalama altı bir erkeğin bilinçaltındaki “intikam” fantezisidir. Adam ekrana bakıyor; oradaki x kişisi, kendisine yan bakana sıkıyor kurşunu, kimseye hesap vermiyor. Bizim “küçük adam” koltuğunda geriniyor, “Helal olsun be, erkek dediğin böyle olur!” diyor. Kendi ezilmişliğini, o ekrandaki zorbanın gücüyle özdeşleştirerek tamir etmeye çalışıyor. İşte tehlike burada başlıyor. Çünkü o “küçük adam”, o diziden aldığı gazla karısına, çocuğuna, komşusuna aynı o dizideki gibi “ayar vermeye” kalkıyor.

Burada korkunç bir “normalleştirme” mekanizması işliyor. Ekranda, yakışıklı, zengin ve karizmatik bir adamın, sevdiği kadını kolundan tutup sürüklemesini, ona bağırmasını, onu bir odaya kilitlemesini “büyük aşkın göstergesi” olarak izliyoruz. Fonda hüzünlü bir keman sesi, kamera yakın çekimde kadının süzülen gözyaşını gösteriyor. Seyirci ne düşünüyor? “Vah vah, adam kadını o kadar seviyor ki, paylaşamıyor, delirdi aşkından.”

Hadi oradan! Bunun adı aşk değildir, bunun adı hastalıktır, bunun adı şiddettir! Ama siz bunu haftanın yedi günü, en çok izlenen saatte, en ünlü oyuncularla, en şık kıyafetler içinde sunarsanız; evdeki genç kız “demek ki sevilmek böyle bir şey, beni kıskanıp dövmüyorsa sevmiyordur” diye düşünmeye başlar. Evdeki adam “kadın dediğin erkeğine itaat edecek, etmezse nizamı sağlamak erkeğin hakkıdır” diye düşünür.Ekran başındaki genç erkek, belindeki silahın veya elindeki kaba kuvvetin kendisine “saygınlık” getireceğine bu sahnelerle ikna olur. Stockholm sendromu, ulusal bir aşk tanımına dönüşür. Celladına aşık olan kurban hikayeleri, “büyük sevda” ambalajıyla satılır.

Peki ya kadın? Prime-time’ın kadınları, genellikle “kutsal mağdurlar”dır. Güzellikleri, çektikleri acıyla doğru orantılıdır. Ne kadar çok ağlarsa, ne kadar çok boyun eğerse ve ne kadar çok “sabredip erkeğini yola getirirse”, o kadar makbul sayılır. Kadın karakterin “güçlü” addedildiği anlar bile, genellikle erkekleştiği, yani şiddetin dilini taklit etmeye başladığı anlardır. Ancak çoğunlukla, o sessiz, buğulu gözlerle bakan, kaderine razı gelen kadın imgesi, toplumun kadına biçtiği “edilgen” rolü pekiştirir. Bu senaryolarda kadın, erkeğin tekamül yolculuğunda harcanacak bir yakıt, törpülenecek bir engel veya fethedilecek bir kale gibidir. Asla kendi hikayesinin, kendi varoluşunun öznesi değildir.

Psikolojik açıdan bakıldığında, toplumun bu dizilere olan bağımlılığı, aslında bastırılmış bir öfkenin ve çaresizliğin yansımasıdır. Kendi hayatında ekonomik zorluklarla, adaletsizlikle, geleceksizlik hissiyle boğuşan birey, ekrandaki o “her şeyi yakıp yıkan”, kuralları hiçe sayan karakterle özdeşleşerek katartik bir rahatlama yaşar. “Ben yapamıyorum, ama o yapıyor” hissi. Yasaların işlemediği, gücün tek hukuk olduğu o kurgusal evrenler, adaletin tesis edilemediği gerçek dünyaya bir alternatif sunar. Ancak bu, tehlikeli bir terapidir. Çünkü tedavi etmez, hastalığı derinleştirir. Şiddeti, sorun çözmenin tek geçerli yolu olarak bilinçaltına kazır.

Dizilerdeki şiddetin pornografikleşmesi de ayrı bir travmadır. Kanın, gözyaşının, çığlığın bu kadar estetik hale getirilmesi, izleyiciyi duyarsızlaştırır (desensitizasyon). Bir süre sonra, gerçek hayatta yanı başında dayak yiyen bir kadını gördüğünde müdahale etmek yerine, onu bir dizi sahnesi gibi izleyen, hatta telefonuna kaydeden “seyirci” toplumuna dönüşürüz. Empati yeteneğimiz, her hafta 120 dakika maruz kaldığımız bu doz aşımı şiddetle körelir. Acı, bir reyting malzemesidir artık; bir insanlık durumu değil.

Daha da derine inersek, bu dizilerin “muhafazakâr modernizm” dediğim garip bir sentez ürettiğini görürüz. Mekanlar ultra-moderndir; gökdelenler, lüks arabalar, son model telefonlar… Ama ilişkiler ağında kabile hukuku geçerlidir. Bu tezat, Türkiye’nin arafta kalmış ruh halinin özetidir aslında. Ne tam anlamıyla feodal bağlarından kopabilmiş ne de birey olmanın sorumluluğunu alabilmiş bir toplumun, araftaki sıkışmışlığıdır bu. Kadını hem “özgür” görmek isteyen hem de “dizinin dibinden ayırmayan”; erkeği hem “centilmen” isteyen hem de “maşayı elinden bırakmayan” bu şizofrenik talep, reyting listelerinde zirveyi belirler.Bu durum, Baudrillard’ın “simülasyon” kuramını bile aşan bir noktadadır.

Genel olarak; televizyon kumandasındaki o kırmızı “açma/kapama” tuşu, aslında bir silahın tetiği kadar tehlikelidir bugün. Prime-time’da izlediğimiz o ışıltılı hayatlar, görkemli konaklar ve “büyük aşklar”, toplumsal dokumuzda onulmaz yaralar açan birer Truva atıdır. Şiddet, salonumuzun başköşesine kurulmuş, bize çayımızı yudumlarken eşlik eden bir aile ferdine dönüşmüştür. Ve biz, bu kanlı masalı izlerken, kendi gerçekliğimizin, kendi değerlerimizin ve en önemlisi “insan kalma” yetimizin yavaş yavaş senaryodan silindiğini fark etmiyoruz bile.Ekranda sigarayı buzlarlar, içki bardağını flulaştırırlar “gençlere kötü örnek olmasın” diye. Ama aynı sahnede adam kadının kafasına silah dayar, bir başkasının boğazını keser, kan gövdeyi götürür; onlar sansürlenmez. Demek ki bu memleketin ahlak bekçilerine göre; bir kadeh şarap içmek, birinin beynini dağıtmaktan daha tehlikelidir! Bu ne yaman çelişkidir, bu ne ahmakça bir ikiyüzlülüktür aklım almıyor!

Bu bir dizi değil, bu bizim “yoksunluk psikolojimizin” beyaz cama yansıyan kapkara gölgesidir. Ve ne yazık ki, bu dizinin finali, mutlu sonla bitmeyecek gibi görünüyor. Çünkü senaryoyu yazanlar reytingin, oynayanlar şöhretin, izleyenler ise kendi hipnozunun sarhoşluğu içinde. Uyanmak mı? O, başka bir bahara, belki de yayından kaldırılan bir başka “insanlık” dizisine kaldı. Bu yazıyı okuyunca “Amma da karamsarsın Peyami” diyeceksiniz. Ben karamsar değilim, ben gördüğünü söyleyen sıradan bir vatandaşım.

Etiketler: DiziKadınŞiddet
PaylaşTweetPaylaşGönder
Önceki Haber

TBMM Başkanı’nın görevleri arasında böyle bir komisyon kurmak yok

Sonraki Haber

Aşk-ı münhasır: Modern zamanlarda tekilliğin ve teslimiyetin dili

Peyami Altunsuyu

Peyami Altunsuyu

Peyami Altunsuyu,siyasetten sanata, spordan toplumsal meselelerin en kuytu köşelerine kadar her konuda kalem oynatan gazeteci yazar.

İlgili Haberler

Filozof Kırmızısı derinliğime yolculuk
Yazarlar

“Filozof Kırmızısı” derinliğime yolculuk

30 Ağustos 2026
​Ankara halı sahasında "taktik ve strateji" muharebesi
Yazarlar

​Ankara halı sahasında “taktik ve strateji” muharebesi

30 Ağustos 2026
Ödünç alınmış gurur
Yazarlar

Ödünç alınmış gurur

29 Ağustos 2026
TDK sözlüğünde nörüyon? Ankara ağzıyla hukuki müdafaa
Yazarlar

TDK sözlüğünde nörüyon? Ankara ağzıyla hukuki müdafaa

29 Ağustos 2026
Aile içi iletişim neden hayatın en güçlü bağıdır?
Yazarlar

Aile içi iletişim neden hayatın en güçlü bağıdır?

29 Ağustos 2026
Geçmişin deneyimiyle, sevginin rehberliğinde yeni döneme
Yazarlar

Geçmişin deneyimiyle, sevginin rehberliğinde yeni döneme

29 Ağustos 2026
Sonraki Haber
Aşk-ı münhasır: Modern zamanlarda tekilliğin ve teslimiyetin dili

Aşk-ı münhasır: Modern zamanlarda tekilliğin ve teslimiyetin dili

Yorumlar 2

  1. Eda says:
    9 ay önce

    Kaleminize sağlık.

  2. Seda says:
    9 ay önce

    Çok başarılı olmuş emeğine sağlık.

En Güncel Haberler

Bursa'da otomobil bariyerlere çarptı: 1 yaralı
Yerel Haberler

Bursa’da otomobil bariyerlere çarptı: 1 yaralı

31 Ağustos 2026
İstanbul Başakşehir FK - Kasımpaşa maçının ardından
Spor Haberleri

İstanbul Başakşehir FK – Kasımpaşa maçının ardından

31 Ağustos 2026
Yüksel Yıldırım: Fenerbahçe'nin dünya yıldızları var, bunu para verip seyredeceksin
Spor Haberleri

Yüksel Yıldırım: Fenerbahçe’nin dünya yıldızları var, bunu para verip seyredeceksin

31 Ağustos 2026

Günün Popüler Haberleri

  • Tümü
  • Sağlık Haberleri
  • Kültür ve Sanat
Yaşam

Bursa’da 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamaları Elif Buse Doğan konseriyle sona erdi

31 Ağustos 2026
Yaşam

Ordu’da sağanak yağış; ulaşımı aksattı

31 Ağustos 2026
Yaşam

KKTC açıklarında alabora olan gemideki Hataylı 2 kardeşten haber alınamıyor

31 Ağustos 2026
Yaşam

Yüzlerce kişi Türk bayrakları ve meşalelerle yürüdü

31 Ağustos 2026
Önceki Sonraki
Haberton

Haberton

Sizin için tonla haber!

Türkiye'de tarafsız bir medya, vatandaşın haber alma hakkı çerçevesinde gerçek haberleri takip edebileceğiniz, tonlarca habere ulaşın!

Son Dakika

Yüzlerce kişi Türk bayrakları ve meşalelerle yürüdü

Yüzlerce kişi Türk bayrakları ve meşalelerle yürüdü

- Haberton
31 Ağustos 2026

Bolu’da 30 Ağustos Zafer Bayramı nedeniyle düzenlenen fener alayında yüzlerce kişi ellerinde Türk bayrakları ve meşalelerle marşlar söyleyerek yürüdü. 30...

Bir milletin kaderini değiştiren zafer: 30 Ağustos ve Mustafa Kemal Atatürk’ün bağımsızlığa uzanan büyük mücadelesi

Elektrik faturasını yükselten cihazlar belli oldu! Evde en çok elektriği hangisi tüketiyor?

Sürekli gaz ve şişkinlik yaşayanlar dikkat! Masum bir nedenden kaynaklanabileceği gibi hastalık belirtisi de olabilir

Ortak Wi-Fi kullananlar dikkat! İnternete bağlanırken kişisel bilgileriniz risk altında olabilir

Güncel Haber

Bursa'da otomobil bariyerlere çarptı: 1 yaralı

Bursa’da otomobil bariyerlere çarptı: 1 yaralı

31 Ağustos 2026
İstanbul Başakşehir FK - Kasımpaşa maçının ardından

İstanbul Başakşehir FK – Kasımpaşa maçının ardından

31 Ağustos 2026
  • Hakkımızda
  • Yayın İlkeleri
  • İletişim
  • Kullanım Şartları ve Gizlilik Politikası
  • Güvenlik Politikası

© 2026 Haberton

Tekrar Hoş Geldiniz!

Aşağıda hesabınıza giriş yapın

Şifrenizi mi unuttunuz?

Şifrenizi alın

Şifrenizi sıfırlamak için kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin lütfen.

Giriş Yap

Yeni Çalma Listesi Ekle

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
  • Öne Çıkanlar
  • Özel Haber
  • Gündem
  • Politika
  • Dış Haberler
  • İş Dünyası
  • Kültür & Sanat
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Yerel
  • Spor
  • Yazarlarımız

© 2026 Haberton