Modern hayat, bize sürekli olarak “daha iyi bir sen ol” mesajını veriyor. Herkes, yeni bir dil öğrenmeye, yeni bir enstrüman çalmaya ya da yeni bir spor dalına başlamaya çalışıyor. Bir zamanlar “hobi” dediğimiz bu eylemler, şimdi birer “kendini geliştirme maratonu”na dönüştü.
Komik olanı, bu maratonun bitiş çizgisinin olmamasıdır. Bir şeyi bitirir bitirmez, hemen bir yenisine başlarız. Sanki durmak, tembellikmiş gibi bir hisse kapılırız. “Günde iki saat kitap okumazsan geri kalırsın,” “Yeni bir dil öğrenmezsen iş hayatında tutunamazsın” gibi cümleler, bizi sürekli bir koşuşturmanın içine atar.
En komik olanı, bu maratonun getirdiği stresi görmememizdir. Kendimizi daha iyi hissetmek için başladığımız bir aktivite, bir anda bir görev listesine dönüşür. Kendimizi, her gün bir şey öğrenmek zorunda hissederiz. Oysa bazen durup nefes almak, sadece bir şey yapmamak, kendimizi geliştirmekten daha önemlidir.
Kendini geliştirmek, güzel bir şeydir. Ama bunu bir baskı haline getirdiğimizde, o güzellik kaybolur. Hayat, sadece bir “yapılacaklar listesi”nden ibaret değildir. Bazen sadece bir şey yapmadan, bir bankta oturup etrafı izlemek, bir kitap okumaktan daha fazla şey öğretebilir bize.













