Biz Atatürkçüyüz. Öyle diyoruz en azından. Kimi tişörtüne rozet takar, kimi her 10 Kasım’da gözyaşlarını içine akıtır. Kimi Nutuk’la yatar, kimi Cumhuriyet’i okur, elini vicdanına koyar. Ama ne hikmetse, biz bu memlekette en çok birbirimize laf ederiz. Aynı yolda yürüyenler, neden ayrı düşer?
Aynı Ata’ya inanırız ama bir araya gelemez, yan yana duramayız. Sanki birimiz daha Atatürkçü de öbürümüz eksikmiş gibi bakarız birbirimize. Kimi “devrimcilik eksik” der, kimi “çok sert oldun” der. Öteki “halka inmedin” der, beriki “halkla fazla içli dışlı oldun” der. Solcusu başka çeker, devletçisi başka… Üniversite okumuş olanı, köyde çapa yapanı küçümser bazen. Şehirde yaşayanı, taşrada yaşayanı anlamaz. Halbuki Atatürk, halkın içinden doğmuştu. Hem cephedeydi, hem okulda, hem sofrada. Birleştiren adamdı o. Bizse bölünüp duruyoruz. Birbirimize bakarken, eksik yönlerimizi büyütüyoruz.
“Sen şuradan geldin, ben buradayım.” “Sen şu çizgidesin, ben bu cenahtanım.” Eee? N’oldu? Kim kazandı bu tartışmalardan? Ne köy ne şehir, ne öğrenci ne emekli… Cumhuriyet hepimizin ama biz cumhuriyetçiliği bölüştük. Ortak geçmişimiz var ama ortak geleceği konuşamıyoruz. Laiklik deyince birimiz sadece başörtüsünü hatırlıyor, birimiz sadece imam hatipleri. Oysa laiklik herkesin inancını koruyan bir eşitlik fikriydi. Şimdi kimse kimseye güvenmiyor. Herkes kendi Atatürkçülüğünü en doğru, en saf, en gerçek sanıyor. Halbuki herkesin Atatürk sevgisi başka bir yerden beslenir. Kimi devrimciliğini alır, kimi halkçılığını, kimi bilim yolunu… Ama önemli olan o sevgiyi birbirimize karşı kullanmamak. Yani sevmekle kalmayıp anlayabilmek.
Medya da sağ olsun, siyasiler de. Herkes Atatürkçülüğü bir kamp çadırına çevirdi. Oy almak için, gösteri yapmak için, bazen sadece vitrin için… Böyle olunca da samimi olanla gösteriş yapan birbirine karıştı. İnsanlar birbirinden şüphe eder oldu. Bugün memlekette karanlık çok, yol belli değil. Ama hâlâ ışık arayanlar var. İşte o ışığı Atatürk’ün yolunda arayanlar, önce birbirine güvenmeyi öğrenmeli. Rozetle, tweetle, pankartla olmaz bu iş. Yürekle olur, emekle olur. Küsmekle, dışlamakla değil; dinlemekle, anlamakla olur. Herkesin Atatürk’ü var ama bu memleketin bir tane geleceği var. Onu da bölüşmeye kalkmayalım bari. Çünkü bu yol, bir kişinin değil, hepimizin yürüyüşü olacak. Ama omuz omuza olursa bir anlamı olacak.













