Ankara’da dünyaya gelmek, başlı başına bir serüvendir. Ama bu serüvene, artık adı değişse de Zekai Tahir Burak Doğum Hastanesi’nde başlamak, adeta şehrin ruhuna anında adapte olmaktır.
Zekai Tahir Burak’ta Hayata Merhaba Demenin Komik Draması
Zira burası, sadece bebeklerin doğduğu bir yer değil, aynı zamanda Ankara’nın bürokratik mizahının ve hayatın tatlı kaosuyla tanıştığı ilk yerdir.
Zekai Tahir Burak’ta doğanlar, daha ilk dakikadan itibaren bir nevi “devlet terbiyesi” almış sayılırlar. O yoğun koridorlar, o telaşlı hemşireler ve en önemlisi, kapıda bekleyen endişeli babalar; hepsi, ilerideki hayatlarında karşılaşacakları “randevu sistemi”nin, “sıra bekleme”nin ve “evrak peşinde koşma”nın minyatür bir provası gibidir. Buradan çıkan bir bebek, ilerideki iş hayatında karşısına çıkacak her türlü bürokrasiye karşı adeta bağışıklık kazanmış olur.
Bu hastanede doğmanın bir diğer komik tarafı ise, kaderin bir cilvesi olarak, tüm Ankaralıların bir şekilde yolunun kesişmesidir. “Sen de mi Zekai Tahir Burak’ta doğdun?” sorusu, bir zamanlar “Okul arkadaşı mıyız?” sorusunun yerini almıştır. Bu, bir nevi gizli bir cemiyetin şifresidir ve bu şifreyi bilenler arasında anında bir “hemşehri” bağı kurulur. Sohbetler, “Hangi koridorun önünde ağlamışsın?” gibi esprili anılarla derinleşir.
Kısacası, Zekai Tahir Burak’ta doğmak, sadece nüfus cüzdanınıza bir doğum yeri yazdırmak değildir. Bu, Ankara’nın kendine has mizahını ve ciddiyetini aynı anda solumaktır. Burası, bir bebeğin dünyaya “Merhaba!” demeden önce, “Merhaba La Ankara!” dediği yerdir. Ve bu eşsiz deneyim, o bebeği, şehrin her türlü zorluğuna ve karmaşasına karşı hazırlıklı kılar.













