1983 doğumlu olmak… Ah, ne tuhaf bir kavşakta durmaktır o! Bir ayağımız analog günlerin sıcak nostaljisinde, diğeriyse dijital dünyanın hızlı ve bazen de kafa karıştırıcı akışında.
Bizler, kaset sarmanın inceliklerini bilen son nesil, aynı zamanda internetin ilk heyecanını yaşayan ilklerdeniz. Bir yandan Atari’nin o pikselli dünyasına hüzünle bakar, diğer yandan yapay zekanın geldiği noktaya hayretle karışık bir ‘pes doğrusu’ çekeriz.
Bizim için ‘online olmak’, komşunun telefonunu işgal edip uzun uzun çevirmeli hat sesi beklemek demekti. İnternet kafeler, siber alemle ilk flörtümüzün mekanıydı; o klavye sesleri, o garip modem uğultusu hala kulaklarımızda çınlar. Şimdiki gençler için ‘vintage’ sayılan o günlerde, en büyük eğlencemiz mahalle aralarında toplaşıp saklambaç oynamak, misketleri dizmek ya da en havalı taso koleksiyonuna sahip olmaktı. Şimdi çocuklar tablet ekranlarında parmaklarını kaydırırken, biz dizlerimiz kanayana kadar koşturduğumuz günleri özlemle anarız.
1983’lü olmak, aynı zamanda modanın da komik bir döngüsüne şahitlik etmek demektir. Omuzları vatkalı, rengarenk eşofman takımları, neon sarısı rüzgarlıklar… Şimdi bakınca ‘ben bunları gerçekten giydim mi?’ diye kendimize sormadan edemeyiz. Saç spreyiyle beton gibi yapılan kaküller, permalı saçların o kendine has kabarık duruşu… Sanki bir zaman kapsülünden fırlamış gibi duran o fotoğraflara gülsek mi ağlasak mı bilemeyiz.
Müzik deseniz, kasetçalarımızın ‘play’ tuşuna basıp, en sevdiğimiz şarkının başına geri sarmak için parmağımızı kullandığımız günler… Walkman’lerle sokaklarda özgürce dolaşırken, kulaklarımızda Sezen Aksu’nun, Tarkan’ın o unutulmaz melodileri çınlardı. Şimdi Spotify’da milyonlarca şarkı parmaklarımızın ucundayken, o kasetin kendine has cızırtısı ve kapağının kokusu içimizde garip bir nostalji yaratır.
Biz 1983’lüler, teknolojinin inanılmaz hızına ayak uydurmaya çalışırken, içimizde hep o eski günlere dair bir özlem taşırız. Bir yandan en son çıkan akıllı telefonu kullanır, diğer yandan ‘acaba o eski atari hala çalışır mıydı?’ diye düşünürüz. Sosyal medyada ‘tbt’ (throwback thursday) paylaşımlarımız, aslında sadece geçmişi anmak değil, aynı zamanda o günlerin samimiyetine, yavaşlığına duyduğumuz bir özlemin de ifadesidir.
Velhasıl, 1983’lü olmak biraz komik, biraz da şaşkınlık verici bir durumdur. İki farklı dünyanın arasında köprü kurmuş, hem mazinin sıcaklığını hem de geleceğin heyecanını aynı anda yaşamış bir nesiliz. Belki de bu yüzden hayata karşı biraz daha geniş bir perspektifimiz, biraz daha toleransımız vardır. Çünkü biz, çevirmeli hattan görüntülü görüşmeye uzanan inanılmaz bir değişime tanıklık ettik. Ve bu da bize, hayatın her türlü sürprize açık olduğunu öğretti. Şimdi tek yapmamız gereken, bu tuhaf ve komik yolculuğun tadını çıkarmaya devam etmek… Tıpkı o eski kasetleri tekrar tekrar dinlediğimiz gibi.













