İletişim alanındaki yüksek lisans eğitimime ve yıllardır aldığım iletişim eğitimlerine dayanarak rahatlıkla söyleyebilirim ki, fazla sosyal medya kullanımı insanların düşünme, okuma ve algılama biçimini ciddi şekilde değiştiriyor.
Bugün birçok insan uzun metinleri okumaktan kaçınıyor. Dikkat ederseniz artık “sosyal medya dili” diye yeni bir iletişim biçimi oluştu. “Ok”, “tmm” gibi kısaltmalar günlük hayatın vazgeçilmezi haline gelirken, insanlar çoğu zaman konuşmak yerine emojilerle iletişim kurmayı tercih ediyor. Bunun sonucu olarak da kendini uzun cümlelerle ifade edebilme becerisi giderek zayıflıyor.
Geçtiğimiz günlerde yapılan üniversite sınavının ardından Türkçe sorularının uzunluğu çok eleştirildi. Pek çok kişi, adayların metni okurken soruya geldiklerinde başlangıcı unuttuğunu söyledi. Elbette sınav süresi düşünüldüğünde uzun paragraflar zaman yönetimini etkileyebilir. Ancak bence asıl sorun soruların uzun olması değil, insanların artık uzun metin okumaya alışık olmamasıdır.
Çünkü okuma kültürü giderek azalıyor. Roman okumayan, uzun makalelerle vakit geçirmeyen ve günlük yaşamında yalnızca kısa ifadeler kullanan bireyler, uzun bir paragrafla karşılaştıklarında “Ne anlatıyor?” demeye başlıyor. Bir süre sonra da sıkılıyorlar.
Oysa bir insanın uzun ve doğru cümleler kurabilmesi, onun kelime dağarcığının zenginliğini ve aldığı eğitimin bir yansımasıdır. Kitap okumak yalnızca kültür seviyesini artırmaz; kişinin daha fazla kelime öğrenmesini, düşüncelerini daha doğru ifade etmesini ve okuduğunu daha iyi anlamasını sağlar.
Aslında kitap okuyan insan sadece hızlı okumayı öğrenmez. Olaylara farklı açılardan bakmayı, farklı kültürleri tanımayı ve empati kurmayı da öğrenir. Binlerce kelimeden oluşan bir metnin özünü çıkarabilir, verilmek istenen mesajı kolayca anlayabilir. Bu beceri sadece eğitim hayatında değil, iş yaşamında da büyük avantaj sağlar.
Özellikle gazetecilik gibi araştırmaya, sorgulamaya ve doğru analiz yapmaya dayalı mesleklerde okuma alışkanlığı vazgeçilmezdir. Bir röportaj sırasında karşınızdaki kişi uzun uzun konuşurken aslında ne anlatmak istediğini, temel sorunun ne olduğunu ve çözüm önerilerini anlayabilmek güçlü bir okuma ve dinleme becerisi gerektirir. Deneyimli gazeteciler çoğu zaman konuşmanın sonucunu daha cümleler tamamlanmadan tahmin edebilir.
Gazetecilikte diksiyon da son derece önemlidir. Diksiyon ise daha çok kelime bilmekten ve daha fazla okumaktan geçer. Ulusal televizyon kanallarındaki deneyimli muhabirlere dikkat edin. Hiçbiri haberlerini yerel ağızla sunmaz. Çünkü haber, toplumun tamamına hitap eder. Herkesin anlayabileceği ortak bir Türkçe kullanılır.
Bu noktada meslek hayatımdan küçük bir örnek vermek istiyorum.
Bir haberimde “kıraathane” kelimesini kullanmıştım. Editörüm haberi düzenlerken bu kelimeyi “kahvehane” olarak değiştirdi. Kendisine bunun doğru kullanımının “kıraathane” olduğunu, bu ifadenin sözlükte yer aldığını ve haber dilinde bu şekilde kullanıldığını söyledim. Bana ise “Halk bunu anlamaz.” cevabını verdi.
Oysa gazetecilik dili, sokak ağzıyla değil, yazım kuralları ve haber diliyle şekillenir. Yerelde yazılan bir haber bugün yalnızca bulunduğu şehirde okunmuyor. Dijital medya sayesinde Türkiye’nin dört bir yanına ulaşıyor. Bu nedenle haber dili ortak, doğru ve evrensel Türkçe üzerine kurulmalıdır.
Yıllardır mesleğin içinde edindiğim en önemli gözlemlerden biri de şu oldu:
Gerçekten donanımlı, alanına hâkim ve kendisini geliştirmiş insanlar üstünlük kurma çabasında olmazlar. Bilgilerini paylaşır, genç meslektaşlarını yetiştirmeye çalışırlar. Buna karşılık bilgi eksikliği yaşayan kişiler çoğu zaman kendi doğrularını tek doğru gibi göstermeye çalışır ve başkalarının aldığı akademik eğitimi küçümser.
Buradan özellikle iletişim fakültesini tercih edecek genç arkadaşlarıma seslenmek istiyorum.
Üniversitede aldığınız eğitim asla değersiz değildir. Dört yıl boyunca alanında uzman profesörlerden ve doçentlerden haber yazımını, röportaj tekniklerini, medya hukukunu, basın etiğini ve iletişim kuramlarını öğreniyorsunuz. Bunlar tesadüfen hazırlanan dersler değildir.
Bugün kamu kurumları da iletişim fakültesi mezunlarının mesleklerini kendi alanlarında icra edebilmesi için çeşitli düzenlemeler yapıyor ve bu konuda üniversitelerle iş birliğini artırıyor.
Bu yüzden eğitiminizi küçümseyen insanlardan değil, sizi geliştiren insanlardan öğrenin. Çünkü iyi gazeteci olabilmek için sizin gerilemeniz değil, mesleğin ilerlemesi gerekir.
Bilgi paylaşıldıkça değer kazanır. Okuyan, araştıran ve kendini geliştiren insanlar ise her zaman mesleğin geleceğini şekillendiren kişiler olacaktır.












