İlişkilerde, aile hayatında ya da iş ortamında karşılaşılan bazı kişiler, sürekli ilgi ve onay bekleyen, eleştiriye karşı aşırı hassas davranan ve çevresindeki insanların sınırlarını zorlayan tutumlar sergileyebiliyor. Günlük hayatta bu davranışlar çoğu zaman “narsistlik” olarak tanımlansa da, narsistik özellikler ile narsistik kişilik bozukluğunun aynı şey olmadığına dikkat çekiliyor.
Özellikle yakın ilişkilerde karşı tarafın sürekli kendisini suçlu hissetmesine neden olan, yaşanan olayları farklı şekilde aktaran veya kişinin kendi algısından şüphe etmesine yol açan davranışlar zamanla yıpratıcı hale gelebiliyor. Böyle durumlarda kişinin karşısındaki insanı değiştirmeye çalışmak yerine kendi sınırlarını belirlemesi önem taşıyor.
Her benmerkezci davranış narsisizm anlamına gelmiyor
Bir kişinin zaman zaman kendisini ön planda tutması, övgü beklemesi ya da eleştirilmekten hoşlanmaması tek başına narsistik kişilik bozukluğu olduğu anlamına gelmiyor. Narsistik kişilik bozukluğu, ruh sağlığı uzmanları tarafından değerlendirilen klinik bir durum. Bu nedenle bir kişiye yalnızca birkaç davranışından yola çıkarak “narsist” tanısı koymak doğru değil. Bunun yerine kişinin davranışlarının ilişki üzerindeki etkisine odaklanmak gerekiyor.
Sınırlarınızı açık ve net belirleyin
Zorlayıcı kişilerle iletişim kurarken en önemli adımlardan biri kişisel sınırları netleştirmek. Karşı tarafın hoşuna gitmeyecek olsa bile hangi davranışları kabul edip etmeyeceğinizi açıkça ifade etmek, iletişimde belirsizliği azaltabilir. Örneğin sürekli küçümsenmek ya da bağırılmak karşısında tartışmayı uzatmak yerine, “Bu şekilde konuşulduğunda konuşmaya devam etmeyeceğim” gibi net bir sınır koyulabilir. Burada önemli olan yalnızca sınırı dile getirmek değil, gerektiğinde bu sınırın arkasında durabilmek.
Her tartışmayı kazanmaya çalışmayın
Manipülatif veya çatışmalı iletişimlerde karşı tarafı mutlaka ikna etmeye çalışmak, tartışmanın daha da uzamasına neden olabilir. Özellikle konu sürekli değişiyor veya geçmişte yaşanan olaylar tekrar tekrar gündeme getiriliyorsa, tartışmanın içine çekilmek yerine konuşmayı sonlandırmak daha sağlıklı olabilir. Kısa, sakin ve net cevaplar vermek iletişimin gereksiz şekilde büyümesini engelleyebilir.
Suçluluk duygusuna dikkat edin
Bazı ilişkilerde kişi, karşı tarafın davranışları nedeniyle sürekli kendisini suçlu hissetmeye başlayabilir. “Her şey benim yüzümden oldu”, “Belki de fazla tepki veriyorum” veya “Onu kırmamak için katlanmalıyım” düşünceleri zaman içinde kişinin kendi ihtiyaçlarını geri plana atmasına yol açabilir. Bu nedenle yaşanan olayları mümkün olduğunca objektif değerlendirmek ve kişinin kendi hislerini küçümsememesi önemli.
Gerçeklik algınızı koruyun
Sürekli yaşanan olayların inkâr edilmesi, sözlerin değiştirilmesi veya kişinin kendi hatırladıklarından şüphe etmesine neden olan iletişim biçimleri psikolojik açıdan yıpratıcı olabilir. Özellikle iş, aile veya hukuki süreçler gibi önemli konularda yaşanan olayları tarihleriyle birlikte not etmek, gerekli yazışmaları saklamak ve önemli konuşmaları mümkün olduğunca yazılı şekilde yürütmek kişinin yaşananları daha sağlıklı değerlendirmesine yardımcı olabilir.
Onay almak için kendinizden vazgeçmeyin
Karşı tarafın sürekli takdirini kazanmaya çalışmak, zamanla kişinin kendi ihtiyaçlarını ve değerlerini geri plana atmasına neden olabilir. Her eleştiriyi kabul etmek veya sürekli kendini açıklamak zorunda hissetmek yerine, kişinin kendi kararlarının sorumluluğunu üstlenmesi önem taşıyor. Bir ilişkide huzuru korumak adına sürekli taviz vermek, uzun vadede kişinin kendisini değersiz hissetmesine yol açabilir.
Gerekiyorsa iletişimi azaltın
Her ilişkiyi sürdürmek zorunlu değil. Özellikle sürekli küçümseme, tehdit, kontrol etme, hakaret veya yoğun psikolojik baskı söz konusuysa kişi iletişimin sınırlarını yeniden değerlendirebilir. İş veya aile ilişkilerinde iletişimi tamamen kesmek mümkün olmayabilir. Böyle durumlarda görüşmeleri gerekli konularla sınırlamak, kişisel bilgileri paylaşmamak ve iletişimi mümkün olduğunca sakin tutmak tercih edilebilir.
Kendinizi yalnızlaştırmayın
Zorlayıcı ilişkilerde kişi zamanla çevresindeki insanlardan uzaklaşabilir ve yaşadıklarını kimseyle paylaşmamaya başlayabilir. Oysa güvenilen arkadaşlar, aile üyeleri veya bir ruh sağlığı uzmanıyla konuşmak olaylara farklı bir açıdan bakmayı sağlayabilir. Yaşanan durum kişinin günlük hayatını, işini veya ilişkilerini ciddi şekilde etkiliyorsa profesyonel destek almak önemli bir seçenek olabilir.
En önemli nokta: Karşınızdakini değiştirmek zorunda değilsiniz
Narsistik özellikler gösterdiğini düşündüğünüz bir kişinin davranışlarını tek başınıza değiştirmek mümkün olmayabilir. Bu nedenle odağı karşı tarafı değiştirmekten ziyade kendi sınırlarınızı korumaya, iletişim biçiminizi düzenlemeye ve ihtiyaç duyduğunuz desteği almaya çevirmek daha işlevsel olabilir. Unutulmaması gereken bir diğer nokta ise kişinin maruz kaldığı davranışların sorumluluğunun otomatik olarak kendisine ait olmadığıdır. Sürekli baskı, tehdit, hakaret veya kontrol içeren bir ilişki söz konusuysa güvenlik ve profesyonel destek öncelikli olmalıdır.
















