Modern dünyanın en büyük yanılgılarından biri, insanın aradığını dışarıda bulacağını sanmasıdır. Daha çok kazanmak, daha çok görünmek, daha çok sahip olmak… Oysa tasavvuf ehilleri asırlardır aynı hakikati fısıldıyor: İnsan ne arıyorsa, önce kendi içinde aramalıdır.
Mevlânâ’nın şu sözü ne kadar da manidardır:
“Dünle beraber gitti cancağızım, ne kadar söz varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”
İnsan bazen geçmişin pişmanlıklarına, bazen geleceğin kaygılarına öyle kapılır ki içinde bulunduğu anın bereketini kaçırır. Oysa tasavvuf, insanı “an”a davet eder. Çünkü Allah’a en yakın olunan yer, içinde bulunulan andır.
İçe dönüş, yalnızca yalnız kalmak değildir. İçe dönüş; kalbin üzerindeki tozları silmek, nefsin gürültüsünü susturmak ve ruhun sesini duyabilmektir. Gün boyunca yüzlerce ses duyarız ama çoğu zaman kalbimizin ne söylediğini işitmeyiz.
Mevlânâ der ki:
“Sen denizde bir damla değilsin. Bir damlada koskoca bir denizsin.”
İnsan kendisini küçük, güçsüz ve yalnız zanneder. Oysa Allah’ın verdiği ruhla insan, içinde nice sırlar taşıyan bir alemdir. Kendi içine yönelen kişi, aslında Rabbinin sanatını seyretmeye başlar.
Tasavvufun özü sevgidir. Ancak bu sevgi, yalnızca insanlara duyulan bir sevgi değildir. Yaradan’dan ötürü yaratılanı sevebilmektir. Kalbi kin, öfke ve kırgınlıklarla doldurmak kolaydır. Zor olan ise gönlü genişletebilmektir.
Mevlânâ’nın meşhur çağrısı bunun en güzel örneğidir:
“Gel, ne olursan ol yine gel.”
Bu çağrı yalnızca insanlara değil, bazen kendi nefsimize de yapılmalıdır. Çünkü insan kimi zaman kendine küser, kendini affedemez. Oysa rahmet kapısı her zaman açıktır. Yeter ki insan yönünü yeniden hakikate çevirebilsin.Belki de bugün hepimizin ihtiyacı olan şey biraz susmaktır. Bir ağacın gölgesinde, bir seccadenin üzerinde ya da gecenin sessizliğinde… Birkaç dakika durup kalbimize dönmek…
Çünkü insan dünyayı dolaşıp dururken aslında tek bir yere varmaya çalışır: Kendi özüne…
Ve Mevlânâ’nın dediği gibi:
“Aradığın şey, seni aramaktadır.”
Belki de huzur, peşinden koştuğumuz uzak diyarlarda değil; Allah’ın adını anan bir kalbin derinliklerinde saklıdır.












