İnsan hayatı bazen tek bir gecede değişebilir.
Bazen hiç beklemediğiniz bir anda öyle bir şey olur ki… Beden, alışılmış hareketlerini bir anda kaybedebilir; insan yürüyemez, konuşamaz, kendi ihtiyaçlarını karşılayamaz hâle gelebilir. Fakat insanın hayatını belirleyen yalnızca bedeninin sınırları değildir. İrade, inanç, sabır ve yeniden başlama arzusu da insanın hayatındaki en güçlü dayanaklar olabilir.
Sosyal medyada gezinirken Andrew Wyeth’in 1948 yılında yaptığı bir tabloya gözlerim takıldı. Amerikalı ressam Andrew Wyeth tarafından yapılan “Christina’s World” adlı tablo, sanat tarihinin bu konudaki en çarpıcı örneklerinden biridir. Wyeth, çocukluk çağında geçirdiği bir hastalık nedeniyle yürüyemeyen ve tekerlekli sandalye kullanmayı reddeden komşusu Christina Olson’ı, evine ve tarlaya doğru ilerlemeye çalışırken resmetmiştir. Tablo, yıllar içerisinde yalnızca bir kadının görüntüsü olmaktan çıkmış; mücadele, irade ve insanın kendi sınırlarını aşma çabasının simgelerinden biri hâline gelmiştir.
O an kendi hikâyem aklıma geldi.
Yaşadıklarıma şahit olanlar vardı. Benim mücadelemi, yaşadığım zorlukları ve yeniden ayağa kalkışımı bilenler vardı. Ancak hiç kimse inisiyatif ve duyarlılık göstererek yaşadıklarımı resmetmemiş, yazmamış; benim gösterdiğim gücü ve mücadeleyi kalıcı bir yazıya, resme ya da videoya dönüştürmemişti.
O ressam, gördüğü bir kadının mücadelesini bir sanat eserine dönüştürmüş ve onun hikâyesini kalıcı hâle getirmişti.
Kıskandım doğrusu…
Oysa benim de bir hikâyem vardı.
Baktım ki madem kimse yazmıyordu, ben yazacaktım. Kendi hikâyemi kendim yazmaya karar verdim.
Madem kimse resmetmiyordu, ben kelimelerle kendi resmimi çizecektim.
Çünkü benim de verdiğim bir mücadele, gösterdiğim bir irade ve kazandığım bir zafer vardı.
Hayatımın herkes tarafından okunmasını ve yaşadıklarımdan insanların kendilerine bir pay çıkarmasını istiyordum.
Sağlığıma kavuşma sürecimi ve yaşam mücadelemi 21 Ekim 2020 tarihinde Milliyet gazetesindeki köşesine taşıyarak kaleme alan çok değerli Sayın Av. Cengiz HORTOĞLU Beyefendi’ye teşekkürlerimi ve minnetimi sunuyorum. Yaşadıklarımın görünür kılınmasına ve hikâyemin kayıt altına alınmasına vesile olan bu yazıyı benim için ayrı bir yerde tutuyorum.
2013-2020 yılları arasında yaşadığım, hayatımın en zor ama aynı zamanda beni, ben yapan dönemini kendi kalemimden sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bu, sıradan bir hayatın bir anda hastalıklar, ameliyatlar ve ağır sınavlarla değişmesinin hikâyesi. Fakat benim hikâyem yalnızca hastalıkla ilgili değil. Aynı zamanda insanın en zor zamanlarında kendisini yeniden tanımasının, zihnini dönüştürmesinin, hayata başka bir pencereden bakmasının ve yeniden ayağa kalkmasının hikâyesi.
Aralık 2025’te yazmaya başladığım “Filozof Kırmızısı Derinliğime Yolculuk” kitabım; hastalıklarla mücadele eden, ameliyatlar geçiren, bir dönem yürüyemeyen ve engelli kalan; bütün bunların içerisinde annelik yapmaya, eğitimine devam etmeye ve hayatın anlamını sorgulamaya çalışan bir kadının varoluş yolculuğudur.
2013’te ikinci doğumumu yapmıştım. Doğumdan üç dört ay sonra, bir gece her zamanki gibi ev işlerini tamamlayıp etrafı toparladıktan sonra yatağıma uzandım.
Gece, ayak parmaklarımdan başlayarak yukarı doğru yayılan bir ateş hissettim. Sıcaklık bedenimde ilerledikçe, sanki hareket kabiliyetimi yavaş yavaş kaybediyordum. Çok yorgundum. Kısa süre içerisinde uyuyakalmışım.
Bir süre sonra bebeğimin ağlama sesleriyle uyandım.
Eşim de uyanmıştı. Bana, “Neden bebeğe bakmıyorsun?” diye kızmıştı. Dediklerini duyuyor, söylediklerini anlıyor ama cevap veremiyordum. Konuşamıyor, hareket edemiyordum.
Yüzüm ve gözlerim kıpkırmızıymış, bedenim ateşler içerisinde yanıyormuş. Bunun farkında değildim; sadece çok üşüyordum. Eşim beni kaldırmaya çalıştığında ise sanki iskeletsizmişim gibi, hamur gibi yığılıyordum.
Eşim paniklemişti. Hemen sağlık ekiplerini ve akrabalarını çağırdı.
Sonrası, yedi yıl süren bir tedavi süreciydi.
İşte benim hikâyem böyle başladı.
Ben Jale ERDOĞMUŞ.
Diğer bir tabirle, Filozof Sosyolog.
O yıllarda bedenim bana sınırlar koyarken, zihnim sınırları aşmanın yollarını arıyordu.
Tedavi süreçlerim devam ederken eğitimimden vazgeçmedim. Sosyoloji, insanı ve toplumu anlamaya çalışırken aynı zamanda kendimi anlamamı sağlayan önemli bir alan oldu. Zamanla yalnızca bedenimin değil, düşüncelerimin de iyileşmesi gerektiğini fark ettim.
Kuantum düşünce teknikleri, tasavvuf okumaları, Kur’an terapisi çalışmaları ve kişisel gelişim alanındaki eğitimlerle kendimi farklı açılardan tanımaya başladım. Bunları bir mucize reçetesi olarak değil, zihinsel dönüşümümün parçaları olarak gördüm. Önce düşüncelerimi değiştirmeyi, kendime bakışımı dönüştürmeyi ve yaşadıklarımın içerisinde yeni bir anlam kurmayı öğrendim.
Bugün geriye dönüp baktığımda, o dönemde yapamadığım pek çok şeyi fazlasıyla yapabildiğimi görüyorum.
Bugün yürüyebiliyorum, konuşabiliyorum, kendi kendime yemek yiyebiliyor, hatta cihazsız nefes alabiliyorum. Kendi hayatımı bağımsız biçimde sürdürebiliyorum.
Sağlıklıyım.
Üretiyorum, yazıyorum, öğreniyorum ve hayatın içerisinde yeniden güçlü bir şekilde var oluyorum.
Bu nedenle geçmişime yalnızca acıların penceresinden bakmıyorum. O yıllar benim için aynı zamanda bir dönüşüm okuluydu.
2018 yılında, henüz tedavi sürecim devam ederken siyasete adım attım ve milletvekili adayı oldum. Bedenim güçsüz olabilir; fakat iradem, hayallerim ve hayata dair inancım güçlüydü.
Bu süreç içerisindeyken kendime şu soruları sordum:
Yüce Yaratıcımız Allah’a (C.C.) dua ederek, yaşadığım bu süreçte O’na tevekkül edersem gerçekten ne olur?
Esmaü’l-Hüsna’nın gücünü bu süreçte deneyimleyebilir miyim? Benim bu sürecime katkısı ne olur?
Hz. Eyüp Aleyhisselam’ı düşünerek sabır dilersem ve onun yaptığı duayı ederek, onun gibi ben de iyileşebilir miyim?
“Bedenin sınırları, zihnin sınırları mıdır?”
“Yaşamın anlamı nedir? Yaşadıklarımız kalıcı mı, yoksa misafir mi?”
“İnsan, en zor anında gerçekten yalnız mıdır?”
“İnsan, yaşadığı acılardan sonra yeniden başlamaya cesaret edebilir mi?”
“Bu hastalık süreci bana ne kazandıracak ve ne fark ettirecek?”
“Tırtıl, kelebeğe dönüşürken bu kadar acı mı çekmişti?”
gibi birçok soru sorarak cevaplarını kendi içimde aradım. Yeniden başlayıp başlayamayacağımı ise yalnızca düşünerek değil, yaşayarak ve deneyimleyerek görmek istedim.
Ve evet, ben bugün yeniden başladım.
Fakat insanın yeniden başlaması, geçmişini tamamen geride bıraktığı anlamına gelmiyor.
Bazı yaşanmışlıklar vardır; üzerinden yıllar geçse de insanın içinde sessizce kalır. Günlük hayatınıza devam eder, iyileşir, üretir, güler, yeni insanlar tanır, yeni yollar gidersiniz. Sonra bir gün geçmişinizin kapısını yeniden açmanız gerekir.
Benim için o kapının adı “Filozof Kırmızısı Derinliğime Yolculuk” oldu. Aralık 2025’te kendi kitabımı yazmaya başladım.
Hayatımı, yaşadıklarımı, kırılmalarımı, mücadelelerimi ve yeniden ayağa kalkışımı kelimelere dökmek istedim. Fakat kitabımda tam da en zorlandığım yere geldiğimde tıkandım.
İlerleyemiyorum.
Acılarımı tekrar hatırlamak, beynimi hançerlemek gibi geliyor. Canım çok acıyor.
Kendi hikâyemi yazamıyorum.
Edebiyat defterinde öylece, öksüz kalakaldı kendi hikâyem.
Bunu aşabilirsem devam etmeyi umuyorum.
Çünkü insan bazen yaşadığı acılardan iyileşebilir ama o acıları yazarak anlatmaya hazır olmayabilir.
Ben en azından bunu anlamış oldum.
Ruhen iyileşmiş göründüğümü fakat yazamayacak durumda olduğumu gördüm.
Henüz hazır değilmişim.
Benim için kendi hikâyemi yazmak, geçmişte bıraktığımı düşündüğüm bazı acıların kapısını yeniden açmak anlamına geliyor.
Yüreğime gömdüğüm travmalarımın üzerine döktüğüm topraklar bile ağlıyor.
Yine de biliyorum ki bu hikâye benim.
Ve onu anlatmak istiyorum.
Çünkü yaşadıklarımın yalnızca benim içimde kalmasını istemiyorum.
Bir zamanlar yürüyemeyen felçli bir kadının bugün yürüyebildiğini, kendi hayatını sürdürebildiğini, sağlığına kavuştuğunu, ürettiğini, yazdığını ve hayatına yeniden güçlü bir şekilde devam ettiğini herkes bilmeli.
Benim hayatım, benim mücadelem ve benim azmim başkalarına da örnek olmalı.
Bir sosyolog olarak kendi deneyimlerimden, aldığım eğitimlerden ve yaşam tecrübelerimden yola çıkarak insanların hayatlarına dokunmak istiyorum.
Hayatın zor dönemlerinden geçen kadınlara, çocuklara ve gençlere; hatta güçlü olarak kafamıza kodladığımız erkeklere; kısaca korunmaya muhtaç ve mağdur edilmiş insanlara, bağımlılıkla mücadele edenlere, suça karışanlara ve hastalıkla savaşanlara yeniden başlayabileceklerini hatırlatmak istiyorum.
Çünkü ben yeniden başladım.
Ben yapabildiysem, sizler de yapabilirsiniz.
Hastalıkla mücadele sürecimde ben de diğer insanların yaşam öykülerini okur, videolarını izlerdim.
Şimdi sıra sizde…
Bugün o imtihan sürecime baktığımda, sınavı geçmiş olmanın mutluluğunu duyuyorum. Çünkü ben yılmadım. Maneviyatımı güçlendirerek yol aldım ve Allah’tan umudumu kesmedim. Bu, Allah’ın bana lütfettiği bir zaferdir.
“Filozof Kırmızısı Derinliğime Yolculuk” benim için yalnızca bir kitap adı değil.
Benim hayatımın, mücadelemin, irademin ve yeniden ayağa kalkışımın hikâyesidir.
Ben hâlâ kendi hikâyemi yazıyorum.
Belki bazı sayfaları henüz yazmaya cesaret edemiyorum.
Belki bazı cümlelerin zamanı henüz gelmedi.
Ama o hikâye orada.
Benimle birlikte yaşıyor.
Ve bir gün kendi hikâyemin bütün sayfalarını tamamlayabileceğime inanıyorum.
İşte bu benim hikâyem.
“Filozof Kırmızısı Derinliğime Yolculuk” kitabım, 2013-2020 yılları arasında geçen sürecimi anlatıyor. Ama aslında bu kitap, azmin zaferinin; insan zihninde, düşünce gücünde ve Allah’a iman ettiğinde nelerin mümkün olabileceğinin de yaşanmış bir hikâyesi, bir mucizesidir. Ölüm döşeğinde olan bir kadının yaşama tutunmasının, sağlığına kavuşmasının ve bu süreçte birçok insana ilham olmasının hikâyesidir.
Belki de bu yüzden, bu hikâyeyi yalnızca kendim için yazmıyorum.
Kim bilir, kaç insan hayatının en zor dönemlerinde yaşamak, yeniden başlamak ve mücadele etmek için bir sebep arıyor? Kim bilir, kaç kişi kendi acısını içine gömüp hayata tutunmaya çalışıyor?
Kim bilir, kaç kadın çocukları için yaşamayı göze alıyor? Kaç anne kendi acısını içine gömüp evlatları için ayağa kalkıyor? Kaç kadın kendi yaralarını sessizce taşıyarak çocuklarına güçlü görünmeye çalışıyor?
Ben de onlardan biriydim.
Hayatın en ağır sınavlarından geçerken çocuklarım vardı. Onlar benim için yalnızca evlat değildi; hayata tutunduğum, yeniden ayağa kalktığım, sabretmeyi ve mücadele etmeyi öğrendiğim en güçlü yaşama sebeplerimdi.
Bu yüzden yazmaya devam ettiğim kitabımı, evlatlarıma ithafen yazdığım kısımları buradan da paylaşmak istiyorum.
Canım Evlatlarım,
Bu kitabı, hayatımın en derin sınavlarında bile bana güç veren iki evladıma ithaf ediyorum.
Varlığınızla ayağa kalkmayı öğrendim. Sabırla, inançla ve sevgiyle yeniden yürüdüm.
Bu satırlar, size bırakmak istediğim en gerçek mirasım. Annenizin sizden ve yaşam mücadelesinden hiç vazgeçmediğini bilmeniz için yazıyorum.
Sizinle gurur duyduğum gibi, bir gün siz de benimle gurur duyun isterim.
Sizleri seviyorum. İyi ki varsınız, iyikilerim.
Değerli okurlar,
Hayatın hangi sınavından geçiyor olursanız olun, kendinizden vazgeçmeyin.
Hastalık, engel, bağımlılık, mağduriyet, ayrılık, yalnızlık veya ağır hayat koşulları… Ne yaşarsak yaşayalım; bazen yeniden başlamak için tek gereken, bir gün daha mücadele etmeye karar vermektir.
Ben yürüyemediğim günlerden yeniden yürüdüğüm günlere geldim. İyileşemeyeceğimi düşünürken şimdi, çok şükür, sağlığım yerinde.
“Filozof Kırmızısı Derinliğime Yolculuk” benim hikâyem.
2013’te başlayan, 2020’ye uzanan ve bugün hâlâ devam eden bir hayatın; mücadelenin, iradenin, inancın, anneliğin, hasretin ve yeniden ayağa kalkmanın hikâyesi.
Ben yeniden başladım.
Siz de başlayabilirsiniz.













