17 Ağustos 2026, Pazartesi
  • Giriş
Haberton
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
Yazı Gönder
  • Öne Çıkanlar
  • Özel Haber
  • Gündem
  • Politika
  • Dış Haberler
  • İş Dünyası
  • Kültür & Sanat
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Yerel
  • Spor
  • Yazarlarımız
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
  • Öne Çıkanlar
  • Özel Haber
  • Gündem
  • Politika
  • Dış Haberler
  • İş Dünyası
  • Kültür & Sanat
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Yerel
  • Spor
  • Yazarlarımız
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
Haberton
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster

Ana Sayfa - Kültür ve Sanat - En zor veda, hiç yaşanmamış bir geleceğedir

En zor veda, hiç yaşanmamış bir geleceğedir

Haberton - Haberton
17 Ağustos 2026
- Kültür ve Sanat
Okuma Süresi:14 dakikalık okuma
A A
0
En zor veda, hiç yaşanmamış bir geleceğedir
Facebook'da PaylaşX'de PaylaşLinkedin'de PaylaşWhatsapp'da Paylaş

Kahraman Tazeoğlu ile “Vedalaşabilmek” Üzerine

Şiirle başlayan edebiyat yolculuğunu radyoculukla sürdüren ve zamanla roman, hikâye ve deneme türlerindeki eserleriyle geniş bir okur kitlesine ulaşan Kahraman Tazeoğlu, 10 Ağustos 1969’da İstanbul’da doğdu. 1980’li yılların sonlarında şiir yazmaya başlayan Tazeoğlu, 1993 yılında radyoculukla birlikte sesini daha geniş kitlelere duyurdu. Yerel, bölgesel ve ulusal radyolarda program yapımcılığı ve sunuculuğunun yanı sıra şiir programları hazırladı; haber spikerliği ve program yönetmenliği yaptı.

Edebiyat yolculuğunun ilk kitabı Seni İçimden Terk Ediyorum, 2001 yılında yayımlandı. Şiirle başlayan yazarlık serüvenini roman, hikâye ve deneme türlerindeki eserleriyle sürdüren Tazeoğlu; Bukre, Yaralı, Araz, Vazgeçtim, Kıyısızlar, İntikam, Susacak Var ve Ben Bir Kelebek Sevdim gibi eserleriyle özellikle aşk, ayrılık, kırgınlık, yalnızlık ve insanın iç dünyasına dokunan anlatımıyla geniş bir okur kitlesine ulaştı.

Bugün ise Vedalaşabilmek adlı eseriyle okurunun karşısına bu kez “bırakabilmek” ve insanın kendisine ait olmayan yüklerden özgürleşebilmesi üzerine düşündüren bir kitapla çıkıyor. 22 Nisan 2026’da Yediveren Yayınları tarafından yayımlanan Vedalaşabilmek, bitmiş ilişkilerden kapanmamış hesaplara, suçluluk duygusundan alışkanlıklara kadar insanı geçmişe bağlayan görünmez yükleri sorguluyor.

Belki de Kahraman Tazeoğlu’nu anlatmanın en güzel yolu; şiirden mikrofona, mikrofondan kitaba ve kitaptan insanın kalbine uzanan bir yolculuğun yazarı demek…

Kitap41 Okuma Kulübü olarak gerçekleştirdiğimiz bu özel röportajda , kelimeleriyle yıllardır okurlarının duygularına dokunan Kahraman Tazeoğlu ile Vedalaşabilmek’i; bırakmayı, kabullenmeyi, geçmişin yüklerinden özgürleşmeyi ve insanın kendisiyle vedalaşabilme cesaretini konuştuk.

– Vedalaşabilmek’in çıkış noktasında nasıl bir duygu, gözlem ya da hayat deneyimi vardı? “Vedalaşmak” fikri ne zaman bir kitaba dönüşmeye başladı?

Vedalaşabilmek, tek bir olaydan çok, yıllar içinde biriken ayrılıkların içinden doğdu. Hayatımdan çıkan insanları, kapanmayan hikâyeleri ve bittiği hâlde içimde yaşamaya devam eden ihtimalleri düşündüm. Bazı vedaların söylenen son sözle tamamlanmadığını gördüm. İnsan gidiyor, ama onunla kurduğumuz hayat içimizde bir süre daha devam ediyor.

Bu düşünce büyüdükçe vedalaşmanın yalnızca bir insandan ayrılmak olmadığını fark ettim. Eski hâlimizle, gerçekleşmeyen bir hayalle, alıştığımız bir hayatla da vedalaşıyoruz. Kitap, bütün bu ayrılıkların bende bıraktığı soruların bir araya gelmesiyle oluştu. Yazmaya başladığımda aradığım şey unutmak değil, yaşananı incitmeden ait olduğu yere bırakabilmekti.

Çünkü her ayrılık kendi dilini, süresini ve eksikliğini getiriyor. Daha önce defalarca vedalaşmış olmak, yeni bir vedada ne yapacağımızı bildiğimiz anlamına gelmiyor. Bağ kurarken nasıl değişiyorsak bırakırken de yeniden öğreniyoruz. Yanılıyor, geri dönüyor, tutunuyor ve sonunda kendimize ait bir yol buluyoruz.

– Kitabın alt başlığı “Acemiler İçin Bırakma Rehberi.” Neden “bırakmak” konusunda hepimizin birer acemi olduğunu düşündünüz?

“Acemi” sözcüğünde insana iyi gelen bir dürüstlük var. Bırakamadığımız için kendimizi suçlamak yerine, bunun zaman isteyen bir öğrenme hâli olduğunu kabul ediyoruz. “Rehber” derken kesin cevaplar sunmayı amaçlamadım. Okura, kendi vedasının içinden geçerken eşlik etmek istedim.

– “Vedalaşabilmek, birini silmek, unutmak ya da inkâr etmek değildir” diyorsunuz. Peki sizin için gerçek bir vedayı “veda” yapan şey nedir?

Benim için gerçek veda, yaşanmış olana saygı duyarken bitmiş olanı kabul edebilmektir. Birini hayatımızdaki eski yerinde tutmaya çalışmaktan vazgeçmek, geri dönme ihtimaliyle yaşamayı bırakmak ve hatırayı kendi zamanına teslim etmektir.

Veda tamamlandığında geçmiş hâlâ bizimledir, fakat bugünümüzü yönetmez. Acı kaybolmayabilir, özlem bütünüyle dinmeyebilir. Yine de insan artık hayatını o eksikliğin çevresinde kurmaz. Gerçek vedayı veda yapan şey, içimizde açılan bu yeni yerdir.

– Vedalaşmak bir kayıp eylemi gibi görünürken onu aynı zamanda “kendini geri alma” eylemi olarak görüyorsunuz. İnsan vedalaşırken aslında kendinden neyi geri alıyor?

Bana göre insan vedalaşırken hayatının yönünü belirleme hakkını geri alıyor. Bekleyişe bıraktığı zamanını, başkasının onayına emanet ettiği değer duygusunu, geçmişe bağladığı geleceğini yeniden sahipleniyor.

Bazı bağlar bittikten sonra da kararlarımızı, günlerimizi ve kendimize bakışımızı yönetmeyi sürdürüyor. Veda, bu etkinin çözülmesidir. İnsan, kendi sesini yeniden duymaya ve hayatını eksik kalan bir hikâyeye göre kurmaktan vazgeçmeye başlıyor. Kendini geri almak, biraz da kendi hayatında yeniden söz sahibi olabilmektir.

– Kitapta “bize ait olmayan yükleri geri vermek” düşüncesi öne çıkıyor. İnsan kendisine ait olmayan bir yükü taşıdığını nasıl fark eder?

İnsan bunu çoğu zaman taşıdığı suçluluğun kaynağına bakınca fark eder. Bir başkasının seçimi, öfkesi, mutsuzluğu ya da iyileşme sorumluluğu kendisine bırakılmışsa sürekli açıklama yapma, telafi etme ve herkesi rahatlatma ihtiyacı duyar. Bir ilişkiyi tek başına ayakta tutmaya çalışmak da bunun en açık işaretlerinden biridir.

Kendimize şu soruyu sormamız gerekir: “Burada gerçekten benim payım ne?” Üstlendiğimiz ağırlıkla verdiğimiz cevap birbirini tutmuyorsa, başkasının payını da taşıyoruz demektir. O yükü geri vermek, herkesin kendi seçiminin ve duygusunun sorumluluğunu üstlenmesine izin vermektir.

– İnsan başkasının yükünü taşırken bunu çoğu zaman fedakârlık olarak görüyor. Fedakârlık hangi noktada kendine ihanet hâline gelir?

Bence sınır, verdiğimiz şeyin büyüklüğünden çok, verirken kendimizden ne kadar vazgeçtiğimizle ilgilidir. Kaybetme korkusuyla susuyor, kendi ihtiyaçlarımızı sürekli erteliyor, değerlerimizi ve sınırlarımızı çiğniyorsak fedakârlık sağlıklı anlamını yitirmeye başlar.

Kendimize şu soruyu sormalıyız: “Bunu sevgimle ve özgür irademle mi yapıyorum, yoksa terk edilmemek, suçlanmamak ya da kabul görmek için mi?” Verdiğimiz cevapta korku ağır basıyorsa, bir başkasını korurken kendimizi terk ediyor olabiliriz. Kendine ihanet de burada başlar.

– “Ölçüsüz sevmek” kitapta ele aldığınız psikolojik tuzaklardan biri. Bir sevginin sağlıklı olmaktan çıkıp ölçüsüzleştiğini hangi noktada anlarız?

Bir sevginin ölçüsünü, yoğunluğundan çok bizi nasıl yaşattığı gösterir. Karşımızdakinin ilgisi kendi değerimizin ölçüsüne dönüşüyor, hayatımız onun tercihlerine göre şekilleniyor, sınırlarımız siliniyor ve incinmeyi sürekli sevginin bedeli sayıyorsak sevgi ölçüsüzleşmeye başlamıştır.

Benim için en belirgin işaret, sevdiğimizi korumaya çalışırken kendimizi ihmal etmemizdir. Sağlıklı sevgi hayatı besler, iki kişiye de kendisi olarak kalabileceği bir alan bırakır. Sevgi bizi kendi ihtiyaçlarımızdan, değerlerimizden ve hayatımızdan uzaklaştırıyorsa durup yeniden bakmak gerekir.

– “Yanlış yerde sabretmek” ile “zor bir dönemde vazgeçmemek” arasındaki çizgi nereden geçiyor?

Bence o çizgi, karşılıklı emek ve değişim iradesinden geçiyor. Zor bir dönemde iki taraf da sorunu görür, sorumluluk alır ve ilişkiyi iyileştirmek için çaba gösterir. İlerleme yavaş olabilir, fakat sözlere davranışlar eşlik eder.

Yanlış yerde sabrederken aynı incinmeler tekrar eder, verilen sözler tutulmaz ve bütün çaba tek kişiye kalır. Kişi giderek kendinden, huzurundan ve değerlerinden ödün vermeye başlar. Sabır iki kişinin emeğiyle anlam kazanır. Tek kişinin dayanma gücüne dönüştüğünde, adına sevgi dediğimiz şey bizi tüketmeye başlar.

– İnsan sevdiği için mi bazı ilişkilerden vazgeçemez, yoksa vazgeçemediği için mi sevgisinin devam ettiğine inanır?

İkisi de mümkün. Sevgi, bir ilişkiyi bırakmayı zorlaştırabilir. Kimi ilişkilerde ise alışkanlık, yarım kalmışlık, kaybetme korkusu ve geri dönme umudu bağı canlı tutar. Kişi bu yoğunluğu sevgisinin sürdüğüne dair bir kanıt sanabilir.

Bence ayırıcı soru şudur: “Onu mu özlüyorum, onunla kurduğum ihtimali mi?” Sevgi, karşımızdakini olduğu hâliyle görebilmeyi içerir. Vazgeçememek çoğu kez geçmişteki hâle, gerçekleşmemiş ihtimallere ve tamamlanma arzusuna tutunur. Bırakmak duyguyu yok etmez, yalnızca hayatımız üzerindeki hükmünü sona erdirir.

– Kitabınızda biten ilişkilerden çok, bitirilemeyen hislerin ağırlığı hissediliyor. İnsan en çok karşı tarafla mı, yoksa zihnindeki tamamlanmamış hikâyeyle mi vedalaşmakta zorlanır?

Bence en zor veda, gerçekleşmemiş ihtimallerle yapılan vedadır. Karşı taraf zamanla hayatımızdan çıkar, fakat onunla kurduğumuz gelecek, söylenmemiş sözler ve cevapsız kalan sorular içimizde yaşamayı sürdürebilir. Kişiyle birlikte, onun yanında olacağımızı sandığımız hâlimizi de kaybederiz.

Tamamlanmamış hikâye, sonunun yeniden yazılacağı umuduyla bizi kendine bağlar. Bu yüzden gerçek veda, geçmişte yaşananları kabul etmenin yanında artık gerçekleşmeyecek bir geleceği de kabullenmeyi gerektirir. En çok da hiç yaşanmamış olanla vedalaşmakta zorlanırız.

– İnsan bazen karşısındaki kişiyi değil, onunla birlikte kaybettiği geleceği veya kendi hâlini özlüyor olabilir mi?

Olabilir. Bir ilişkinin içinde birini severken kendimize ait bir hâl de kurarız. Onun yanında daha neşeli, cesur, güvende ya da umutlu hissederiz. İlişki sona erdiğinde özlemimizin merkezinde o duygular ve birlikte tasarladığımız gelecek bulunabilir.

Bu ayrımı fark etmek çok kıymetli. Özlediğimiz hâlin oluşmasında bizim de payımız olduğunu gördüğümüzde, onu yeniden kurabileceğimizi anlarız. Geleceğimizi tek bir kişiye ait sanmaktan vazgeçer, kendi içimizden yeni bir hayat çıkarabiliriz.

Bence insanın kendisine yaptığı en büyük haksızlık, kendi değerini bir başkasının sevgisine, onayına ya da kalışına bağlamaktır. Böyle yaptığında hayatını başkasının kararlarına teslim eder. Sevilmek uğruna susar, kabul görmek için kendini küçültür, kaybetmemek için sınırlarını yok sayar.

Kendimize sadakat, ne hissettiğimizi ve neye ihtiyaç duyduğumuzu ciddiye almakla başlar. Birinin bizi seçmemesi değerimizi azaltmaz. Bunu hatırlamadığımız her gün, kendimizden biraz daha uzaklaşırız.

– Kendini bulmak için insanın önce kaybolması mı gerekir?

Kendini bulmak için kaybolmak gerekmez. Yine de yönümüzü şaşırdığımız dönemler, bize neyin bize ait olmadığını daha açık gösterebilir. Yanlış seçimler, başkalarının beklentileriyle yaşamak ve kendimizden uzak düştüğümüz ilişkiler, kim olduğumuzu yeniden düşünmeye çağırır.

Kendini bulmak, bir anda verilen kesin bir cevaptan çok, zamanla yapılan seçimlerdir. Neyi istediğimizi, neye izin vermeyeceğimizi ve hangi hayatın içinde kendimiz gibi hissedebildiğimizi öğreniriz. Kaybolmuşluk öğretici olabilir, fakat insanın kendine ulaşması için mutlaka acı çekmesi gerekmez.

– Vedalaşabilmek, sizin hayatınızdan en çok hangi duyguyu sayfalarınıza  taşıdı?

En çok kabulleniş duygusunu taşıdı. Özlem, kırgınlık ve pişmanlık kitabın farklı yerlerinde hissediliyor. Hepsi sonunda aynı yere varıyor: değiştiremeyeceğim şeylerle kavga etmeyi bırakmaya.

Bu yüzden Vedalaşabilmekte sakinleşmiş bir hüzün var. Acısını inkâr etmeden hayatı yeniden sevebilen, geçmişi değiştirmeye çalışmadan ona bakabilen bir hüzün. Sanırım kendi hayatımdan sayfalara en çok bu duygu geçti.

– Yıllar içinde aşkı, ayrılığı, yalnızlığı ve insan ilişkilerini defalarca yazmış bir yazar olarak bugün “vedalaşmak” konusunda 20 yıl önceki Kahraman Tazeoğlu’ndan farklı düşündüğünüz bir şey var mı?

Var. Yirmi yıl önce kalmayı sevginin en güçlü kanıtı sayar, vedayı daha çok kaybetmek ve eksilmek üzerinden düşünürdüm. Bir hikâye bittiyse mutlaka söylenecek son bir söz, bulunacak bir açıklama olduğuna inanırdım.

Bugün her hikâyenin tamamlanmadığını ve her sorunun cevap bulmadığını daha iyi biliyorum. Bazı gidişler sevgi hâlâ sürerken gerçekleşiyor. Çünkü sevgi, iki insanı aynı hayatta tutmaya her zaman yetmiyor. Artık vedalaşmayı, yaşananı değersizleştirmeden gerçeği kabul edebilme cesareti olarak görüyorum. Yirmi yıl önce tutunmayı öğreniyordum. Bugün gerektiğinde bırakabilmenin de insanın kendisine duyduğu saygının bir parçası olduğunu düşünüyorum.

– Yazmak sizin için bir terapi yöntemi mi, yoksa kaçamadığınız bir içsel hesaplaşma mı?

Kaynağında hesaplaşma, sonucunda iyileşme var. Masaya rahatlamak için oturmuyorum. İçimde çözülemeyen, anlamını bulamadığım ve kendime bile söylemekte zorlandığım ne varsa onunla yüzleşmek için yazıyorum.

Yazdıkça duygular yerini buluyor, ben de hafifliyorum. Bu yüzden yazının terapötik bir yanı olduğunu kabul ediyorum. Fakat yazı beni önce kendime karşı dürüst olmaya zorluyor. Yüzleşme olmadan gelen bir rahatlama, benim için eksik kalırdı.

– “Kahraman Tazeoğlu edebiyatı” denince akla gelen o melankolik ton, gerçek hayattaki Kahraman’ın ne kadarını yansıtıyor?

O ton benim gerçek bir tarafımı yansıtıyor. Duyguları uzun süre taşıyan, ayrıntıları kolay unutmayan ve insanların söylemediklerine de kulak veren bir yanım var. Yazarken en çok o yanım konuşuyor.

Günlük hayatta daha neşeli, esprili ve hareketli biriyim. Ben neşeyi yaşamayı, hüznü yazmayı seviyorum. Okur da sayfalarda daha çok yazıya ihtiyaç duyan tarafımla karşılaşıyor. Melankoli benim için sürekli bir ruh hâlinden çok, hayatı ve insanı anlama biçimi.

– Bazen tek bir cümleniz okurlarınızın hayatında büyük kararlar almasına yol açabiliyor. Bu sorumluluk sizde bir baskı oluşturuyor mu?

Baskıdan çok ciddi bir dikkat ve sorumluluk duygusu oluşturuyor. Bir okurun “Sizin bir cümlenizle hayatımı değiştirdim” demesi, kelimenin yazıldığı yerde kalmadığını hatırlatıyor. Çoğu zaman o cümle, okurun içinde uzun süredir büyüyen bir düşünceye temas ediyor.

Hiçbir yazar, okurun hayatındaki bütün koşulları bilemez. Bu yüzden kesin hükümler vermekten ve birinin yerine karar kuran cümlelerden kaçınmaya çalışıyorum. Ben bir ihtimali gösterir, düşünmeye alan açarım. Kararın sorumluluğu okura, kurduğum cümlenin sorumluluğu bana aittir.

– Yıllardır değişmeyen, sadık bir okur kitleniz var. Sizce bu bağı bu kadar güçlü kılan temel duygu nedir?

Sanırım bu bağın temelinde anlaşılmış olma duygusu var. Okur, kendisine çok kişisel görünen bir acının, özlemin ya da çelişkinin cümlelerimde karşılığını buluyor. Ben de ona ne hissetmesi gerektiğini söylemekten çok, hissettiği şeyi görünür kılmaya çalışıyorum.

Yıllar içinde hem ben hem okurlarım değiştik. Aramızdaki samimiyet ve güven ise korundu. Onlar kitaplarımda kendi hayatlarından bir parça buldular, ben de onların hikâyelerinde yazdıklarımın gerçek hayattaki karşılığını gördüm. Bu bağı güçlü kılan temel duygu, “Beni anlayan biri var” hissi olabilir.

– Son olarak; bugün hayatınızda hâlâ vedalaşamadığınız bir şey olduğunu fark etseydiniz, onunla vedalaşmak için kendinize söyleyeceğiniz ilk cümle ne olurdu?

Kendime söyleyeceğim ilk cümle şu olurdu: “Artık gerçekleşmeyecek bir ihtimalin içinde kendini daha fazla bekletme.”

Kahraman Tazeoğlu ile gerçekleştirdiğimiz bu röportajda aslında yalnızca bir kitabı değil, hepimizin hayatında farklı biçimlerde karşılaştığı bir gerçeği konuştuk:

Bazen gitmek değil, bırakmak zordur.

Çünkü bazı insanlar hayatımızdan çıkar; ancak onlarla kurduğumuz gelecek zihnimizde yaşamaya devam eder. Bazı ilişkiler biter, alışkanlıkları sürer. Bazı yaralar kapanır ama izleri, bize kim olduğumuzu hatırlatmaya devam eder. Ve bazen insanın vedalaşması gereken kişi, geçmişteki kendi hâlidir.

Vedalaşabilmek belki de tam bu yüzden yalnızca ayrılıklar üzerine bir kitap değil; kendimize yeniden dönmenin, kendi hayatımızın sorumluluğunu geri almanın ve geçmişi değiştirmeye çalışmadan onunla barışmanın anlatısıdır.

Röportajımızın sonunda Tazeoğlu’na, bugün hayatında hâlâ vedalaşamadığı bir şey olduğunu fark etse, kendisine söyleyeceği ilk cümleyi sorduk.

Cevabı, kitabın ruhunu tek bir cümlede topladı:

“Artık gerçekleşmeyecek bir ihtimalin içinde kendini daha fazla bekletme.”

Belki de bazen ihtiyacımız olan şey unutmak değil; hatırlamaya devam ederken yolumuza devam edebilmeyi öğrenmektir.

Kitap41 Okuma Kulübü adına, Kahraman Tazeoğlu’na bu samimi ve derin sohbet için teşekkür ediyor; Vedalaşabilmek’in her okuruna, kendi vedasının dilini bulabilmesini diliyoruz.

SERPİL MERİÇ

 KİTAP41 OKUMA KULÜBÜ

PaylaşTweetPaylaşGönder
Önceki Haber

Deniz suyu saça faydalı mı, zararlı mı? Yaz aylarında yapılan bu hata saçları yıpratabilir

Sonraki Haber

Türkiye U17 Kız Voleybol Milli Takımı, dünya ikincisi

Haberton

Haberton

Son dakika haberleri, güncel haberler, magazin, spor ve ekonomideki gelişmeler, yerel ve dünya haberleri haberton.com'da. Haberton, sizin için tonla haber! Türkiye’de tarafsız bir medya, vatandaşın haber alma hakkı çerçevesinde gerçek haberleri takip edebileceğiniz, tonlarca habere ulaşabileceğiniz yeni mecranız.

İlgili Haberler

23. Gümüşlük Müzik Festivali’nde iki özel gece: Craig Sheppard ve Varyon Quartet geliyor
Kültür ve Sanat

Gümüşlük Müzik Festivali’nde iki özel gece: Craig Sheppard ve Varyon Quartet geliyor

17 Ağustos 2026
Magazin

Daha 17’de tüm kartlar açıldı: Sırlarla dolu yeni bölüm bu akşam ekranda

16 Ağustos 2026
Bazalt taşından yaptığı logoyu Amed Sportif Faaliyetler’e hediye etmek istiyor
Kültür ve Sanat

Bazalt taşından yaptığı logoyu Amed Sportif Faaliyetler’e hediye etmek istiyor

16 Ağustos 2026
Kültür ve Sanat

İstanbul Festivali’nde Sunmi ve Monsta X sahne aldı

16 Ağustos 2026
Daha 17’nin Sıla’sı Ezgi Dalkılıç: Sıla, Teoman’dan vazgeçmez
Magazin

Daha 17’nin Sıla’sı Ezgi Dalkılıç: “Sıla, Teoman’dan vazgeçmez”

16 Ağustos 2026
Hâne İslam Sanatları Eserleri, Yakutiye Medresesi’nde açıldı
Kültür ve Sanat

Hâne İslam Sanatları Eserleri, Yakutiye Medresesi’nde açıldı

15 Ağustos 2026
Sonraki Haber
Türkiye U17 Kız Voleybol Milli Takımı, dünya ikincisi

Türkiye U17 Kız Voleybol Milli Takımı, dünya ikincisi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

En Güncel Haberler

Kapıkule Gümrük Kapısı'nda 810 kilo esrar ele geçirildi
Yerel Haberler

Kapıkule Gümrük Kapısı’nda 810 kilo esrar ele geçirildi

17 Ağustos 2026
Habib Makina ve Alman BDS’den çelik işleme sanayisine özel delme teknolojileri
İş Dünyası

Habib Makina ve Alman BDS’den çelik işleme sanayisine özel delme teknolojileri

17 Ağustos 2026
23. Gümüşlük Müzik Festivali’nde iki özel gece: Craig Sheppard ve Varyon Quartet geliyor
Kültür ve Sanat

Gümüşlük Müzik Festivali’nde iki özel gece: Craig Sheppard ve Varyon Quartet geliyor

17 Ağustos 2026

Günün Popüler Haberleri

  • Tümü
  • Sağlık Haberleri
  • Kültür ve Sanat
Yaşam

Ormana götürdükleri genci, silahla bacağından yaralayıp kaçtılar

17 Ağustos 2026
Yaşam

Öldürülen Fırat’ın annesi: “Şüpheliler kadın kıyafetiyle kaçıyorlar, görüntüler var”

16 Ağustos 2026
Yaşam

Damadının evini bastığı iddiasıyla gözaltına alınan ilçe başkanı serbest bırakıldı

16 Ağustos 2026
Yaşam

KKKA nedeniyle aynı aileden ikinci can kaybı

16 Ağustos 2026
Önceki Sonraki
Haberton

Haberton

Sizin için tonla haber!

Türkiye'de tarafsız bir medya, vatandaşın haber alma hakkı çerçevesinde gerçek haberleri takip edebileceğiniz, tonlarca habere ulaşın!

Son Dakika

İlişkilerde iletişim neden bozuluyor? Çiftleri birbirinden uzaklaştıran davranışlara dikkat

İlişkilerde iletişim neden bozuluyor? Çiftleri birbirinden uzaklaştıran davranışlara dikkat

- Nilay Uğuroğlu
17 Ağustos 2026

İlişkilerde yaşanan sorunların önemli bir bölümü, tarafların birbirlerine karşı hissettiklerinden çok bu duygu ve beklentileri nasıl ifade ettikleriyle bağlantılı olabiliyor....

İlişkilerde iletişim neden bozuluyor? Çiftleri birbirinden uzaklaştıran davranışlara dikkat

Küçük yatırımcı için en az riskli yatırım araçları hangileri? Parayı korumak isteyenler nelere dikkat etmeli?

Sosyal medya hesabınız çalındıysa ne yapmalısınız? İlk dakikalarda bu adımlara dikkat

Kilo verememenizin nedeni yavaş metabolizma olabilir mi? İşte metabolizma hızını etkileyen faktörler

Güncel Haber

Kapıkule Gümrük Kapısı'nda 810 kilo esrar ele geçirildi

Kapıkule Gümrük Kapısı’nda 810 kilo esrar ele geçirildi

17 Ağustos 2026
Habib Makina ve Alman BDS’den çelik işleme sanayisine özel delme teknolojileri

Habib Makina ve Alman BDS’den çelik işleme sanayisine özel delme teknolojileri

17 Ağustos 2026
  • Hakkımızda
  • Yayın İlkeleri
  • İletişim
  • Kullanım Şartları ve Gizlilik Politikası
  • Güvenlik Politikası

© 2026 Haberton

Tekrar Hoş Geldiniz!

Aşağıda hesabınıza giriş yapın

Şifrenizi mi unuttunuz?

Şifrenizi alın

Şifrenizi sıfırlamak için kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin lütfen.

Giriş Yap

Yeni Çalma Listesi Ekle

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
  • Öne Çıkanlar
  • Özel Haber
  • Gündem
  • Politika
  • Dış Haberler
  • İş Dünyası
  • Kültür & Sanat
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Yerel
  • Spor
  • Yazarlarımız

© 2026 Haberton