Doğru yolu bozan eğriler… Bir ülkenin en büyük ve en pahalı kaybı güvenin yıpranması ve giderek kaybolmasıdır. Tüm araştırmalar, ülkemizde insanların birbirine ve insanların kurumlara duyduğu güvenin düşük bir düzeyde olduğunu gösteriyor.
Güven kaybı bir sonuçtur. Nedenleri çeşitlidir ve nedenlerini bilmeden onu onarmak ve geri kazanmak da epeyce zordur.
Güven olgusu kırılgandır ve birçok şeyden çok çabuk etkilenir. Örneğin adaletsizlik algısı bir toplumdaki güven kaybının baş aktörüdür.
Eğer adalete güven yoksa, her şey raydan çıkar ve adaletsizliğin peşine takılır, ardından başta ahlâk olmak üzere bozulmalar toplumsal dokuyu ele geçirir…
Bu nedenle adalet en büyük ihtiyaç ve de olmazsa olmazdır. Hukukun görevi adaleti sağlamaktır ve hukukun üstünlüğü de buradan gelir. Hukuksuzluk, adaletsizlik devletin de toplumun da altını oyar.
Bu üstünlük zedelenirse eşitlik bozulur, toplumda kuralların herkese eşit uygulanmadığı duygusu yerleşir ve insanlar devlet kurumlarına olan güvenini yitirir.
Bu da bir virüs oluşturur, ardından da her yere sirayet eder. Bununla birlikte adalet ve umut duygusu zayıflar, ardından çöküş başlar. Oysaki güven duygusu, bir toplumun harcıdır, temel yapı taşlarından biridir.
Ayrıca güven, toplumun ekonomik, sosyal, kısacası her alanda ilerlemesini sağlayan temel unsurlardan da biridir.
İnsanlar arası ilişkilerde, kurumlarla olan bağlarda ve toplumsal huzurun sağlanmasında güvenin varlığı hayati öneme sahiptir.
Peki bu toplumsal güvensizliğimizi neye, kime borçluyuz?
Sahtelerin sonu gelmez sahtekârlıklarına tabii ki. Bunların yalanı, dolanı, riyası, hilesi vs… Ayrıca görünenler ve söylenenlerle gerçekler arasındaki tutarsızlıklar vb…
Vicdan ölçüsü bozulan, iç pusulasını kaybeden insan soyunun soysuzlukları ve gün be gün artan kötülükleri güven ilişkilerini de kaybettiriyor. Çünkü doğru yolu eğri insanlar bozar…
Sahtelik ve kötülük her alanda dinmeyen bir sağanak halinde üstümüze yağmakta ve adeta kuşatma altındayız.
Her gün, her yerde, bin bir türlüsüne tanık olduğumuz karaktersizlerin sebep olduğu rezillik içeren olay ve durumların her biri güven kaybını artıran etmenlerdir…
İşte güvensizliğimizi bunlara borçluyuz ve güven konusunda giderek irtifa kaybediyoruz. Hal böyle olunca da herkes herkese kuşku ile bakıyor.
Kafalardaki sorularla ve “Acaba?” diyerek insanlar birbirine tereddütle yaklaşıyor. Güvenenlerin de güveni çoğu kez boşa çıkıyor. Sonra da bir daha kolay kolay güvenle bakamıyorlar kimseye.
“Babana bile güvenmeyeceksin arkadaş” sözünü de ne yazık ki yurdum insanı üretmiş. Bu durum toplumsal dayanışmayı zayıflatmakta ve bireyler arasında da yabancılaşmaya neden olmaktadır.
Güven duygusu bir ihtiyaç, yokluğu ise iyileşmesi zor bir yaradır.
İnsanın kurumlara ve başka insanlara güven duymaması baş edilmesi kolay olmayan bir duygudur.
Toplumdaki güven kaybı sadece bireylerin hayatını değil, tüm sistemin her alandaki işleyişini de olumsuz olarak etkilemektedir.
Oysa sağlıklı ve güçlü bir toplum, bireylerin birbirine, bireylerin kurumlara ve ortak değerlere olan güveniyle ayakta durur. Güvensizlik ise giderek yıkım getirir.
Güvenin inşası zaman alır ama mümkündür.
Bunun için şeffaflık, tutarlılık, eşitlik, adalet, farkındalık, dürüstlük ve sağlıklı iletişim bu sürecin en önemli adımlarıdır…













