Dünya üzerinde deniz kenarında kurulmuş, limanları olan yüzlerce şehir vardır ve o şehirlerin insanları denizle yaşar. Ankara’nın ise denizi yoktur. Ama işin ilginç yanı, Ankara insanının içinde saklı olan o mavi derinlik sevdası, deniz kenarındaki pek çok insandan çok daha coğrafi bir bilince sahiptir. Ankaralılar denizsizliği bir eksiklik olarak değil, aşılması gereken bir tasarım problemi olarak görürler.
Bu vizyonun en somut, en sanatsal ve en komik tezahürü ise Kuğulu Park’tır. Tunalı Hilmi Caddesi’nin kalbinde yer alan, fiziki boyutu itibarıyla belki de bir havuzdan hallice olan bu yeşil alandaki üç beş kuğuya, Ankara halkı adeta birer okyanus canlısı muamelesi yapar. Kuğuların asil süzülüşlerini izlemek, onlara simit atmak ve etrafında saatlerce entelektüel, siyasi ya da sanatsal sohbetler çevirmek sadece yüksek bir hayal gücüyle mümkündür.
Ankara insanı denizini kendi içinde taşır. Dalgaların sesini duymak için suya ihtiyacı yoktur; o dalgayı dostunun ses tonunda, simitçinin tezgahındaki sıcaklıkta ve parktaki bir ağacın gölgesinde zaten yaratır. Denizi olmayan bir şehirde “kaptanlık” yapmak, şüphesiz ki en yüksek profesyonel yaratıcılığın kanıtıdır.













