Her okul saldırısından sonra aynı manzarayla karşılaşıyoruz. Televizyonlarda saatlerce olay konuşuluyor, sosyal medyada öfke büyüyor ve manşetlerde “saldırgan çocuk” ifadesi yer alıyor. Ancak asıl konuşmamız gereken mesele, o noktaya gelene kadar nasıl bir nesil yetiştirdiğimizdir.
Bugün birçok kişi suçu yalnızca dizilere, sosyal medyaya ve dijital içeriklere yüklüyor. Elbette şiddeti normalleştiren içeriklerin etkisi vardır. Fakat aynı dizileri izleyen, aynı teknolojinin içinde büyüyen milyonlarca çocuk neden aynı suçu işlemiyor? Çünkü karakteri belirleyen en güçlü okul, hâlâ ailedir.
Vicdan evde öğretilir
Hiçbir çocuk; sevginin, saygının, merhametin ve doğru iletişimin hâkim olduğu bir evde büyüyüp yalnızca bir saatlik filmden etkilenerek şiddeti hayat biçimi haline getirmez. Çocuk, gördüğünü tekrar eder. Anne babasının öfkesini, konuşma üslubunu, insanlara yaklaşımını ve sınırlarını örnek alır.
Ahlak sonradan ezberletilen bir ders değil, her gün yaşatılan bir eğitimdir.
Çocuk yetiştirmek sadece büyütmek değildir
Çocuklara en iyi telefonu, en iyi okulu ya da en pahalı kıyafetleri vermek iyi ebeveynlik anlamına gelmez. Asıl mesele; onlara doğruyu yanlıştan ayırmayı, öfkesini kontrol etmeyi ve başkasının canına zarar vermenin kabul edilemez olduğunu öğretmektir.
Okulda şiddet uygulayan bir çocuk yaptığı eylemden elbette sorumludur. Ancak toplum olarak sorumluluğumuz, o davranış ortaya çıkmadan önce vicdanlı bireyler yetiştirebilmektir.
Belki de bugün yeniden sormamız gereken soru şudur: Çocukları büyütüyoruz ama gerçekten yetiştiriyor muyuz?












