Bizim Başkent’te akşamüstü halı saha maçına çıkmak öyle sadece spor yapmak değildir can, bizzat uluslararası bir zirve ve stratejik bir harekat planıdır. Geçen hafta Beşevler’in o meşhur halı sahasında bizim mahallenin gençleri ve kıdemli abileri bir araya gelelim dedik; maçtan ziyade sahadaki o diyaloglar resmen tiyatro sahnesine döndü.
Olayın esası maçın başlama düdüğüyle kopuyor canım. Bizim mahallenin eski amatör futbolcularından Kaleci Bekir abi, kalenin direğine yaslanmış, ellerini beline koymuş, sahada koşanlara veri veriyor: “Ulan gardaşım, topa öyle vurulmaz, topa aşkla yaklaşacaksın ki sana itaat etsin!” Karşı takımdan bizim berber Hayati usta topu kaptığı gibi sert bir şut çekti, top kalenin üstünden uçup otoparka gitti. Hayati usta hiç istifini bozmadan ellerini açıp savunmaya geçti: “Usta rüzgâr ters esti, fizik kuralları benim şutuma karşı anayasal suç işledi, benim suçum yok!” Sahadaki bütün millet kriz geçirdi gülmekten. Bekir abi sinirden eldivenleri yere fırlatıp “Bu gidişle bizim takım maçı değil, mahkeme salonunu kazanır” diye bağırdı. Bizim milletin o halı sahadaki ani hukuksal savunmaları ve hazırcevaplığı hakikaten hiçbir yerde yoktur yeminle.
Gelelim işin diğer edebi ve yasal boyutuna can. Bizim bu Başkent’te her halı saha maçının kendine has bir nizamı, bir kaidesi vardır; lakin o kurallara uyacağız derken adamın kondisyonu sıfırlanır. Sah kenarında maçı izleyen bizim mahallenin emekli nüfus memuru Şevket amca, elindeki tespihi sallaya sallaya hakeme çıkıştı: “Evladım bu maçın yönetmeliğinde ikili mücadelelerde faulün tanımı açıkça belirtilmiştir, o arkadan çelme takma eylemi Türk Ceza Kanunu’na da aykırıdır, ver penaltıyı!” Hakem şaşkınlıktan düdüğü yutuyordu az kalsın; Şevket amcanın bu resmi ve hukuki müdahalesi karşısında maç durdu, bütün oyuncular hak vererek sessizliğe büründü.
Özetin özeti canım; Ankara’nın halı sahası da, insanı da, o sahadaki tartışması da bambaşkadır. Hem güleceğiz hem düşüneceğiz hem de devletimizin kanunlarına, TDK’nın dil kurallarına ve mesleki edep kurallarına sıkı sıkıya sarılarak hayatın bu neşesini beraber büyüteceğiz.
Hadi kalın sağlıcakla, gözünü seveyim can!













