Değerli okuyucular, bugün tıp dünyasının en bilinen ama bir o kadar da hafife alınan misafirlerinden biri olan pnömoniyi, yani namı diğer zatürreyi masaya yatırıyoruz.
Genellikle soğuk algınlığı ve gripten daha havalı duran zatürre, aslında akciğerlerimizin bize attığı “canım yeter artık, bir dur” başlıklı sert bir fırça mektubudur. Zatürrenin semptomları, adeta bir film senaryosu gibidir. Önce sinsi bir öksürükle başlar. O ilk öksürükler, “Hafiften bir gıcık var boğazımda,” diye geçiştirilir. Sonra ateş yükselir; öyle normal bir ateş değil, sizi yatağa çivileyen, “Bugünlük tüm planlarımı iptal ediyorum, hatta hayatımı bile,” dedirten bir ateştir bu. Vücut ağrıları ise, sanki sabaha kadar maraton koşmuşsunuz gibi hissettirir. En dramatik sahnede ise nefes darlığı devreye girer. İşte o an akciğerleriniz, “Bizimle değilsin!” diye isyan eder.
Zatürrenin bu kadar ciddiye alınmasının arkasında, aslında komik bir ironi yatar. Genellikle hastayı yatağa düşürdüğü için, “dinlenmek zorundasın” mesajını en net veren hastalıktır. Ofiste sürekli “çok yoğunum” diyen bir arkadaşınızın, zatürre teşhisiyle aniden “hayatı sorgulama” moduna girmesi, bu hastalığın en belirgin yan etkilerinden biridir.Elbette bu işin şakası bir yana, zatürre ciddi bir sağlık sorunudur. İlerleyen yaş, kronik hastalıklar veya zayıflamış bağışıklık sistemi gibi durumlarda, şakayı bir kenara bırakıp hızla tıbbi yardım almak hayati önem taşır. Bu yüzden, akciğerlerinizin o “Dur yapma!” mektubunu ciddiye alın ve en ufak bir şüphede doktorunuza danışın. Unutmayın, en komik köşe yazısı bile sağlıklı bir nefes kadar değerli değildir.













