Dünyanın en ileri teknolojiye sahip fizik laboratuvarlarını getirin, Keçiören otobüslerinin sabah saat yedideki yolcu alma kapasitesini açıklayamazlar.
Otobüs durağa yaklaşır, dışarıdan bakarsın ki camlar buğulanmış, kapılara insan vücudu preslenmiş, içeriye tek bir sineğin dahi girmesi imkânsız görünüyor.
Ama şoför abimiz kapıyı açar, dikiz aynasına bakar ve o efsanevi konuşmasını yapar: “Aktepe, Kuyubaşı! Haydi canlar, orta kısımdaki boşluklara doğru birer adım süzülelim, arkada iki otobüslük yer var!”
İşte o an, otobüsün içindeki vatandaşlar arasında görünmez bir sıkışma mimarisi başlar. Herkes bir nefes verir, omuzlar daraltılır ve içeriye mucizevi bir şekilde 15 kişi daha biner. Ayakta dururken tutunacak yer bulamayan amca, yanındakinin omzuna hafifçe tutunur: “Gardaşım kusura bakma, destek alıyom yoksa devrilecem!” Yanındaki de hiç istifini bozmaz: “Eyvallah amca, sağlam dur, viraja sert girecek!”
Keçiören otobüslerinde yolculuk etmek bir nevi dayanıklılık sporudur. Ama o yolculuk esnasında yapılan muhabbetler, paylaşılan dertler öyle tatlıdır ki, gideceğin durağa geldiğinde “Keşke iki durak daha gitseydik de şu dayının askerlik anısının sonunu dinleseydik” dersin.












