16 Ekim Dünya Gıda Günü’nde market raflarındaki ürünlerin güvenilirliği yeniden gündemde.
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 2026 yılında güncellediği gıda etiketleme rehberi, tüketicilerin dikkat etmesi gereken önemli kurallar içeriyor. Son tüketim tarihi, alerjen uyarıları, içerik listesi, saklama koşulları ve işletme kayıt numarası gibi bilgiler, satın alınan gıdanın güvenilirliğini değerlendirmede belirleyici rol oynuyor. Özellikle “doğal”, “katkısız” ve “şekersiz” gibi ifadelerin yanlış yorumlanması, tüketicilerin ürün seçimlerini etkileyebiliyor. Peki, marketten gıda alırken nelere dikkat edilmeli?
16 Ekim Dünya Gıda Günü, gıda güvenilirliği ve sağlıklı beslenme konusunda tüketici bilincinin önemini yeniden gündeme taşıyor. Market raflarında renkli ambalajlar, dikkat çekici reklam ifadeleri ve farklı ürün seçenekleri arasında alışveriş yapan tüketiciler, satın aldıkları gıdaların içeriğini her zaman ayrıntılı incelemeyebiliyor. Oysa bir ürünün ambalajında yer alan küçük yazılar, yalnızca besin değerleri hakkında değil, gıdanın güvenilirliği hakkında da önemli bilgiler içeriyor.
Türkiye’de gıda etiketlerine ilişkin temel kurallar, Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği kapsamında düzenleniyor. Tarım ve Orman Bakanlığı, 13 Mart 2026 tarihinde etiketleme kılavuzunu güncelleyerek gıdaların tanıtımı, sunumu ve etiketlerinde kullanılan ifadelerin değerlendirilmesine yönelik düzenlemeleri geliştirdi. Bakanlığın Nisan 2026’da yayımladığı tüketici bilgilendirmesinde de ürünün adı, bileşenleri, alerjenleri, saklama koşulları ve işletme kayıt numarası gibi bilgilerin kontrol edilmesi gerektiğine dikkat çekildi.
Gıda etiketleri konusunda yapılan en yaygın hatalardan biri ise ambalajın ön yüzündeki pazarlama mesajlarına odaklanırken arka yüzündeki zorunlu bilgilerin göz ardı edilmesi. Özellikle son tüketim tarihi ile tavsiye edilen tüketim tarihinin karıştırılması, alerjenlerin fark edilmemesi veya uygun koşullarda saklanmamış ürünlerin satın alınması, sağlık açısından istenmeyen sonuçlara yol açabiliyor.
Son tüketim tarihi ile tavsiye edilen tüketim tarihi aynı şey değil
Gıda alışverişinde en önemli kontrollerden biri, ürünün üzerinde yer alan tarihin ne anlama geldiğini bilmek.
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Şubat 2026’da yayımladığı bilgilendirmeye göre gıdalarda iki farklı tarih kavramı kullanılıyor: Son Tüketim Tarihi (STT) ve Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi (TETT).
Son tüketim tarihi, mikrobiyolojik açıdan kolay bozulabilen ve tüketildiğinde sağlık riski oluşturabilecek gıdalar için kullanılıyor. Et, balık ve bazı süt ürünleri bu gruba örnek gösteriliyor.
Bakanlık, son tüketim tarihi geçmiş gıdaların güvenilir kabul edilmediğini ve kesinlikle tüketilmemesi gerektiğini belirtiyor. Bu ürünlerin satışına da izin verilmiyor.
Tavsiye edilen tüketim tarihi ise ürünün uygun saklama koşullarında tat, aroma ve diğer kalite özelliklerini hangi tarihe kadar korumasının beklendiğini gösteriyor.
Makarna, bakliyat ve bisküvi gibi ürünlerde kullanılan bu tarih, ürünün belirtilen günün hemen ardından otomatik olarak sağlığa zararlı hale geldiği anlamına gelmiyor.
Ancak tavsiye edilen tüketim tarihi geçmiş bir ürünün de her koşulda güvenli olduğu varsayılmamalı. Ambalaj bütünlüğü, muhafaza koşulları ve ürünün özellikleri birlikte değerlendirilmeli.
İçindekiler listesi ürünün gerçek içeriğini gösteriyor
Market raflarında satılan birçok ürünün ön yüzünde büyük harflerle yazılmış tanıtım ifadeleri bulunuyor. Ancak ürünün bileşimi hakkında en önemli bilgiler, içindekiler bölümünde yer alıyor.
Gıda etiketleme kurallarına göre bileşenler genel olarak üretimde kullanıldıkları ağırlık miktarına göre azalan sırayla listeleniyor.
Bu nedenle listenin başında yer alan maddeler, ürünün yapısında daha yüksek miktarda kullanılan bileşenler hakkında fikir verebiliyor.
Örneğin meyveli olarak tanıtılan bir ürünün etiketinde meyve oranının kontrol edilmesi, ürünün ne kadar meyve içerdiğinin anlaşılması açısından önemli.
Benzer şekilde sütlü tatlılar, kahvaltılık gevrekler, hazır soslar ve paketli atıştırmalıkların bileşen listeleri incelendiğinde şeker, yağ, nişasta veya diğer içeriklerin kullanımı hakkında bilgi edinilebiliyor.
Gıda uzmanlarının vurguladığı temel yaklaşım, ürünün reklam ifadesinden önce gerçek adının ve bileşen listesinin değerlendirilmesi.
Alerjen uyarıları hayati önem taşıyabiliyor
Gıda etiketlerinde yer alan alerjen bilgileri, özellikle besin alerjisi bulunan kişiler için kritik önem taşıyor.
Türkiye’deki etiketleme mevzuatında bildirimi zorunlu olan 14 alerjen madde veya madde grubu bulunuyor. Bunlar arasında gluten içeren tahıllar, süt, yumurta, balık, kabuklular, yer fıstığı, soya ve sert kabuklu yemişler yer alıyor.
Alerjiye veya intoleransa neden olabilen bileşenlerin, ilgili kurallar doğrultusunda etiket üzerinde açıkça belirtilmesi gerekiyor.
Özellikle süt proteini alerjisi, yer fıstığı alerjisi veya çölyak hastalığı bulunan kişilerin ürünün yalnızca genel tanıtımını değil, alerjen bilgilerini de kontrol etmesi önem taşıyor.
Bir ürünün daha önce sorunsuz tüketilmiş olması, içerik formülünün hiçbir zaman değişmeyeceği anlamına gelmiyor. Bu nedenle sık satın alınan ürünlerin etiketlerinin de belirli aralıklarla yeniden okunması gerekiyor.
Gıda alerjisi bulunan bireylerin “eser miktarda içerebilir” gibi çapraz bulaşma uyarılarını da dikkate alması önem taşıyor.
“Doğal” yazan her ürün gerçekten doğal mı?
Gıda ambalajlarında tüketicilerin en fazla dikkatini çeken ifadelerden biri “doğal” kelimesi.
Ancak bu ifadenin gıda etiketlerinde kullanılması belirli kurallara bağlı.
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 24 Temmuz 2026 tarihinde yayımladığı açıklamaya göre bir gıdanın doğal olarak tanımlanabilmesi için tek bileşenden oluşması, katkı maddesi ve aroma içermemesi, yalnızca izin verilen fiziksel, enzimatik veya mikrobiyolojik işlemlerden geçmiş olması gibi koşullar aranıyor.
Bakanlığın açıklamasında, şartları sağlaması halinde süt, bal, yumurta, kahve, çay, bazı meyve ve sebzeler ile natürel sızma zeytinyağı gibi ürünlerde doğal ifadesinin kullanılabileceği belirtiliyor.
Buna karşılık tüketiciyi yanıltabilecek “yüzde 100 doğal”, “gerçek doğal”, “hakiki doğal” ve “en doğal” gibi ifadelerin kullanılmasına izin verilmiyor.
Bu nedenle ambalajda doğal kelimesinin bulunması tek başına ürünün daha sağlıklı olduğu, besin değerinin yüksek olduğu veya herkes için uygun olduğu anlamına gelmiyor.
Şekersiz ve ilave şekersiz ifadeleri arasındaki fark ne?
Paketli gıdaların etiketlerinde dikkat edilmesi gereken diğer bir konu da şekerle ilgili beslenme beyanları.
“Şekersiz” ve “ilave şeker içermez” ifadeleri aynı anlama gelmiyor.
Şekersiz ifadesinin kullanımı belirli şeker miktarı sınırlarına bağlıyken ilave şeker içermez beyanı, ürüne belirli şeker türlerinin veya tatlandırma amacıyla kullanılan şeker içeren bileşenlerin eklenmediğini anlatıyor.
Ancak ilave şeker içermeyen bir ürün, doğal olarak bulunan şekerleri içerebiliyor.
Örneğin meyve içeren bir ürünün içerisine ayrıca şeker eklenmemiş olması, ürünün toplam şeker miktarının sıfır olduğu anlamına gelmiyor.
Benzer şekilde şeker içermeyen bazı ürünlerde tatlandırıcılar bulunabiliyor.
Bu nedenle tüketicilerin yalnızca ambalajın önündeki iddiayı değil, beslenme bildirimindeki toplam şeker miktarını ve içerik listesini de incelemesi gerekiyor.
Saklama koşulları doğru değilse tarih yeterli olmayabilir
Bir gıdanın son tüketim tarihinin geçmemiş olması, ürünün her koşulda güvenilir kaldığı anlamına gelmiyor.
Özellikle soğuk zincire ihtiyaç duyan ürünlerde taşıma, depolama ve satış koşulları büyük önem taşıyor.
Tarım ve Orman Bakanlığı, tüketicilerin satın aldıkları gıdaların etiketlerinde belirtilen sıcaklık ve muhafaza koşullarına uygun şekilde satışa sunulup sunulmadığını kontrol etmelerini öneriyor.
Süt ürünleri, et, balık, tavuk ve dondurulmuş gıdalar gibi ürünlerin uygun sıcaklıklarda saklanmaması, mikroorganizmaların çoğalmasına ve ürünün güvenilirliğinin bozulmasına neden olabiliyor.
Bakanlığın tüketici bilgilendirmesinde, çalışmayan buzdolabı veya derin dondurucularda satışa sunulan ürünlerin satın alınmaması gerektiği özellikle vurgulanıyor.
Ayrıca bazı ürünlerin açıldıktan sonra belirli bir süre içerisinde tüketilmesi gerekiyor. Bu nedenle ambalaj üzerindeki “açıldıktan sonra” ifadesiyle başlayan saklama ve tüketim talimatları da dikkate alınmalı.
Ambalajın şişmiş, yırtılmış veya hasarlı olması ne anlama geliyor?
Bir ürünün güvenilirliğini değerlendirirken yalnızca etiket bilgilerine bakmak yeterli değil. Ambalajın fiziksel durumu da önemli bir gösterge.
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın gıda güvenilirliğine ilişkin bilgilendirmelerinde ambalajda yırtık, kırık, çatlak veya şişme bulunup bulunmadığının kontrol edilmesi gerektiği belirtiliyor.
Özellikle konserve kutularında olağan dışı şişme, sızıntı veya kapak bütünlüğünün bozulması, tüketici açısından uyarıcı işaretler arasında yer alıyor.
Bu tür belirtiler ürünün bozulduğuna veya ambalaj güvenliğinin zarar gördüğüne işaret edebiliyor.
Gıdanın normal kokması veya görünmesi ise tek başına güvenli olduğunu kanıtlamıyor. Gıda kaynaklı hastalıklara yol açabilecek bazı mikroorganizmalar, ürünün koku veya görünümünde belirgin değişiklik oluşturmadan da bulunabiliyor.
Bu nedenle ambalajı zarar görmüş, şişmiş veya sızdıran ürünlerin tüketilmemesi gerekiyor.
İşletme kayıt numarası neden kontrol edilmeli?
Türkiye’de ambalajlı gıdaların etiketlerinde tüketicilerin dikkat etmesi gereken bilgilerden biri de üretici veya gıda işletmecisine ilişkin kayıt ve onay bilgileri.
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın açıklamalarına göre gıda işletmelerinin faaliyetlerine bağlı olarak işletme kayıt numarası veya tanımlama işareti kullanılıyor.
Bazı hayvansal ürünlerde oval biçimli tanımlama işareti içerisinde işletme onay numarası bulunuyor.
Diğer kayıt kapsamındaki ürünlerde ise ilgili işletme kayıt numarası yer alıyor.
Bu bilgiler ürünün izlenebilirliğine katkı sağlarken tüketicilerin karşılaştıkları uygunsuzlukları ilgili kurumlara bildirmesinde de önem taşıyor.
Ancak bir ürünün üzerinde işletme kayıt veya onay numarası bulunması, o ürünün her partisinin ayrı ayrı laboratuvarda test edildiği ya da hiçbir gıda güvenilirliği riski taşımadığı anlamına gelmiyor.
Besin değerleri tablosunda hangi bilgilere bakılmalı?
Gıda etiketlerinde yer alan beslenme bildirimi, ürünlerin karşılaştırılabilmesi açısından önemli bir bilgi kaynağı.
Türkiye’de hazır ambalajlı gıdalarda, mevzuatta belirtilen istisnalar dışında, beslenme bildirimi yapılması zorunlu.
Bu bölümde enerji, yağ, doymuş yağ, karbonhidrat, şeker, protein ve tuz gibi bilgiler bulunuyor.
Özellikle aynı kategorideki iki ürünü karşılaştırırken 100 gram veya 100 mililitre üzerinden verilen değerlerin incelenmesi daha anlamlı sonuç sağlayabiliyor.
Bir ürünün düşük kalorili olması, mutlaka daha sağlıklı veya daha besleyici olduğu anlamına gelmiyor. Benzer şekilde protein miktarının yüksek olması da tek başına ürünün bütün beslenme ihtiyaçlarını karşıladığını göstermiyor.
Besin değerlerinin ürünün toplam içeriği, tüketilecek porsiyon miktarı ve kişinin sağlık ihtiyaçlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.
Şüpheli gıda ürünleri nereye şikâyet edilir?
Tüketiciler markette satın aldıkları bir ürünün etiketinde yanıltıcı bilgi, son tüketim tarihi sorunu, bozulma belirtisi veya şüpheli bir durumla karşılaştıklarında ilgili kurumlara bildirimde bulunabiliyor.
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ALO 174 Gıda Hattı, gıda güvenilirliğiyle ilgili ihbar ve şikâyetlerin iletilmesi için kullanılıyor.
Bakanlığın Güvenilir Gıda mobil uygulamasındaki “Çek-Gönder” özelliği üzerinden de uygunsuzluk bildiriminde bulunulabiliyor.
Şikâyetlerde ürünün markası, parti veya lot numarası, satın alındığı işletme, tarih bilgisi ve varsa fotoğraflar, inceleme sürecinde yardımcı olabiliyor.
Bakanlık, tüketicileri etiket bilgilerini dikkatle incelemeye ve karşılaştıkları şüpheli durumları yetkili birimlere bildirmeye çağırıyor.
Dünya Gıda Günü’nde önemli mesaj: Güvenilir gıda bilinçli alışverişle başlıyor
16 Ekim Dünya Gıda Günü, gıdaya erişimin yanı sıra gıdanın güvenilirliği, besleyici niteliği ve tüketici bilincinin artırılması açısından da önem taşıyor.
Gıda güvenilirliği yalnızca üretim aşamasındaki denetimlerden ibaret değil. Taşıma, depolama, satış ve evde muhafaza aşamalarının tamamı, gıdanın tüketiciye güvenilir biçimde ulaşmasını etkiliyor.
Türkiye’de 2026 yılında güncellenen etiketleme rehberi ve Bakanlığın tüketici bilgilendirmeleri, ürünlerin doğru tanıtılmasının ve tüketicilerin bilgilendirilmesinin önemini ortaya koyuyor.
Market alışverişinde birkaç dakikalık etiket kontrolü, özellikle alerjenlerin fark edilmesi, saklama koşullarının değerlendirilmesi ve farklı besin içeriklerine sahip ürünler arasında bilinçli seçim yapılması açısından yarar sağlayabiliyor.
Uzman kuruluşların yayımladığı gıda güvenilirliği önerileri, ambalaj üzerindeki reklam ifadelerinden çok ürünün gerçek adı, bileşenleri, tüketim tarihi ve saklama koşullarının dikkate alınması gerektiğini gösteriyor.
Dünya Gıda Günü’nde öne çıkan temel mesaj ise açık: Bir gıdanın güvenilirliğini değerlendirmek için yalnızca fiyatına, markasına veya ambalajına değil, etiketine ve saklandığı koşullara da bakmak gerekiyor.













