YENİ Parti Ekonomi Eşgüdüm Konseyi, sermaye piyasalarında yaşanan gelişmelere ilişkin “Borsada Kurulan Düzen Tasfiye Edilirken Sorumlular Hesap Vermelidir” başlıklı basın açıklaması yayınladı.
İki gün önce kamuoyuna yaptığımız açıklamada, sermaye piyasalarında yıllardır büyümesine göz yumulan yapının yalnızca birkaç şirketin veya birkaç fonun meselesi olmadığını; kamu otoritesinin verdiği izinlerin, geciken denetimin ve siyasi sorumluluğun da açıklığa kavuşturulması gerektiğini söyledik. Aradan geçen iki günde suç duyuruları, işlem yasakları ve 131 fonun tasfiyesi gündeme geldi. Ancak bu adımlar sorularımızı ortadan kaldırmadı; aksine gecikmenin sorumlularının açıklanmasını daha da zorunlu hâle getirdi.
Sermaye Piyasası Kurulu yedi portföy yönetim şirketine ait 131 yatırım fonunun tasfiye sürecini yürütmek üzere Türkiye İş Bankası ile Ziraat Bankası’nı görevlendirdi. Şimdi yapılması gereken, tasfiyeyi teknik olarak hızla tamamlamak kadar bu yapının nasıl bu büyüklüğe ulaştığını, kimlerin zamanında müdahale etmediğini ve kamunun hangi kararlarının bu düzenin büyümesine imkân verdiğini ortaya çıkarmaktır.
Sayın Mehmet Şimşek’e Soruyoruz: On Ay Boyunca Neyi Beklediniz?
Kasım 2025’te dönemin SPK Başkanı ile birlikte “Fonlarda manipülasyon var, izin vermeyeceğiz” dediniz. Buna rağmen kapsamlı müdahale için yaklaşık on ay beklendi. Bu süre içinde şüphe konusu yapılar ve fonlar 4-5 kat büyüdü; yüz binlerce yeni yatırımcı bu fonlara girdi. Neden zamanında müdahale edilmedi? Siz ve kadrolarınız konuyu yeterince ciddiye mi almadınız, yoksa aşamadığınız siyasi veya bürokratik engeller mi vardı?
Bu sabah SPK’nın kendini savunmak için yayımladığı düzenleme takvimi adeta bir itiraf metnidir. Sermaye piyasası paydaşları açısından bağlayıcı kurallar ancak 28 Ağustos’ta yayımlanmıştır. Öncesinde yapılan ve yalnızca ileriye dönük sonuç doğuran nitelikli yatırımcı sınırı gibi düzenlemeler, mevcut fonlarda birikmiş riskleri gidermemiştir.
131 fon tasfiye sürecine alınmışsa, gecikmenin sorumlularının da ortaya çıkarılması gerekir.
Suç Duyuruları Yetmez, Denetim Zinciri de Soruşturulmalıdır
Sermaye Piyasası Kanunu piyasa dolandırıcılığını suç olarak düzenliyor. Bugün bazı kişiler hakkında suç duyuruları ve işlem yasakları gündemdedir. Ancak listede ana mekanizmayı kurgulayan patronlar ve siyasi destekçileri yerine sadece işlemleri yapan fon yöneticileri bulunuyor. Soruşturma, talimat ve menfaat zincirinin tamamına uzanmalıdır. Onlarca hissede gerçekleşen işlemler ve bunları taşıyan fonlar bu ölçekte büyürken gözetim ve denetim mekanizmaları neden çalışmadı?
Yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiye sürecine alındığı bir tabloda, SPK içinde ihmali veya kusuru bulunanlar da araştırılmalıdır. Hangi tarihte hangi bulguya ulaşıldığı ve müdahalenin neden geciktiği kamuoyuna açıklanmalıdır.
Geçmişte Verilen İzinler Masaya Yatırılmalıdır
Şüpheli işlem düzeninin büyümesine imkân veren izinlerin tamamı kamu otoritesi tarafından verilmiştir. Fonların TEFAS’ta işlem görmesine imkân veren kararlar, finansal ve kurumsal yeterliliği tartışmalı şirketlere verilen halka arz izinleri, değerleme raporlarının kabulü, şirketlerin unvan ve faaliyet değişiklikleri ile ortaklık yapılarına ilişkin işlemlerin her aşamasında kamu kurumlarının imzası vardır.
SPK’nın önceki dönem başkanları ve kurul üyeleri zamanında verilen tüm bu izinler ve olası çıkar birliktelikleri geriye dönük olarak incelenmelidir.
BDDK’nın Verdiği Banka İzinleri de İncelenmelidir
Bu yapının çevresinde yer alan bazı finansal kuruluş sahiplerinin aynı zamanda banka ortağı olması veya bankaların yönetiminde belirleyici güce sahip bulunması, meselenin sermaye piyasasının dışına taşan yönünü ortaya koyuyor. Bankacılık gibi güvene dayalı bir alanda verilen izinlerin hangi kriterlere göre verildiğini kamuoyunun bilme hakkı vardır.
Bu bankalara ilişkin kuruluş, pay devri veya ortaklık izinleri hangi tarihlerde ve hangi değerlendirmeler sonucunda verildi? İzin süreçlerinde ortakların geçmişleri ve haklarındaki iddialar yeterince araştırıldı mı?
Sonradan ortaya çıkan bulgular ışığında dönemin BDDK başkanı ve kurul üyelerinin sorumlulukları ortaya çıkarılmalıdır.
MASAK Ne Yaptı? Mal Varlıkları Koruma Altına Alındı mı?
Şüpheli işlemlerle bağlantısı tespit edilen kişiler hakkında MASAK hangi tedbirleri aldı? Bu kişilerin mal varlıkları ve banka hesapları üzerinde bloke, dondurma veya başka koruyucu tedbirler uygulandı mı?
Tasfiye sonunda elde edilecek varlığın yatırımcıların alacaklarını ne ölçüde karşılayacağının yanı sıra sistemden daha önce kimlerin ne kadar para çıkardığı da araştırılmalıdır. Fonlar nitelikli yatırımcılara açılmadan önce kimlerin içeride olduğu, sonrasında kimlerin hangi tarihlerde ve hangi tutarlarla çıktığı siyasi etkiden uzak biçimde incelenmelidir.
Bu yapıdan önceden haberdar olan veya ayrıcalıklı bilgiye erişen kişilerin kazançlarını zamanında realize edip etmediği ortaya çıkarılmalıdır.
Finansal Kuruluşların Yönetiminde Aynı İsimler Nasıl Devam Ediyor?
Soruşturma ve tasfiye sürecinin merkezinde yer alan yapılardaki bazı finansal kuruluş sahipleri ve yöneticiler bugün de bankalarını veya şirketlerini yönetmeye devam ediyor. SPK, BDDK ve ilgili diğer kurumlar bu kişilerin hâlen görevlerini sürdürmesine bugüne dek neden engel olmamıştır?
Kamu Kaynağıyla Özel Zararlar Kurtarılmamalıdır
Dün Emlak Katılım’ın bağlı ortaklığı Emlak Katılım Tasarruf Finansman’ın Katılımevim ve Birevim’in satın alınmasına yönelik görüşmelere başladığı KAP’a açıklandı. Henüz tamamlanmış bir satın alma yoktur. Tam da bu nedenle işlem gerçekleşmeden önce kamuoyunun cevap beklediği sorular vardır.
Satın alma bedeli hangi yöntemle belirlenecek? Bağımsız değerleme yapılacak mı? Geçmiş dönemden kaynaklanan yükümlülükler, olası zararlar ve riskler kamuoyuna açık biçimde ortaya konulacak mı? Kamu sermayeli bir kuruluş üzerinden yapılacak bir satın alma sonucunda geçmişte alınan risklerin veya özel kesim zararlarının vatandaşın üzerine bırakılmasına izin verilecek mi?
Eğer geçmiş işlemlerden kaynaklanan bir zarar veya hukuki sorumluluk varsa bunun eski ortaklardan ve sorumlulardan tahsili için hangi mekanizmalar kurulacak?
Şirketlerin kamu tarafından devralınması geçmiş dönemin sorumlularını aklamamalı, yükümlülüklerini ortadan kaldırmamalıdır.
Tasfiye Hesaplaşmanın Yerini Tutmaz
Bugün 131 fonu tasfiye etmek sorunu çözmez. Bu fonların bu büyüklüğe nasıl ulaştığını açıklamadan, geçmiş izinleri incelemeden, fonların tohum yatırımcılarını açıklamadan, sorumluluğu bulunan kamu görevlilerini araştırmadan ve sistemden kimlerin kazançla çıktığını ortaya koymadan dosya kapanmış sayılamaz. Fonların TEFAS’a kapalı olduğu dönemdeki olağan dışı büyümenin kaynağı ve bu fonlara giren paranın niteliği de MASAK tarafından incelenmelidir.
Açıklanan takvime göre fon varlıkları nakde çevrilecek; gerçekleşmemiş iade talimatlarından doğan borçlar öncelikle ödenecek, kalan tutar yatırımcılara payları oranında dağıtılacaktır. Süreç şeffaf yürütülmeli, yatırımcının tahsil edebileceği tutar düzenli olarak açıklanmalı; olağan dışı yüksek kazanç sağlayanlar araştırılmalı ve somut şüphe hâlinde haklarında hukuki girişimde bulunulmalıdır.
Türkiye bu filmi daha önce de izledi. Hikâyeler ve kullanılan araçlar değişiyor; ancak küçük tasarruf sahibinin güveni üzerinden kurulan istismar düzeni değişmiyor. Bu kez yapılması gereken mağduru sorgulamak değil, düzeni ve o düzene göz yumanları sorgulamaktır.
YENİ PARTİ olarak taleplerimiz açıktır:
- SPK, 131 fonun tasfiyesine yol açan sürecin kronolojisini ve gecikmenin nedenlerini kamuoyuna açıklamalıdır.
- Şüpheli işlemler hakkında yürütülen suç duyurularının kapsamı açıklanmalı; SPK içindeki olası ihmal ve kusurlar da bağımsız biçimde soruşturulmalıdır.
- Geçmiş SPK yönetimleri döneminde verilen fon, TEFAS, halka arz ve diğer izinler geriye dönük olarak incelenmelidir.
- İlgili finansal kuruluşlara verilen banka kuruluş izinleri ve bu izinleri veren dönemin karar organlarının sorumluluğu araştırılmalıdır.
- MASAK’ın aldığı mal varlığı ve hesap tedbirleri açıklanmalı; yatırımcıların alacaklarını koruyacak önlemler gecikmeden alınmalıdır.
- Hakkında somut dolandırıcılık şüphesi bulunan kişilerin finansal kuruluşların yönetiminde kalmasına izin verilmemelidir.
- Emlak Katılım’ın olası Katılımevim ve Birevim satın alımında değerleme, bedel, yükümlülükler ve riskler şeffaf biçimde açıklanmalı; geçmiş zararların kamuya yüklenmesine izin verilmemelidir.
Kamu otoritesinin görevi özel zararları kamulaştırmak değil; küçük yatırımcının ve tasarruf sahibinin hakkını korumak, sorumluları ortaya çıkarmak ve bu yapının büyümesine imkân veren karar zincirini bütün açıklığıyla hesap vermeye zorlamaktır.













