Büyük kurumsal kitaplarda, iş dünyasının o kalın rehberlerinde “zaman yönetimi” üzerine saatlerce methiyeler düzülür, seminerler verilir, kurallar anlatılır…
Ankara’da ise zaman yönetimi dediğin şey, sabahın erken saatlerinde Kızılay metrosunun o ucu bucağı görünmeyen, dik ve bitmek bilmeyen yürüyen merdivenlerinde sol taraftan yukarıya doğru depar atarken ölçülür can! Gerçek bir profesyonel, o merdivenlerin ortasında dikilip yolu tamamen kapatan, etrafına bakınan insanlara karşı içinden haklı olarak “Çekil la bebe, işe yetişiyoruz, mesai başlıyor!” diye isyan bayrağını çekse de, dışarıdan o asil, o sakin ve devlet terbiyesi görmüş vakur duruşunu asla ama asla bozmaz. Yüzündeki o ciddi ve işine odaklanmış ifadeyle, adımlarını nizami bir şekilde atarak yoluna devam eder.
Çünkü bilir ki, şubeye tam vaktinde, yani o belirlenen saat 13.00’te tek bir dakika bile gecikmeden adım atabilmek, disiplinin ve işe olan o büyük saygının en somut göstergesidir. Dünyanın öbür ucundaki en büyük küresel projeleri zamanında teslim etmekten, milyarlık anlaşmaları yetiştirmekten çok daha büyük bir disiplin abidesidir o saatte işinin başında hazır bulunmak. Ankara esnafının zaman algısı dakiktir, nizamidir; iş saati geldiğinde geçmişin o yorucu düşünceleri, uzak ihtimallerin planları tamamen durur ve sadece o anki işin kalitesine odaklanılır. Metrodan çıkıp şubenin kapısına varıldığında, o derin nefesi alıp saatine baktığında tam 13.00’ü görmek, profesyonel bir çalışanın gün içindeki ilk ve en temiz zaferidir.













