Gece sokağın lambaları altına dökülen sarı yapraklar gibi, ömrümüzden düşüp giden zamanın hesabını tutarız hep. Yollar uzar, karanlık çöker, adımlarımız yorulur. Böyle zamanlarda başımızı kaldırıp gökyüzüne bakar, rüzgârın yönüne ya da yazgının cilvesine sitem ederiz. “Biz hep kaderi, feleği suçladık… Oysa insanlar haindi…”
Ne kadar kolaydır omuzlardaki yükü soyut bir yazgıya, adını koyamadığımız bir feleğe yıkmak. “Kaderim böyleymiş,” deyip işin içinden sıyrılmak insana tuhaf bir teselli verir. Çünkü kader suçlanamayacak kadar uzakta, felek ise hesap sorulamayacak kadar belirsizdir. Soyut bir güce kırılmak, etten kemikten bir insanın ihanetiyle yüzleşmekten çok daha az acıtır canı. O yüzden sığınırız feleğin sillesine.
Oysa gerçek, loş sokak lambalarının altında değil, en güvendiğimiz insanların göz bebeklerindeki saklıij dehlizlerde yatar. Hayat bize fırtınalarla, dağları aşılmaz yollarla gelir bazen; bunlara göğüs germek mümkündür. İnsan inatla direnir doğaya, zamana, hatta yoksulluğa. Fakat ne zaman ki en yakınına yaslandığı omuzdan bir soğukluk sezer, ne zaman ki sırtını dayadığı duvarın aslında bir boşluk olduğunu anlar; işte o zaman asıl yıkım başlar.
Çünkü insan, insandan yaralanır.
Gecenin bu vaktinde, sokaklar sessizliğe bürünmüşken dönüp arkaya bakmamak elde değil. Kaç kez “Kötü bir zamana denk geldik” dedik? Kaç kez “Şanssızlık” adını verdik uğradığımız haksızlıklara? Hâlbuki feleğin çarkı dürüst dönerdi; insan eli değmeseydi çarkın dişlilerine. Güvenimizin kurbanı olan saf duygularımız, masumiyetimiz hep aynı yerden, insan elinden darbe aldı. Kimi bir tebessümün ardına saklanmış maskeyle vurdu, kimi en zayıf anımızı kollayıp sırtımızdan bıçakladı.
Vesselam…
Sözün bittiği, kelimelerin düğümlendiği yer de burasıdır zaten. Artık kabahati feleğe bulmaktan vazgeçmeli insan. Çünkü ne kaderin yazısında yazar dost kisvesi altındaki ihanet, ne de feleğin defterinde yer alır samimiyetsiz bakışlar. Yolu dikenli yapan coğrafya değil, o yola bilerek cam kırıkları saçanlardır. Belki de en büyük erdem, suçlu ararken gökyüzüne bakmayı bırakıp aynaya yönelmekte; insana insanla sınandığını, en acı yarayı yine en çok sevdiğinin açtığını kabullenmekte gizlidir.













