Türkiye’de değişmek isteyen, dönüşüme açık olan ama bazı nedenlerden dolayı kendi eski alışkanlıklarını değiştiremeyen genç bir kuşak var. Neden kendimizi değiştiremiyoruz? Motivasyonumuz hangi sebeplerden dolayı düşüşe geçiyor? Bu konuları ayrı ayrı değerlendireceğim.
Köşe yazımın ana teması başlığımda belirtmiş olduğum gibi “Herkes Değişmek İstiyor, Kimse Devam Edemiyor.” Bu değişim isteğinin ana nedenleri nelerdir? Neden değişimi devam ettiremiyoruz? Bu soruları cevaplandıracağım.
2026 yılıyla beraber yeni yıl kararları yükselişe geçti. İngilizce öğrenme, yazılım, kariyer değişikliği ve spor salonu gibi başlıklar öne çıktı. Her yıla veya yeni döneme girdiğimizde yahut hayatımızda değişim istediğini hissettiğimizde kendimizle ilgili yeni kararlar alıyoruz. Bazen uygulama kısmına geçiyoruz; bazı zaman ise hiç uygulamaya bile geçemiyoruz. Sadece düşüncede kalıyor.
İnsanlar artık yalnızca para kazanmak değil; daha sağlıklı, daha bilgili, daha üretken ve daha saygın olmak istiyor. Yani mesele, “kişisel gelişim modası” değil; ekonomik baskı, kariyer kaygısı ve sosyal medya karşılaştırmasının oluşturduğu bir yenilenme ihtiyacıdır.
Artık Türkiye’de insanlar sadece para kazanmak istemiyor. Daha donanımlı, daha bilgili ve daha sağlıklı olarak hayatın insanı felç kısımlarını aşmak istiyor. Çünkü insanlar hayatlarını bir şekilde ikame ettiriyor ama felç olan kısımlarını çözüm bulmaya çalışıyorlar. Odak noktalarında, hayatlarına yeni katkılar sağlayarak, kendilerini motive etmek var.
Kişisel gelişimin yanında, insanların üzerinde kariyer baskısı ve ekonomik baskı mevcut. Bu durum günümüzde yenilenme ihtiyacı doğuruyor. Eski dönemde bizlerin bu saydıklarıma ihtiyacımız yoktu. Eski dönemde, “Askere gideyim, evleneyim, mesleğim olsun, geçimimi sağlayayım veya evimin hanımı olayım, çocuklarımı büyüteyim” gibi söylemler ve eylemler daha çok popülerdi. Artık bu ihtiyaçlar, söylemler ve eylemler değişime uğradı. Bu durumların ana sebepleri nelerdir? Bunlar araştırılması ve akademik olarak değerlendirerek analiz edilmesi gereken hususlardır. Asıl nedenler ve sonuçlar o zaman ortaya çıkar. Köşe yazımda değerlendirme yapmam sadece benim kişisel gözlem ve düşüncelerimdir.
Londra Üniversitesi Koleji’nden (University College London – UCL) Phillippa Lally ve arkadaşlarının araştırmasına göre; yeni bir alışkanlığın otomatikleşmesinin ortalama 66 gün sürmekte; kişiye ve davranışa göre bu sürenin çok değişebildiğini gösteriyor. Bu veri Türkiye’de yaşayan genç kuşak için ne kadar geçerli bilinmez. Farklı araştırmalar değişken veriler verebilir. Ama benim kanaatim istikrarlı ve disiplini bir şekilde yol alınırsa kişi değişime uğrar. Alışkanlıkları dönüşerek, hayatında yenilenme sürecine girer. Burada kritik olan zaman faktöründen ayrı olarak disiplin ve istikrar meselesidir. Sadece disiplin ve istikrar yeterli olur mu? Hayır. Planlı ve programlı gitmek de bu süreci bir parçasıdır. Eğer bu tespitler gerçekleşirse sonuca çok rahat bir şekilde ulaşırız.
Peki, neden devam edemiyoruz? Bunları sıralayacak olursak: Hedefler çok büyük seçiliyor, plan gerçekçi yapılmıyor, ilk heyecan geçince düzen bozuluyor, sosyal medya hızlı sonuç beklentisi oluşturuyor, insanlar alışkanlık değil, sonuç istiyor.
Rochester Üniversitesi’nde, Amerikan Psikoloğu dergisinde yayınlanan akademik çalışmaya göre, Öz-belirleme teorisine göre sürdürülebilir motivasyon için üç ihtiyaç önemlidir: özerklik, yeterlilik ve aidiyet. Yani kişi yaptığı şeyi kendi seçtiğini hissetmeli, küçük başarılarla ilerlediğini görmeli ve destekleyici bir çevreye sahip olmalıdır.
Bu veriler ışığında, birincisi, kişi kendini özgür hissetmeli, yani kısacası baskı altında değil, kendi kararı ve tercihi olması gerekiyor. İkincisi kendini yeterli görmesi gerekir. Bunun çözümü ise küçük başarılarla ilerlemektir. Üçüncüsü ise, kişi yalnız kalırsa motivasyonu daha çabuk düşebilir. Destekleyen bir çevre, aynı hedefe yürüyen insanlar, bir hoca, arkadaş grubu veya aile desteği devam etmeyi kolaylaştırır.
New York Üniversitesi’nden Peter M. Gollwitzer ve Zürih Üniversitesi’nden Veronika Brandstätter’in, Türkçeye “Kişilik ve Sosyal Psikoloji Dergisi” olarak çevrilebilecek Journal of Personality and Social Psychology dergisinde yayımlanan çalışmasına göre, hedefe ulaşmak için yalnızca “ne yapmak istediğini” bilmek yeterli değildir. Kişinin o davranışı ne zaman, nerede ve nasıl yapacağını da önceden belirlemesi gerekir. Kısacası plan ve program yapması gerekir. Benim kanaatim ise, bu plan ve programı yapar iken, sade bir düşünce için sakin yerlerde ve sakin zamanlarda bu plan ve programları yapmamız bizleri bir adım öne geçirecektir.
Sonuç olarak, bir hedefe ulaşmak yalnızca istemekle değil, o hedefi günlük hayatın içine doğru yerleştirmekle mümkündür. İnsan “daha disiplinli olacağım”, “daha çok okuyacağım” veya “spor yapacağım” dediğinde çoğu zaman niyet düzeyinde kalır. Fakat hedefini zaman, mekân ve davranış olarak somutlaştırdığında başarı ihtimali artar. Çünkü alışkanlıklar büyük kararlarla değil, küçük ama düzenli tekrarlarla güçlenir. Bu nedenle değişmek isteyen insan, önce büyük sözler vermek yerine, kendisine uygulanabilir küçük bir sistem kurmalıdır. Gerçek dönüşüm, hevesin bittiği yerde sistemi devam ettirebilmektir.













