Eğitmen kimliğiyle farklı disiplinleri bir araya getiren Ahu Ayaşlılar, psikoloji ve sosyoloji alanlarında aldığı eğitimlerden beslenen yaklaşımıyla bireyin iyi olma haline odaklanıyor. Çocuklardan yetişkinlere uzanan çalışmalarını ve mesleki yolculuğunu Haberton’a anlattı.
Sınıf öğretmenisin ama bunun yanı sıra sosyoloji okudun, psikoloji alanında eğitimler aldın. Sonra mindfulness ve wellbeing eğitimleri aldın. Bu kadar donanımlı birisi olmak ne hissettiriyor size?
Aslında ben bunu “donanım” olarak hiç görmüyorum… daha çok bir arayışın parçaları gibi. Çünkü yolculuğum hiçbir zaman “daha fazla şey öğrenmeliyim” diye başlamadı. Hep kafama takılan sorular vardı ve ben o soruların peşinden gittim.
Sınıfta çocukların “yapamıyorum” dediği anları gördükçe şunu farkettim: Yetişkinler de aslında aynı şeyi söylüyor… sadece farklı cümlelerle. Herkesin zorlandığı bir yer var. Hayat bazen hepimizi zorluyor gerçekten.
Ben de önce bunu toplumsal olarak anlamaya çalıştım, o yüzden sosyolojiye yöneldim. Sonra psikolojiyle derinleşti… derken bir noktada mindfulness ve wellbeing ile karşılaştım. Açıkçası bu son nokta “tamam, ben buradayım” dediğim bir yer oldu.
Şimdi geriye baktığımda hissettiğim şey bir başarıdan çok bir sorumluluk. Çünkü anladım ki benim rolüm sadece öğrenmek değil, paylaşmak. Ama bu paylaşmak da öyle bilgi aktarmak gibi değil… birinin iç dünyasına dokunmak çok daha derin bir şey. O yüzden ben hâlâ öğrenen, hâlâ dönüşen bir yerden konuşuyorum.

Bir anlatıcı ve bir eğitimci olarak kendinizi nasıl ifade ediyorsunuz?
Aslında ben kendimi bir “öğreten”den çok bir “alan açan” olarak görüyorum. Çünkü insanlar zaten ne hissettiklerini ve neye ihtiyaç duyduklarını biliyorlar… sadece çoğu zaman bunu duyabilecekleri bir alanları olmuyor. Çocuklar için de aynı şey söz konusu, onları bir problemle baş başa bırakıyorsunuz ve çözmek için her yolu deniyorlar, o yere varmak için sorgulamaya başlıyorlar. Ben orada rehberlik ediyorum, kimi zaman ellerinden tutup ileriye doğru yürütüyorum.
İnsanlara “ne yapmaları gerektiğini” söylemek yerine, onların kendi cevaplarını duyabilecekleri bir sakinlik yaratmayı önemsiyorum. Sınıfta bir çocukla çalışırken de, bir yetişkinle meditasyon yaparken de yaklaşımım aynı.
Kariyer olarak hedefleriniz neler?
Benim hedefim sadece bireysel çalışmalar yapmak değil, wellbeing yaklaşımının hem eğitim sisteminin ve hem de günlük yaşamın doğal bir parçası haline gelmesine katkı sağlayabilme fikri beni heyecanlandırıyor.
Okul topluluğu aslında çok katmanlı ve güçlü bir yapı. Sadece öğrenciler değil; onların aileleri ve doğal olarak öğretmenler ile onların aileleri de bu sistemin içinde. Ne kadar geniş bir kitleden bahsediyoruz. Her birinin iyi olma halinin desteklenmesi, bütüncül olarak daha dengeli ve sağlıklı bireylerin yetişmesini mümkün kılıyor. Bu zincirin içinde birden fazla rol üstlenebilmek benim için çok kıymetli.

Özellikle çocuklarla yaptığım çalışmaların uzun vadede derin bir etkisi olduğuna inanıyorum. Çünkü bir çocuk duygusunu tanımayı ve regüle etmeyi öğrenirse, bu sadece akademik başarısını değil, hayat boyu taşıyacağı o içsel gücünü de destekler.
Bunun yanında yetişkinlerle yürüttüğüm meditasyon ve somatik çalışmalarla, insanların kendi sinir sistemleriyle yeniden bağ kurmalarına alan açmayı önemsiyorum. Çünkü gerçek iyilik hali, ancak bu bağ yeniden kurulduğunda mümkün oluyor.
Yaşadığınız yer sizin yaşamınızı nasıl etkiler? Kariyerinize bir etkisi oldu mu?
Yaşadığımız yer aslında sadece fiziksel bir alan değil; zihinsel ritmimizi ve hayata bakışımızı da belirleyen bir şey. Benim için bu yolculuk Bodrum’a yerleşmemle başladı. Orada yaşadığım dönem, öğretmenliğe yönelme kararımın şekillendiği bir süreçti. Daha sade, daha yavaş bir yaşamın içinde çocuklarla temasın ne kadar kıymetli olduğunu fark ettim. İstanbul’daki yoğun ve hızlı tempodan çıkışın bana öğretileri oldu. Mesela sürekli hız içinde olmak insanın kendisiyle olan bağını azaltıyor.
Mindfulness ile tanışmam da tam bu döneme denk geliyor. Çünkü bir noktada durmaya, yavaşlamaya ve gerçekten “orada olmaya” ihtiyaç duydum.
Mindfulness ile ilgili konuşmak istiyorum. Uzmanlık alanınız olarak nasıl tanımlıyorsunuz bu yöntemi ve nasıl uyguluyorsunuz?
Mindfulness benim için artık bir teknikten çok bir ilişki biçimi. Kendimizle, bedenimizle ve hayatla kurduğumuz ilişkinin daha farkında, daha nazik ve daha gerçek bir hale gelmesi.
Çoğu insan mindfulness’ı sadece meditasyon yapmak olarak düşünüyor ama aslında daha kapsayıcı bir süreç. Asıl mesele, gün içinde otomatik tepkiler yerine farkındalıkla seçim yapabilmek ve çok popüler haliyle akışta kalabilmek.
Online ve yüz yüze olarak, bireysel ya da grup halinde seanslarla görüşmeler sağlıyor, paylaşan rolümü bu şekilde ilerletiyorum.

İlk tanınırlığınız anne influencer olmanızla başladı. Annelik sizin kariyerinizdeki seçimleri nasıl etkiledi?
Annelik benim için hayatımda bir öğretmen oldu diyebilirim. Çünkü bir çocuğa hatta bir bebeğe eşlik ederken şunu çok net görüyorsunuz: Onlar söylediğinizden çok, olduğunuz hali hissediyorlar ve kesinlikle bu konuda inanılmaz bir öngörüleri var, algıları o kadar açık ki öğrenmek için bir kez görmeleri dahi yetiyor düşünsenize…
Bunun beni daha farkında, daha çok dinleyen ve daha sabırlı olmaya davet ettiğini söyleyebilirim.
Kızımla kurduğum bağ, aslında yaptığım tüm çalışmaların temeli. Hem sınıfta hem de yetişkinlerle çalışırken, bu temel yerden ilerliyorum: Önce güvenli bağ kurmak, sonra rehberlik etmek.













