Kıymetli okurlarım sabah gözünüzü açar açmaz zihniniz çalışmaya başlıyor mu? Daha yataktan kalkmadan bugün yapılacakları düşünüyor, dün yarım kalanları hatırlıyor, bir yandan telefonunuza bakıyor, bir yandan da kime ne söylemeniz gerektiğini zihninizde sıralıyor musunuz? Akşam olduğunda da içinizden şu cümle geçiyor mu? “Bugün ne yaptım da bu kadar yoruldum?”
Belki çağımızın en görünmeyen yorgunluklarından biri tam burada başlıyor. Artık yalnızca yaptıklarımızdan yorulmuyoruz. Hatırladıklarımızdan, yetiştirmeye çalıştıklarımızdan, cevap vermemiz gereken mesajlardan, alınması gereken kararlardan, yarına bıraktıklarımızdan ve zihnimizde tamamlayamadığımız konuşmalardan da yoruluyoruz.
Hayatımız hızlandı. Fakat insanın iç ritmi her zaman aynı hızda ilerlemiyor. Bir mesaj geliyor. Bir bildirim düşüyor. Birisi bir şey istiyor. Aklımıza başka bir görev geliyor. Sonra kendimize de “Biraz daha dayan, bunu da bitireyim” diyoruz. Peki ne zamana kadar?
Belki mesele zamanımızın azlığından önce, dikkatimizin çok fazla yere dağılmasıdır. Günün içinde bedenimiz bir odada otururken zihnimiz beş ayrı yerde dolaşabiliyor. Geçmişte söylediğimiz bir cümlede, akşam yapacağımız işte, çocuğun sorununda, ödenecek faturada, telefondaki mesajda…
Böyle yaşadığımızda dinlenmek için otursak bile zihnimiz oturamıyor. İşte burada kendimizi tanımak çok kıymetli. Çünkü herkes yoğunluğu aynı biçimde yaşamıyor. Bir insan strese girdiğinde daha da hızlanabilir. Liste yapar, kontrol eder, çözmeye çalışır. Bir başkası karar vermekte zorlanır. Kimisi konuşur, kimisi susar. Kimisi herkese yetişmeye çalışırken kendi ihtiyacını en sona bırakır.
Mizaçlarımız, yaşam deneyimlerimiz ve öğrendiğimiz baş etme biçimleri stres dilimizi de şekillendirir. Bu yüzden zaman zaman kendimize şu soruyu sormak gerekiyor: “Ben yorulduğumda nasıl davranıyorum?”
Daha sabırsız mı oluyorum? Daha çok mu kontrol ediyorum? İnsanlardan uzaklaşıyor muyum? Kendime karşı kullandığım dil sertleşiyor mu? Belki stres yönetiminin ilk adımlarından biri stresi ortadan kaldırmaya çalışmak yerine, onun bizde nasıl konuştuğunu fark etmektir. Çünkü insan kendisini duyabildiğinde ihtiyacını da daha doğru okuyabilir.
Bazen ihtiyacımız uyumaktır. Bazen yürümek. Bazen birkaç saat telefondan uzaklaşmak. Bazen hiçbir çözüm üretmeden sevdiğimiz biriyle konuşmak. Bazen de yalnızca durup şu soruyu sormak: “Şu anda gerçekten neye ihtiyacım var?”
Bu küçük soru öz değerle de yakından ilişkili. Kendine değer vermek her sabah aynanın karşısında güzel sözler söylemekten ibaret değildir. Kendi yorgunluğunu küçümsememek… Her isteğe aynı anda yetişmeye çalışmamak… Gerektiğinde sınır koyabilmek… Yapamadıklarımız kadar yaptıklarımızı da görebilmek… Kendimize karşı kullandığımız dili fark etmek…
Bunların hepsi insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin parçalarıdır. Üstelik kendi içimizde taşıdığımız yoğunluk, en yakın ilişkilerimize de sessizce sızabiliyor. Bazen eşimizin söylediği küçücük bir söz bizi gereğinden fazla öfkelendirebiliyor. Çocuğumuz aynı soruyu ikinci kez sorduğunda tahammülümüz azalabiliyor. Bir arkadaşımız konuşurken dinlediğimizi sanıyor, zihnimizde başka bir meseleyi çözmeye devam ediyoruz. Sonra iletişim bozuldu zannediyoruz.
Belki bazen bozulan iletişimden önce yorulan insandır. Kendi yükünü tanımayan kişi, karşısındakinin ihtiyacını duyacak alanı da kaybedebilir. Bu yüzden ilişkilerde zaman zaman şu iki soruyu yan yana koymayı seviyorum: “Benim şu anda neye ihtiyacım var?” ve “Senin şu anda neye ihtiyacın var?”
İki insanın birbirini anlamaya başlaması bazen böylesine sade bir yerden başlıyor. Hayatı değiştirmek için her zaman büyük kararlar da gerekmiyor. Telefonu yarım saat sessize almak… Yürürken yalnızca yürümek… Bir işi bitirmeden yenisine başlamamak… Günün içinde birkaç dakikalık nefes alanı bırakmak… Farklı bir yoldan eve dönmek… Bir dostla yüz yüze konuşmak…
Bazen insanın bütün gününü değiştiren şey küçük bir duraktır. Çünkü yaşam yalnızca yetişilecek işlerden oluşmuyor. Duyulacak bir iç sesimiz, korunacak ilişkilerimiz, gerçekleştirilecek hedeflerimiz ve yaşayacak bir ömrümüz var. Her şeye yetişmeye çalışırken kendimize geç kaldığımızda, bir süre sonra başarılarımız bile içimizde beklediğimiz karşılığı vermeyebilir.
Belki bugün yapılacaklar listemize yeni bir madde eklemek yerine bir soru ekleyelim: Hayatımda bu kadar çok şeye yetişmeye çalışırken, kendime ne kadar yetişebiliyorum?
Sevgiyle kalın.













