İnsan, kendine ne kadar iyi davranmayı öğrenirse o kadar iyileşir. Bazen düşünüyorum… İnsan kendini ne kadar sevebilir? Bir insan, başkalarından beklediği sevgiyi kendi içinde bulabilir mi? Herkesin yarasına merhem olmaya çalışırken kendi yaralarını görmezden gelmeden yaşayabilir mi?
Çocukluğumuzdan itibaren bize sevmeyi öğretiyorlar. Annemizi, babamızı, eşimizi, dostumuzu… Birinin kalbini kırmamayı, birini üzmemeyi, herkesin gönlünü hoş tutmayı anlatıyorlar. Ama nedense kimse bize kendimizi nasıl seveceğimizi öğretmiyor. Kendimize kızdığımızda nasıl affedeceğimizi, yorulduğumuzda nasıl dinleneceğimizi, herkes bizden bir şey beklerken kendimize nasıl vakit ayıracağımızı anlatan pek olmuyor. Sonra büyüyoruz. Başkaları bizi sevsin diye kendimizden ödün veriyoruz. Kabul görmek için susuyor, kaybetmemek için içimize atıyor, yalnız kalmamak için bazen kendi kalbimizi bile susturuyoruz.
Bir gün aynaya baktığımızda yüzümüzü tanıyoruz ama içimizdeki insan bize yabancı geliyor. İşte o gün anlıyoruz ki insanın kendine yabancılaşması, yaşayabileceği en sessiz yalnızlıklardan biri. Peki, insan kendini ne kadar sevebilir?
Belki de kendini sevmek, her sabah aynaya bakıp kendine güzel sözler söylemekten çok daha fazlasıdır. Kendini sevmek; herkes seni yanlış anladığında kendini anlatmaktan vazgeçmemektir. Hata yaptığında kendini acımasızca yargılamamaktır. Birinin sevgisini kaybetmemek uğruna kendi değerinden vazgeçmemektir. Bazen hayır diyebilmektir kendini sevmek. Bazen gitmesi gerekeni tutmamak, bazen de herkese yetişmeye çalışırken kendini geride bırakmamaktır. Ve en önemlisi, kusurlarınla da insan olduğunu kabul etmektir. Çünkü insan, yalnızca başarılı olduğunda, güzel göründüğünde, güçlü durduğunda ya da birilerinin işine yaradığında değerli değildir. Ağladığında da değerlidir. Yorulduğunda da… Başaramadığında, dağıldığında, yeniden başlamak zorunda kaldığında da…İnsanın değeri, başkalarının ona nasıl davrandığıyla ölçülmez.
Belki de kendimizi yeterince sevmememizin nedeni, sevgiyi hep dışarıda aramamızdır. Birinin bizi seçmesini, anlamasını, takdir etmesini beklerken kendi hayatımızda kendimizi kaçıncı sıraya koyduğumuzu unutuyoruz. Oysa insanın kendisine verebileceği en büyük hediye, başkalarının sevgisine ihtiyaç duymayan biri olmak değil; başkalarının sevgisi eksildiğinde bile kendini değersiz hissetmemeyi öğrenmektir. Elbette hepimiz sevilmek isteriz. Birinin bizi merak etmesini, sesimizi duymak istemesini, yokluğumuzu fark etmesini… Bunlar insan olmanın en doğal ihtiyaçlarıdır. Kendini sevmek, kimseye ihtiyaç duymamak değildir. Bir başkasının sevgisini isterken kendi sevgini de ihmal etmemektir. Belki de kendini sevmek, bir ömür süren bir öğrenme yolculuğudur. Her gün biraz daha kendini anlamak, geçmişteki hâline şefkat göstermek ve gelecekteki kendine daha güzel bir hayat bırakmak…
Ben artık şuna inanıyorum: İnsan kendini, başkalarının gözünde nasıl göründüğünden bağımsız olarak sevebildiği ölçüde özgürleşir. Çünkü bir gün herkes gidebilir. Bir gün alkışlar susabilir, telefonlar çalmayabilir, beklediğimiz insanlar gelmeyebilir. Hayat, bize hiç ummadığımız yalnızlıklar yaşatabilir. Ama bütün bunların içinde kendimize sırtımızı dönmemeyi öğrenebiliriz. Belki de asıl mesele, kendimizi ne kadar sevebildiğimiz değil; dünya bizi sevmediğinde bile kendimize ne kadar şefkat gösterebildiğimizdir. Ve insanın kendine söylemesi gereken en güzel cümle belki de şudur: “Herkesin sevgisini kazanmak zorunda değilim. Herkes tarafından anlaşılmak zorunda da değilim. Ben, bütün eksiklerimle, hatalarımla ve yarım kalmışlıklarımla da sevilmeye değerim. Önce kendime düşman olmayı bırakacağım. Çünkü bu hayatta ne yaşarsam yaşayayım, kendimle birlikte yaşamaya devam edeceğim.”
Belki de insanın kendine duyabileceği en büyük sevgi budur: Kendini hiçbir zaman terk etmemektir.













