Ankara’da dolmuş kültürü öyle sıradan bir toplu taşıma yöntemi değildir; kendi raconu, kendi dili ve kendine has fizik kuralları olan devasa bir ekoldür.
Özellikle Güvenpark dolmuş duraklarına akşam saatinde yolun düştüyse, kendini bir anda Gladyatör filminin giriş sahnesinde bulabilirsin.
Herkes gideceği semtin hattına göre kümelenmiştir: Keçiören, Mamak, Sincan, Dikmen… Mavi ve beyaz renkli o efsanevi minibüs uzaktan göründüğü an, duraktaki kalabalıkta tatlı bir dalgalanma başlar. Araç daha durmadan, kapı hafifçe aralandığı an içeriye atılan o hamle var ya; Olimpiyatlarda uzun atlama branşında altın madalya getirir.
İçeriye bir şekilde kapak attın mı iş bitmez. Şoför abimiz hemen aynadan arkaya bakar ve o meşhur komutu verir: “İlerleyelim gardaşım, orta boş, arkaya doğru süzülelim!” Ayakta durmak imkânsız gibidir ama bir şekilde eğile büküle sığışılır. İşte tam o esnada parayı elden ele öne doğru uzatma seremonisi başlar: “Usta, oradan bir Meşrutiyet uzatır mısın?”
O para üç el değiştirir, şoföre ulaşır, para üstü aynı hassasiyetle geri gelir ve bir kuruş bile eksilmez. İşte bu güven ortamı, bu pratik zekâ sadece Ankara dolmuşlarında olur. Dolmuş şoförünün “İnecek var mı?” sorusuna tam zamanında “Müsait bir yerde kapıyı açar mısın usta!” diye seslenmek ise bu şehirde yetişkinliğe adım atmanın en büyük sembolüdür.













